1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Tarihte Türk asrı "16. Yüzyıl"
Tarihte Türk asrı "16. Yüzyıl"

Tarihte Türk asrı "16. Yüzyıl"

16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu’da en geniş sınırlara ulaştığı yüzyıldır. II. Beyazıt, Yavuz Selim, Kanuni...

A+A-

16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu’da en geniş sınırlara ulaştığı yüzyıldır. II. Beyazıt, Yavuz Selim, Kanuni Süleyman ve II. Selim’in hükümranlık yıllarıyla geçen bu yüzyılda Akdeniz bir Türk denizi haline gelmiş, 8 milyon kilometrelik bir araziye sahip olduğu bir alana hâkim olduğu XVI. Yüzyıl, Türk tarihinin altın devirlerinden biridir. Şah İsmail tarafından İran’da kurulan Safevi devleti, bugünkü Azerbaycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin doğu Anadolu bölgesini kapsayan çok büyük bir devletti. Ayrıca,  bu dönemde, 5 milyon kilometre yüz ölçümü toprağı ile Hindistan’da Babur Şah tarafından bir Türk imparatorluğu kurulmuş bulunuyordu. Karadeniz ve Hazar Denizi Türk devletleri arasında bir iç göl gibiydi. Bu yüzyılda Türklük siyaseti açısından olduğu kadar ilim ve medeniyet açısından da zirveye ulaşmıştı. Gerek Osmanlı gerekse Türkistan coğrafyasında canlı ve parlak bir ilim hayatı hanedanların koruması altında serpilip boy attı. Manevi kültür yönünden ele alındığında da bu yüzyıl boyunca hem Osmanlı ülkesi hem de Türkistan topraklarında benzer bir ihtişam göze çarpıyordu. Bu yüzyılda Türkistan’da kurulan Nakşibendî tarikatı ve kolları otağdaki handan, dağdaki çobana kadar uzanarak gönül dünyalarına yön veriyordu. Bu tarikatlar sayesinde fetihten fethe koşan akıncıların yanı sıra yedi iklim dört bucakta Allah’a hakkıyla kul oluş yöntemlerini öğreniyor, insanımızın ruh dünyasına emsalsiz renklerle zenginleştiriyordu. Hoca Ahmet Yesevi, çeşitli boylardan milyonlar ve milyonlarca Türk insanına Allah’ın dilemesiyle hidayet yolunu göstermiş ve Türklüğü “muttaki ”bir Müslümanlık yolunda yoğurmuştur. Bu hususlar da dikkate alındığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki 16. yüzyılın bir “Türk Asrı” olarak adlandırılması yerinde bir nitelemedir. Bugün tarihi bir dönem olarak 16. yüzyıl Türk dünyasının ulaştığı seviyeyi hedeflemek hiç de küçümsenemeyecek bir yöneliştir. Çünkü tarihte “Türk Asrı” diye bilinen yıllara bu vasfı kazandıran kimselerin daha sonraki yüzyıllarda örnek alınacak bir çağ oluşturmak gibi, o günden bu yana geçen sürede de hiç kimse o yüzyılı ihya etme gibi bir misyona talip olmamıştır. “Türk Asrı”nın etkili kadrolarına baktığımızda hepsinin ortak hedeflerinin “Allah rızasını kazanmak” olduğunu görürüz. Bu hedefe yürüyen Hanından çobanına kadar bütün insanların belirleyici vasıflarının ise “İyi Müslüman” İslam literatüründeki adıyla “muttaki (takva sahibi) Müslüman” olmak olarak ortaya çıktığını tespit edebiliriz. Hedef  “Allah rızası”, bu hedefe ulaşmak için varılması gereken merhale “İyi Müslüman olmak”  olarak belirlenince örnek alınacak tek bir dönem, örnek alınacak tek bir kadro vardır: ASR-I SAADET ve bu dönemi asırlar ötesine bir örnek olacak vasıfta dokuyan Rasulullah ve keremli ashabının oluşturduğu kadro. Hedef “Allah rızasını kazanmak” olarak belirlenince, Müslüman Türk yeryüzüne adaleti hâkim kılmak, zulmü önlemek için faaliyetler, savaşlar tek kelimeyle “nizam-ı âlem” bu yolda bir merhaledir;  İrşat ehli âlimler ve dervişler cihetiyle de Allah kelamını yedi düvele tebliğ etmek, iyiliğe çağırıp kötülükten men etmek yani “İla-yı Kelimetullah” ise ancak idari kadro ile yan yana yürütülecek bir çalışmadır. Osmanlı’nın kuruluşundaki Şeyh Edebali-Osman Gazi, İstanbul’un fethinde Ak Şemsettin-Fatih ilişkisi bu irşat ehli- idareci kadro birlikteliğinin çok bilinen örnekleridir. “Türk Asrı” diye yeni bir çağı yaşamak ve yaşatmak için öncelikle bu sosyal olguyu sağlam bir zemine oturtmak gereklidir. Bu sağlam zemini oluşturabilmek içinde yeni Ahmet Yesevi’lere, Yunus Emre’lere, Mevlana’lara, Şeyh Edebalı’lara, Emir Sultan’lara, Hacı Bayram’lara, Ak Şemsettin’lere ihtiyacımız vardır.  Dolaysıyla bir “Türk Asrı”nın şafağı henüz ağarmamıştır. Bu değerlendirmemiz bir ümitsizlik ifadesi olarak algılanmamalıdır. Türkiye, Avrupa’nın içinde yok olmayacak kadar büyük, köklü, zengin ve soylu bir geçmişe sahiptir. Dolaysıyla; yalnız Avrupa’ya endekslenmiş bir politika yerine, ABD, Rusya, Uzak Doğu (Çin, Hindistan, Japonya, Endonezya v.b) ve Güney Amerika ile yeni ekonomik, sosyal, ticari politikalar üreten yeni bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. Dünya, her zaman ve her yerde sözü dinlenen, güçlü, büyük Türkiye’yi beklemektedir. Büyük Türkiye, geçmişte olduğu gibi gelecekte de “İnsan haklarının”, “özgürlüğünün” ve “adaletinin” teminatıdır ve inanıyorum ki; 21. Yüzyılda “Türklerin Asrı” olacaktır.

Bu haber toplam 2170 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.