1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SEVİMSİZ-SEVİMLİ GÜNLERİM
SEVİMSİZ-SEVİMLİ GÜNLERİM

SEVİMSİZ-SEVİMLİ GÜNLERİM

     Memleketimin ve medeniyetin merkezi güzel Ankara… “Dünden-bu güne” bu güzel şehirdeki gelişimi, değişimi ve bazı yaşanmışları biraz gerilere...

A+A-

     Memleketimin ve medeniyetin merkezi güzel Ankara… “Dünden-bu güne” bu güzel şehirdeki gelişimi, değişimi ve bazı yaşanmışları biraz gerilere giderek siz değerli okurlarımla bundan böyle ve bundan sonra zaman-zaman paylaşmak istiyorum. Sayenizde biraz nostalji yaşamak ve dolayısıyla dünü ve bu günü -şaka ile karışık- kıyaslamak istiyorum:

Bu şehri tanıdığımda henüz 18 yaşında idim. Yıl: 1965, aylardan Ocak… Okuma aşkının, azmimi tetiklediği, sonunun nasıl ve nerelere kadar gideceği bilinmeyen serüven… Anamın kulağımda çınlayan “Eğer okumazsan, aylak-aylak gezersen, kötü insanlarla arkadaş olur, kirli işlere bulaşırsan; şu göğsümden emdiğin kan, şu göğsümden emzirdiğim de irin olsun!” diyerek, çoban oğlunu bir meçhûle -babamdan gizlice- yolcu edişi. Ayağımda Soğukkuyu lastik ayakkabı, sırtımda yamalıklı çulhakî ceket, bacağımda siyah kadife pantolon… Beni getiren kamyon şoförünün: “Burası Mamak Köprüsü” buradan inip, “Ulus” yazan dolmuşa bineceksin. Şehrin merkezi “Ulus” dediğini iyi hatırlıyorum. Hani denilir ya -tabir caizse- “Köyden indim şehire; şaşırdım birden bire”… Bu mini girizgâhtan sonra gelelim asıl konuya ve vermek istediğim mesaja: 30 yıla yakın Devlet Memurluğu hizmetimden sonra emekli olup, yaz aylarında Kırşehir’de yaşıyor; kısa süren kış aylarında da Başkent’imiz Ankara’da dostlarla hasret gideriyor ve torunlarımla sevişiyorum. Ne kadar güzel! Bu arada yılda bir kere, emekliye ayrılmadan önceki Kurumumun özel “Sağlık Yardım Sandığı”ndan da tepeden-tırnağa kadar ‘check-up’dan, yani: ‘Tam bakı’ = ‘Revizyon(!)’dan geçiyorum.  Doktorlarımın laboratuvar test ve analizlerine dayandırarak verdikleri sonuca göre: (Yaş 70 ama -öğünmek gibi olmasın-  halen genç, dinç, sağlıklı ve dahi çok yakışıklıymışım.) Bu iltifata benim de inanasım yok -amma ve lâkin- yalan da olsa, şaka da olsa “bu teşhis ve tespit”  doğrusu çok hoşuma gidiyor. Kırşehir’in tertemiz havası, “Badem Pınarı”nın tatlı-berrak suyu, insanlarının ahilik geleneğinden gelen kültürel misyonu ve vizyonu -inanın bana- bu günkü mükemmel mutluluğumun ve sağlığımın reçetesidir. İçki, sigara ve kola içmeyişimi sağlıklı yaşamanın teminatı ve tek dayanağı görürdüm. Meğer doktorların dikkat çektikleri “üç beyaz”dan sonra, bağımlılık yapan bu üç nesneyi kendi nefsime yasaklamakla ne kadar iyi etmişim, aferin bana! Ankara aydın insanların kümeleştiği, emeklinin yerleştiği illerin en başta gelenidir. Yaşlı vatandaşlar toplu taşım araçlarında ‘65 Yaş’ kartı kullanarak beleş seyahat ediyorlar. Sabahın erken saatlerinde yola dökülen yaşlıların pek çoklarının ellerinde Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının adları yazılı özel zarf ve plastik poşetler var. Ellerindeki kartı cihaza okuturken “otobüs neden gecikiyor?” deyip, zavallı şoförü bir dövmedikleri kalıyor. Bu kartı verenlere teşekkür etmek, şükranlarını belirtmek bana göre vicdanî görevdir; ama ne hikmetse ikamet ettiğim Çankaya’da benim gibi düşünenlere hiç rastlayamadım. Oysa, Ankara’nın kasaveti, maddiyatsızlık, hep başkalarından beklenti alışkanlığından kurtulamamak, stresli yaşamaya mecburiyet, egzoz dumanı, hava kirliliği gibi ve sair zoraki koşullar Ankara’da yaşamak zorunda kalan emeklilerimizin psikolojilerini -belliki- iyice bozmuş. Biraz da benliklerinde, memuriyetten gelen hep hazıra konmanın alışkanlığından kurtulamama var…  Örnek: Odacıyı çağırıp, garibanı dövercesine-emretmek arzusunun yeniden depreşmesi, gibi… Sözün özü: Bir yarenlikle yazımı noktalayıp, mesajımı insaf ölçüleri içinde hür vicdanlara bırakıyorum: Ayyaş Bekri Mustafa kafayı öyle çekmiş ki,  kendi evinin yolunu bir türlü bulamıyormuş. Yoldan geçen birisine “Bekri Mustafa’nın evi neresi?” diye sormuş. Karşısındaki kendisini tanımış ve  “Evini sorduğunuz Bekri Mustafa sizsiniz” deyince; Bekri “Sana kim olduğumu değil, evimin adresini soruyorum!” demiş Kırşehir’e baharın gidip, güzün döndüğümde -inanın- neredeyse kendi evimin adresini soracak kadar, hemen-hemen her alanda Ankara’yı değişmiş buluyorum. Üstelik ‘65 Yaş’ ücretsiz taşımacılık kartı da izzet-î ikramın balı-kaymağı. Nankörlük bana ters gelir! Kırşehirli’lerin deyimiyle demem gerekirse: “İyiliğe iyilik her kişinin harcı; kötülüğe iyilik er kişinin harcı!”dır. Ben bunu bilir; bunu söylerim: Doğru söylemekten kim ölmüş? Hoşça kalınız.                
Bu haber toplam 95 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.