1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SU TESTİSİ SU YOLUNDA KIRILIR-RABİA TAŞDEMİR
SU TESTİSİ SU YOLUNDA KIRILIR-RABİA TAŞDEMİR

SU TESTİSİ SU YOLUNDA KIRILIR-RABİA TAŞDEMİR

Ben altı çocuklu bir çifçi ailesinin üçüncü çocuklarıydım. Ailemin benden başka üç erkek, iki kız çocuğu var. Annem ve babam dar gelirli ama mutlu...

A+A-
Ben altı çocuklu bir çifçi ailesinin üçüncü çocuklarıydım. Ailemin benden başka üç erkek, iki kız çocuğu var. Annem ve babam dar gelirli ama mutlu bir yuvaya sahiptiler. Bizleri en güzel şekiklde vatana ve millete yararlı evlat olarak yetiştirmekteydiler. Okul yıllarım gayet hoş ve güzeldi. Mutlu bir çocukluğum vardı. Bizim zamanımızda orta okulu bitirince yeterli bir puanla herhangi bir yüksek okula gidebiliyorduk. Benim o dönemlerde öğretmenlik için puanım yeterliydi. Sevdiğim bir meslekti öğretmenlik. Nihayet yerleşmeler başlamıştı. Küçük yaşta olmama rağmen sevinçten havalara uçuyordum. Ben de ben de güzel bir öğretmen olacağım, memleketime güzel, zeki ve çalışkan öğrenciler yetiştirecektim. Ailem bütün hızıyla mutlu ve sevinç içinde hazılıkları tamamladı okul kayıtlarım v.s bütün işler bitmişti. Ailemden ayrı kalacağım için çok üzülüyordum ama bir yandan da eğitimimi tamalamak için seviniyordum. Biletler alındı yolculuk için vedalaşmalar başladı. Sanki o gün tamamen ayrılacakmışım gibi hüzünlüydüm. Vedalaşıp ailemden ayrıldım. Yepyeni bir ortam ve arkadaşlığa doğru adım atıyordum. Yurtta arkadaşlarım çok iyilerdi. Her şey yolundaydı arada bir ailemle telefonda görüşüyoruz. O dönemlerde cep telefonu da yoktu. Ptt’den arayabiliyorduk. Okulun ve yurdun telefonlarından ulaşabiliyorduk ama yine de bu beni mutlu ediyordu. Bir yıl, iki yıl, üç yıl derken koskoca dört yılı tamaladım ve nihayet mezun olmuştum bu arada mezuniyet töreninde bir başka sınıftan mezun olan bir öğretmen arkadaşla tanıştık gayet ince zarif yakışıklı bir bey efendiydi. Bununla bir müddet mektuplaşlmaya başladık birbirimizi tanımak için sevmiştik. Güzel bir insandı. Mesleğine ve ülkesine bağlı sadık bir bireydi. Tabii ki bu dönemlerde atamam oldu. Yurdumuzun doğu kesimlerinde Elazığ’a bağlı bir ilçede öğretmenlik yapmaya başladım. Köy kızı olduğum için alışıktım köy hayatına, bana fazla zor gelmiyordu. Okulumu ve öğrencilerimi çok seviyordum. Köylülerin de kısa zamanda sevgilerini kazanmıştım. Öğretmenlik hayatım da gayet güzeldi, her şey yolundaydı. Taa ki kader ağlarını örene kadar. Hani derler ya kul imtihan için yaratılmıştır. Başına gelecekleri Allah’tan başkası bilemez diye. Benim de öyle oldu galiba. Konuştuğum arkadaşımın bir başka memlekete çıkmıştı tayini. Yine bir mektubunda artık ikimizde iş güç ve meslek sahibiyiz. Her işimiz yolunda evlenmemizin zamanı geldiğini söylüyordu. Konuyu aileme açtım babam olumlu davrandı. Sorup soruşturalım, Allah yazdıysa neden olmasın benim melek kızım büyümüşte yuva kurmaya hazırlanıyor diye saçlarımı okşayarak onayladı. Köy adetlerindendir görücü usulu kız istemeye gidilir. Nişanlımın ailesi yoktu. Allah’ın emrini almak için görev yaptığı okul müdürü ve eşi gelmişti. İstediler ve üç ay içerisinde düğünümüz oldu ama ben bu arada nişanlımın eski huylarını hiç göremiyordum ya da göstermiyordu. Artık siz ne dersiniz bilemem, evlendik. Eşim de tayin istedi o da benim görev yaptığım ilçeye geldi. İlçe ama küçük bir yerdi. Tıpkı köy gibi ama seviyordum. Eşim bir türlü tatmin olmuyordu. Burayı sevmedim gidelim buralardan, İstanbul’da hayat var, yaşamak güzel diye sık sık huysuzluk çıkarıyordu. Öğrencilerimi seviyor ve ayrılmak istemiyordum. Dayanacak da gücüm kalmamıştı. Bir iki yıl idare edelim dedikçe huysuzluk yapıyordu. Böylece üç yıl geçti aradan. Bir kızım dünyaya geldi. Tayin istedik İstanbul’a. Ve oraya yerleştik. Yerleştik ama ne yerleşme. Meğer