1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (6)
SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (6)

SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (6)

“HADEME ALİ SERT”              ‘Sıradan’ ve ‘sıradışı’ olmak üzere toplumda iki tür insan var: Kriterlerime göre, para, meslek, eğitim,...

A+A-

“HADEME ALİ SERT”

             ‘Sıradan’ ve ‘sıradışı’ olmak üzere toplumda iki tür insan var: Kriterlerime göre, para, meslek, eğitim, kariyer, insanı belki donanımlı ve sosyal alanda başarılı yapabilir, ama yine de tek başına kişiyi ‘kaliteli’ ve ‘unutulmaz’ yapan unsur değildir. Örnek: Çevremizde bir alay ‘doktora-mastır yapmış’ öğretmen, doktor, mühendis, subay, vali,  hatta Bakan ve Başbakan var. Düşünün bakalım; bu saydıklarımdan kaçının adı aklınızda kaldı? Kaçı, beyninizde ve toplumda silinmez iz bıraktı? Saydığım bu mesleklerle bütünleşmiş kişilerin hepsi işlerini en iyi yapan “sıradan” insandır, o kadar. Amma ve lâkin içlerinden birisi alanında öyle bir sıçrama yapıyor; ki, -tabir caizse- yer yerinden oynuyor. İşte işinin erbab-ı o insan “sıradışı”dır. Zira ‘kendini iyi yetiştirmiş, değerli kimseye’ “adam” deniliyorsa da, “sıra dışı” olan en mükemmeline de “adam gibi adam” denilmektedir. En zirvedekine de zaten “Dâhi” diyoruz. Bana inanan, güvenen, değer veren, evlâdı gibi gören, adam yerine koyan, dar ve zor günlerimde hep yanımda olan, elimden tutan, bende iz bırakan, iyiliklerini asla inkâr etmediğim, anarken daima dualarla yad ettiğim, etkilendiğim, örnek aldığım, unutamadığım üç “iyi adam” tanıdım. Bunlar: Çocuk Hastalıkları Mütehassısı Dr.İhsan Yalbır, Kundura Boyacısı Ömer Yılmaz ve Hademe Ali Sert’tir. Bu yazımda dostumu, ‘manevî-hami babamı’ “sıra dışı” bir hademeyi, Sevgili Ali Sert’i huzura getirip, örnek alınacak ‘nev-î şahsına münhasır” bazı özelliklerini ve güzelliklerini anlatmamın doğru davranış olduğunu düşünüyorum: Ali Sert; Mucur-Karakuyu Köyü’nden 1926 yılında Mustafa ve Hüsniye’nin çocuğu olarak doğmuş. Birinci eşi Rahmalar Köyü’nden Pembe hanımın genç yaşta eceliyle ölmesi üzerine, Mucur Merkez’den Ümmühan hanımla evlenmiş ise de bu iki evlilikten hiç çocuğu olmadı. Soyadı’nın “Sert” olduğuna bakmayın siz; o insanlara hizmet ve hürmet etmek için sanki ‘özel yaratılmıştı’ ve gayet mülâyimdi. Ankara Numune Hastanesi Dahiliye Polikliniğinde Hademe olarak edebiyle hizmet vermiş ve herkesin gönlünde taht kurmuştur. Hastanedeki tedavisi esnasında yaptığı örnek insancıl davranışları unutmayan vefakâr, kadirbilir bir hanımefendi öğretmenin referansıyla, daha sonraları Ulaştırma Bakanlığı’nda hizmet verip, emekliye ayrıldı. Gençliğini yaşadığı dönem savaşlarla, yokluklarla ve yolsuzluklarla geçtiği için, bazen “Osman Bölükbaşı’nın dediği gibi: Bağrım Karaca Ahmet mezarlığı gibidir. Bir haykırsam, yer-gök inler! Derdimi Derin Dere bile almaz, taşar” der, maziye dalardı. “Herkes ömründe bir kere askere giderken; ben hem uzunca askerlik yaptım, hem de diğer iki kardeşlerimle de ihtiyat olarak askerlik yaptım.” deyip, hayıflanırdı. Eşi Pembe abla söz düştükçe: “Emsalleri çağdışı çıktılar, amma ordumuzun gözbebeği Ali’min yeniden askere çağrılması ihtimaline karşı Roosevelt Potinlerini çeyiz sandığımda hazır tutuyorum.” derdi. Ali Sert’in babamla dostlukları çok kavi idi. Babamın Köy Odasında zaman-zaman misafir kaldığını, izzet-î ikram gördüğünü, tanıklık ettiği Köy Odası anılarını ballandıra-ballandıra anlatırdı. Bekâr öğrencilik günlerimde, benimle de Ulucanlar Şükriye Mahallesi’nde duvar-duvara komşuluğumuz var. Beni oğlu gibi görür; sık-sık yemeğe çağırırdı. Özellikle Ramazan aylarındaki iftar ve sahurda hemen her gün yemeğe gelmemi bekler, o gün yemeğe gecikir ya da gelmezsem, Ben gelene kadar sofra ortada kurulu dururdu. Benim utangaçlığım ve çekingenliğim karşısında bana kızar: “Baban hanedan adamdı. Sen babayın oğlu değilsin!” derdi. Eşi Ümmühan abla da “Niye öyle diyorsun; bunu anası başkasından mı peydahlamış, o ne biçim lâf, böyle!” diyerek itiraz ederdi. Ne demek istediğini ben çok iyi anlar, asla kızmazdım. Hanesi açık, gönlü boldu. Şükretmesini, sabretmesini bilir, dünya malına asla tamah etmezdi. Ramazan aylarında öğrencilere ve mahalleli fakirlere sık-sık iftar verirdi.  Tanıdığı öğrencilerin, gurbetçi çırakların ve askerlerin sanki öz babaları gibiydi. Dinî bayramlarda eli cebinden çıkmazdı, cömertti. Güzîde güzel özelliklerle donanımlı, “Yaratandan dolayı yaratılanı seven” çok ‘özel’ bir ‘beni adem’di vesselam. Sözün özü: Ali Sert, Mevlevî semazenlerini pür dikkat (hayranlıkla) izler, Mevlâna Hazretlerini çok severdi. Mevlevîliğin ilke ve felsefesini yerli-yerince yapamasa bile; namaz borcu olmayan, niyazıyla da o yoldaki Mürid, Derviş ve İhvan kadar aşk dolu gönül adamıydı. “Göreceksiniz, Ben de Hazret’in Hakk’a yürüdüğü düğün gecesinde, O’nun yanındaki yerimi alacağım.” derdi. Duası kabul oldu, hakikaten, 70 yıllık ömür, bir ‘Şeb-î Arûs’ etkinliklerinde, 17 Aralık 1996 tarihinde, Mucur’da nihayetlendi. Mevlâ rahmet eyleye. (Amin) Hoşça kalınız.   Duran ERDOĞAN Kırşehir Anekdotları Yazarı E.posta: duranerdogan1947@gmail.com (Web) http://www.duranerdogan.com          
Bu haber toplam 689 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.