1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (5)
SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (5)

SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (5)

“Dr. İhsan Yalbır”              Bana inanan, güvenen, değer veren, adam yerine koyup dar ve zor günlerimde elimden tutan, bende iz bırakan,...

A+A-

“Dr. İhsan Yalbır”

             Bana inanan, güvenen, değer veren, adam yerine koyup dar ve zor günlerimde elimden tutan, bende iz bırakan, unutamadığım, daima dualarla yad ettiğim üç iyi insandan ikincisi Dr. İhsan Yalbır’ı anlatmamın doğru davranış olduğunu düşünüyorum: Kundura Boyacısı Ömer, beni, Samanpazarı Güven Çarşısı’nda muayenehanesi olan Çocuk Hastalıkları Mütehassısı Dr. İhsan Yalbır’la tanıştırdı. Hâsılı: Birkaç gün sonra muayenehanenin yedek anahtarları bana teslim edilince işe alındığımı anladım. Dr. İhsan Bey bir gün beni karşısına oturttu; bana, meşakkatler, zorluklar ve yoksullukla geçirdiği hayat hikâyesinden çarpıcı örnekler anlattı. “Eğer dürüst çalışırsan, sebat edersen, yayınevimdeki işlerimi yönetirsin. Seni de evlâdım gibi görüyor; okutup-evlendirmek istiyorum.” dedi. Öz babam bile bana bu kadar umut ve güvence vermedi. Kendisini henüz yeni tanımaya başladığım için, patronumun bu sözlerine pek inanasım gelmiyor; ama içimden de ‘inşallah’ diyordum. Doktor İhsan Bey, eşi Hayrûnnisa hanımefendiye beni anlatmış: “Mucurlu sarı bir çocuğu işe aldım. Cin gibi! Her şeyi biliyor; sadece hırsızlığı bilmiyor!” demiş. Hayrûnnisa Hanımefendi beni görmek ve tanımak istemiş. Bir gün elime bir paket verilerek, acilen eve gönderildim. Elimdeki paketi alan Hayrûnnisa hanımefendi ile kız kardeşi Bedia Abla da elime bir başka paket tutuşturup: “Bu sana hediyemiz” dediler. Fakirhanede “açıl susam, açıl” dercesine paketleri açtığımda, tekmili birden bana uygun çeşitli giysiler ve tepeden-tırnağa iç çamaşırları vardı. Sevinçten uçmuştum.  Komşu terziden de bana bir takım elbise siparişi verildi. Paltoyu ömrümde ilk defa ve doktorun sayesinde giydim. Doktor, attığım her adımda, yaptığım her işimde beni dener ve davranışlarımı değerlendirirmiş. İşimi yaparken; ‘çok becerikliymişim, koşmuyor, âdeta uçuyormuşum’. Bana gösterilen ilgi karşısında muayenehanede çalışan bir işçi değil; artık kendimi Yalbır ailesinin ferdiymişim gibi görmeye başladım. Hafta sonlarındaki maç (!) paraları, belirli gün ve bayramlarda zarf içinde verilen ekstra harçlık, hediye ve bahşişler hariç; (150) lira olan aylığıma, hemen her ay kademe-kademe (makûl) zam yapılarak (300) liraya çıkarıldı. Dr. İhsan Bey muayenehanedeki eşyayı yeniledi ve eski kitap dolabını, bazı kitaplarını da bana hediye etti. Çok okuyan, çok çalışan birisi sıfatıyla, beni de kendisine benzetmek istiyordu. Elime ‘TDK. Sözlüğü’nü tutuşturdu. “Okumak için yaz aylarında boş ve bol vaktin olacak. Şimdi sana ev ödevi veriyorum: Ayın 1. gününde ‘A’ harfini, 2. gününde ‘B’ harfini, 3. gününde de ‘C’ harfini olmak üzere, her gün bir harfin anlamlarını okuyup, belleyeceksin. 