1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Simit biraz tuzlanmış değil mi?  
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Simit biraz tuzlanmış değil mi?  

A+A-

 

alattin-karaer-kose-yazisi.jpg“Basit yaşayacaksın basit sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit, çay, simit ve peynirle..”

Nazım Hikmet

 

     Her sınıftan, her meslekten ve her kültürden insanın severek tükettiği bir besin olarak birleştirici gücü olan, kimsenin sevmem diyemediği ve birçoğumuzun en güzel anılarına eşlik etmiş, çocukluğumuzdan beri hayatımızda var olan,  sadece bir besin olarak değil, başlı başına bir kültür olarak değerlendirilebilen;

     Memursan, amirsen, işçiysen, öğrenciysen…

     Sabahları genelde kahvaltı yapılmadan çıkan bu kesimin sabahları çayın yanında, genellikle peynirle yedikleri susamlı yuvarlak hamurdan yapılmış toplum olarak yıllardır alıştığımız bir lezzet. Haydi bilin! Elbette simit diyeceksiniz. Küçük öğrenciler okuyorsa, hemen bilmenin yanında bu amca bizle dalgamı geçiyor, bunu bilmeyecek ne var diyeceklerdir.

     Sizin anlayacağınız Simidi bilmeyenimiz yoktur.

     Çocukluğumdan hatırlıyorum.

     Taze simittttt!

     Sıcak simitttt!

     Bizde espri ile devam ederdik…

     Simidim tuzlu almayan buy…lu!

     Simidim taze almayan kepaze!

     Simidim bayat almayan gav…t!

     Şimdiki çocuklar pek bileceğini sanmıyorum, bizlerin başka ne eğlencesi olacaktı. Burger King, Mc Donald’s, KFC, Pizza Hut..lar yoktu.

     Babam memlekete ziyarete gittiğimizde, eşime ve çocuklarıma söylerken duydum. Bu çocukluğunda, (beni kastederek) çok müsrifti (masrafçı). Mahalle bakkalından çıkmazdı. Bakkal Hasan ağa Alaattin gibi müşterim olsa dermiş.

     Tabi bunları torunlarına biraz abartarak anlattığını fark ettiğim için lafa girmek zorunda kaldığım zamanlar oldu. Çünkü çocuklarımın geçen zamandaki şartların bugüne yakın bilmelerinden rahatsızlık duyduğumdandı. Gerçekler bilinmeliydi. Espri yapacağız diye yaşanan gerçekleri saptırmak hata olurdu.

      Sende amma abartıyorsun baba derdim.

      Bakkalda ne olurdu ki! Akide şekeri, kürdan gibi bir çöpün üstündeki sormuk şeker dediğimiz, şimdi marketlerin girişinde çocukları etkileyen, arabaların içinde on katı büyüklüğündeki şekerden sanmayın.

      Bizim o zaman ki çöp şekerimizde zayıftı.

      Keçi boynuzu, kırık leblebi. Birde şeker sucuğu!

      İşte çocukluğumuzdaki, babamın masrafçı dediği oğlu olarak yararlandığım mamuller bunlardı. Lafı nereden nereye getirdik.

      Evet!

      Simitten bahsediyorduk.

      Simit’in İstanbul’da başlayan daha sonra dünyanın birçok şehrine yayılan uzun bir geçmişi vardır. Simit’in tarihi 600 yıl öncesine dayanmaktadır. Eğer simit’in, dünyanın başka neresinde olduğunu merak ediyorsanız, başka bir ülkede olmadığını görürsünüz. Simit’in Osmanlıdaki serüveni 14. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Bu yüzyıllarda sultan sofralarında, saray mutfağında da yerini almaya başlamıştır. Aslında simit bir bakıma saraylıymış.

     Hafta sonu sabah doktor olan eşim çalıştığı hastaneye nöbete giderken, bende yürüyüş yapmak üzere kendisiyle çıktım. Dönüşte Zafer caddesinde zaman zaman aldığım simitten alarak evin yolunu tuttum.

     Sallama çay ve peynirle simit’imi yemek için sarılı kağıttan çıkardım ki; her zaman aldığım simit, zayıf ve küçüktü. Her zaman iştahla yediğim simit’in tatıda mı yoktu nedir, boğazımda düğümlenir gibi oldu.

     Demek ki simit’e zam gelmemişti, biraz rejim yaparak zayıflamış ve küçülmüştü doğal olarak.

     İşin şakası bir yana, biz millet olarak ne zamlara katlandık bu bize vız gelir tırıs gider.

     Simit biraz tuzlanmış değil mi?   

 

 

 

Bu yazı toplam 897 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.