eşimin bütün çevresi, kötü huylu arkadaşları hepsi mi orada bilinçli mi oldu sanki anlamıyorum. Eşim okuluna ve öğrencilerine karşı çok çok iyi bir eğitimci, dostlarına karşı tam bir beyefendi ama eve geldiğinde bambaşka bir kişiliğe bürünüyor, öfke, sinir, dayak, huzursuzluk hat safhada. Böyle iki yılı daha devrdik . Tabi bu arada bir de erkek çocuğumuz dünyaya geldi. Eşim tam bir kumarbaz ve alkol bağımlısı olup çıkıverdi. Elde avuçta ne varsa kumara veriyor sabahlara kadar alkol alıyor meyhane ve kumarhane ikinci adresimiz oldu. Ben evde çoluk çocuk aç ve susuz sözde maaaşımız var ama biz göremiyoruz alıyor hepsini elimden haydi kumara. Sabah kalkınca da akşamdan esinti kalmıyor okuluna giderken kimseler bilmiyor onun bu halini. Böyle bir on yılım felaketler içinde geçti. Babam her seferinde diyor kızım sende bir şey var bana söylemiyorsun. Söyleyemezdim babama. Söylesem zaten çektirir mi bana bu kadar acıları derken bir gün ağbeyim çıkageldi ansızın ve habersiz. ağbim öğrenmesin diye saklıyorum olanı biteni ama kızım konuşuyordu artık her şeyi anlatıyor biliyor ve aklı eriyordu. Anlattı olanı biteni ağbime. Ağbim sinirden deliye dönmüştü. Olmaz böyle bir şey olamaz diye bağrıyordu. O geceyi öfkeli geçiren ağbim ertesi günü memlekete gidiyorum diye evden ayrıldı. Meğer bizi takip edecekmiş memlekete gitmeden. İstanbul’da geçirmiş gününü akşam olupta okul çıkışı eşimin görevli olduğu okulun önünde başlamış takip etmeye. Bir hafta izlemiş eşimi ve bir hafta sonra tekarar çıkageldi. Aldı karşısına güzel güzel konuşup bu işin böyle yürümeyeceğini, gereğinin yapılmasını istedi. Eşim tamam dedi ama nafile. Alışmış kudurmuştan beter derler ya o hesap bizmkisi yine de vazgeçmedi huylarından. Babab ve ağbim devreye girip tayin istediler memlekete tayinimi çıkartıp memlekete götürdüler. Şimdi kendi köyümün okulunda kendi çocuklarımızla eğitime devam ediyordu. Bu arada eşim iyice zıvanadan çıkmıştı. Tehditler savuruyor, asmaktan, kesmekten bahsediyordu. Boşanma davası açtık ve ayrıldık eşimden. Çocuklarımla mutlu bir hayat sürmeye başlamışken eşim yine rahat durmuyor sık sık çocukları görmeye geldiğinde huysuzluk ediyor, tehditler savuruyor, huzurumuzu kaçırıyordu. ağbim bu işe büsbütün bozuk atıyordu. Bir gece eşim yine evin önünde nara atarak küfürler savururken ağbim av tüfeğini kapınca fırladı dışarıya. Balkondan sıktığı saçmalar oracıkta eşimi yerlere yığımıştı. Biz feryadı figan ededuralım su testisi su yolunda kırılır derler ya kırılmıştı su testisi. Feci şekilde gözlerimin önünde can veren eşime mi koşayım yoksa öfkeden deli olan ağbime mi koşayım.  Kurtulduk kurtulduk diye bağırıyordu ağbim. Jandarmalar alıp götürdüler.  Eşimin ailesi ve herhangi bir yakını yoktu. Yuvada yetişmişti. Devlet tarafından okutulup meslek sahibi edilmişti. Yine defin işleriyle babam uğraşıyordu. Zavallı ben kaderin önüne geçememiştim. Yıllarımı feda etmeme ve doğru yolu anlatmama rağmen bir türlü yola getirememiştim eşimi. Böylece hayatımın zindan olan bölümlerini tamamladım. Artık yolumda kötü engeller yok olmuştu fakat ortada iki tane yetim yavru vardı. Onlar bana anne, babamı anlatır mısın dediklerinde anlatacak güzel bir hatırası da yoktu. Bu yıllar içerisinde yaşadığım sıkıntı ve çilelerle dolu hayatın içinde kendimi de tamamen unutmuştum. Nerede o mavi gözlü, sarı saçlı öğretmen gitmiş yerine çilelerin yoğurduğu biri öğretmen gelmişti. Bundan sonraki hayatımda kendimi toparlayıp çocuklarım ve öğrencilerimle mutlu bir hayat sürebilir miyim bilmiyorum eşimin gözlerimin önünde can çekişirken bile helallik istemesi hiç mi hiç aklımdan çıkmadı. Allah ona rahmet bana da bol sabır ihsan eylesin. Amin. Güncel hayattan alınmış bir kıssa.  
Bu haber toplam 128 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.