1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Sızı (Canan Tan)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Sızı (Canan Tan)

A+A-

alaattin-karaer--kose-yazisi1-043.jpg

Eşim telefonda; İyi ki bilgisayarın bozulmuş, eskisi gibi kitap okuma olanağın oldu. Arada bozulsun veya sen boz bilgisayarını diye dileklerini belirtiyordu.

     Haksızda sayılmazdı! Bu hafta iki kitap okudum, üçüncüsüne başladım.

     Canan Tan’ı, 2006 yılında gittiğim Kıbrıs’ta, 1. Kitap fuarında tanımış ve görüşme fırsatı bulmuştum.

     Piraye, Yüreğim Seni Çok Sevdi, Hasret; Töre okuduğum kitaplarıydı. Şu an iki gün içerisinde bitirdiğim “Sızı”  kitabından bahsetmek istiyorum. 

 

Hiç uçurtma uçurmadım ben

Kumdan kaleler yapmadım hiç

Sokaklarda oynayamadım

Kardan adam yapamadım

Çocuğum ben ama

Çocukluğumu yaşayamadım…

 

     Doğduğunda 40 gün ağlamayan bir bebek… Kimbilir, belki de uzun yıllar ağlayacağı için 40 gün susmuştu…

     Kaderi daha baştan olumsuz yazılmış. İstenmeyen bir bebek olmuş.

     Anneannem koymuş adımı. Bendeki farklılığı ilk hisseden de oymuş zaten. Diğer bebeklere benzemiyormuşum pek.

     İlk çığlıkla dünyaya “merhaba” diyen bebelerin gözleri genellikle yumulu olur ya… Fal taşı gibi açıkmış benimkiler. Annemin yüzüne diktiğim sabit bakışlarsa, şaşırtıcı derecede anlamlıymış.

     Ne var ki annem o anlamlı bakışların farkında bile değilmiş. Onun gözünde, bedenine musallat olmuş habis bir urdan farkım yokmuş. İstenmeyen bebek, hele hele o bebek kızsa… Anasının bile umurunda olmuyor ne yazık ki!

     Çok narin, uslu bir bebekmişim. Kırık gün boyunca hiç ağlamamışım. Annemin yüzüne bakmışım hep, zerrece gözümü kırpmadan!

     “Farklı bir çocuk bu” demiş anneannem. “Gizil güçlerle kutsanmış gibi. Adı da Efsun olsun bari.”

      Astrolog Filiz Özkol, yaşam öyküsünü Canan Tan’la paylaşarak bu kitabın yazılmasına vesile olmuş.

     Yaşamdaki gerçekler Filiz Özkol’un yaşamından pek farklı değil ki!

      Az çok hepimizi yaşamışızdır benzer olayları. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Ailem o kadar tutucu olmamasına rağmen, ilk çocuğum olduğunda öğle paydosunda hastaneye doğumhanenin kapısına gittiğim de annemi beni beklerken bulmuştum. Kızın oldu, canın sağ olsun, üzülme dediğini hatırlıyorum. Evet erkek çocuk isteği yerleşmiş olan beynimizde başka bir alternatifimiz yoktu. Yürürken ayağı takılıp tökezleyen insanın acı gülüşü gibi bir tebessüm, yüzümün ve kulaklarıma kadar kızardığını hisseder gibi olmuştum. Sanki utanılacak bir iş yapmış insan gibi kendimi suçluluk içinde hissetmiştim.

      Hastane odasına girdiğimde, eşimin yüzüne hiç bakmayışımı her defasında söyler. Şu anda düşünürken dahi kendimi suçlu hissediyorum.

      İşte mürekkep yalamış bizler böyle olursak, gerisini siz düşünün!                      

      Doğduğumda emzirmemiş beni annem. Anneannem zorla göğsüne yapıştırmış da, öyle emmişim ana memesini. Sonrasında da bana yemek yedirdiğini hiç hatırlamıyorum. Sanırım babamdan delicesine nefret ettiği için, ilerleyen yıllar içinde de garip bir uzak duruşu oldu hep bana karşı. Ana-kız iletişimi yoktu aramızda. Ne yapmıştım ben ona, hiçbir zaman anlayamadım.

     Onun yerine beni sahiplenen ve çok, ama çok seven anneannemle teyzem olmasa ne yapardım, bilemiyorum…

     Kaderi daha baştan olumsuz yazılmış, bir kadın olan Astrolog Efsun’un yaşam öyküsünü bazen üzülerek, bazen kızarak, bazen gözyaşlarınıza hakim olamayarak okuyacaksınız…

alaattin-karaer--kose-yazisi2-040.jpg

 

      

 

2006 Yılında Kıbrıs 1. Kitap Fuarında Canan Tan’la tanışmıştım!

 

Bu yazı toplam 667 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.