29 harfi böylece bir ayda hıfzetmiş olursun. Bu bilgiler seni Lise’de Edebiyat Bölümü’nün en güzel kompozisyon yazan öğrencisi yapar.” dedi. Dediğini yaptım. Böyle yapmakla dağarcığıma çok kelime kazandırdığıma inandım. Ardından, o günlerde telif ‘Genel Kültür Ansiklopedi’ olarak piyasaya yeni çıkan 6 ciltlik “Hayat Ansiklopedisi”ni de aynı sistemle ‘A dan Z ye’ bir ay içinde okumamı istedi. Okudum, Ansiklopedi sınavından da başarılı sayıldım. Daktilograf Kursuna gönderildim; şimdi yazıları daktiloda 10 parmakla yazmaya başladım… Akabinde, Mucur Ortaokulu’ndaki bütünlemeye kaldığım tek ‘matematik’ dersini verip, eylül (güz) döneminde mezun oldum. Sıhhiyedeki Atatürk Akşam Lisesine kaydımı da bu arada yaptırdım. Zira, ders zili çaldı ve 18. yaşımda yüz-yüze eğitimli öğrencilik başladı. Şükürler Rabb’ime… Diğer yandan ‘Yayın Camiasına’ da artık “Yalbır Yayınları ve Yalbır Yayınevi’ olarak girmiştik. Oğul Kayhan askerden dönmüş; kusursuz-eksiksiz, dört-dörtlük işin başına geçmişti. Bir taraftan Dr. İhsan Yalbır, muayenehanesinde çocukları muayene ve tedavi ediyordu. Vergi rekortmenliğini başkalarına kaptırmayan Ankara’nın zaten ünlü ‘Çocuk Doktoru’ydu. Diğer taraftan da çocuklarla ilgili, müfredata uygun yeni ders ve bir o kadar da yardımcı ders kitapları yazıyor; matbaadan gelen prova ve baskı nüshalarını da harıl-harıl birlikte kontrol ediyorduk. Kitapların basımı, tanıtımı, toptan ve perakende satışı ve sair işlerden artık sorumluluğum ve emeğim vardı. Dikkatinizi çekerim: Kader ve gönül bu ya, bu sırada bir kıza tutuldum. Eşim olacak kızın beni daha yükseklerde görmesini istiyordum. Doktorun anlayış gösterip, şartlı izin vermesi ve referansıyla, 1968 yılında 21 yaşımdayken, ortaokul mezunu olarak girdiğim sınavı kazanıp, M. Eğitim Bakanlığında memur oldum.  Sözümde durup, kendi işimde çalışır gibi, mesai haricinde, tatillerde, boş vakitlerimde, gece-gündüz demeden, tam 40 yıl -ikinci evim- Yalbır Yayınevinde çalıştım. Sözün özü: Okumamda, evlenmemde, ev almamda, iş bulmamda, maddî ve manevî karşılıksız destekleriyle Dr. İhsan Yalbır’dan gördüklerimi; öğrendiklerimi -keşke- ben de başkalarına yapabilsem, veren el olmanın erdemini ve mutluluğunu ah bir yaşayabilsem, diyerek, kendimi hep sorgularım. İmrendiğim (gıpta ettiğim) “Efendim nerede, ben neredeyim” acaba? Bunu da Rabb’im bilir! Vesselam: “Üzüm üzüme baka-baka kararır” diyenler, elbette boşuna dememişler. Eğer bu gün yazar olarak toplum içinde var isem; başarımı Dr. İhsan Yalbır’ı önder ve örnek almama borçluyum. Aslen Keskin’li, 10 dan fazla bilimsel kitap yazmış “faydalı ilim erbab-ı” bu güzîde-güzel insanı, sınırlı köşemde, anekdot olarak, kendi açımdan -biraz- anlattım. Varın siz çok anlayın. Makamı ve mekânı cennet olsun. (Amin)      Hoşça kalınız.
Kırşehir Anekdotları Yazarı
E.posta: duranerdogan1947@gmail.com
(Web) http://www.duranerdogan.com
             
Bu haber toplam 696 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.