1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (2)
SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (2)

SEVİM(siz)-SEVİM(li) GÜNLERİM (2)

“Bir Gönül Var Bende Benden içeri”       Şair ne güzel söylemiş: “Ankara Ankara güzel Ankara./Seni görmek ister her bahtıkara.” Galiba o...

A+A-

“Bir Gönül Var Bende Benden içeri”

      Şair ne güzel söylemiş: “Ankara Ankara güzel Ankara./Seni görmek ister her bahtıkara.” Galiba o bahtıkaralardan birisi de benim. Köyüm Mucur-Kurugöl’de: Çoban “Duran”dım… Ankara’da oldum: “Yürüyen Duran!” Tutmayın beni. Taş, takoz koymayın yoluma; değmeyin keyfime… Destûr ya pîr! Yaş 21… Evliyim. Bir de oğlum oldu… Bakanlıklar’da gönlümce bir iş bulmuştum; memuriyet…  İlkokul öğretmenim H. Vahit Bulut’un kara tahtaya yazdığı: “Oku yaz da adam ol baban gibi; eşek olma!” veciz söz beni etkilemişti. Okumayı çok seviyorum: Her öğle tatilinde bir gün Karanfil Sokak’taki seyyar kitapçıları geziyor; ertesi günü Zafer Çarşısı’ndaki Sahafların vitrinlerini seyrediyorum. Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığı’nın Tebliğler Dergisindeki ‘Tavsiye Edilen Yayınları’ da takip ediyorum. Hasılı, millet Ankara’da arsa alırken, ben de durmadan kitap alıyorum. Erhan Bener’in gazetedeki tefrika yazısı“Bürokratlar”ı beğeniyor; okuduktan sonra kesip biriktiriyorum. Aynı gazetede günlük şiirleri yayımlanan Şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın kısa-kısa yazdığı taşlamalar, bana çok çarpıcı geliyordu. Ümit Yaşar “Milyon Kere Ayten” başlıklı şiirinde: “ Onu sevmeyen yürek taşkesilsin/ Kapansın onu görmeyen gözler/ Onu övmeyen diller kurusun/ İki kere iki dört, elde var Ayten” diyor. Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı, ne kadar mesajı manidar dizeler… Ya Ahmet Muhip Dranas’ın “Fahriye Abla”sı içimizi az mı cız ettirmişti?  Yüreklerimizi daha mı az hoplatmıştı: “Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;/ Hâtırada kalan şey değişmez zamanla./ Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!”/ diyor, beni etkileyen son dizelerinde. Bu mini girizgâhtan sonra başlıyor esas anlatacaklarım ve sizlere gönül huzuruyla ibretlik aktaracaklarım: Daire’den “Gönül” adında bir kızdan çok etkilendim. 1.75 boylarında, bekâr ve kanaatimce 7 yıldız süper hanımefendi. O genç görüntünün altında iyi bir aile terbiyesi ve eğitimi var. Kendisini günümüzün ünlü artistlerinden Neriman Köksal’a benzetirim. İri-yarı görüntünün içini, bu kızın gönlünü Rabb’im özellikle insanlara hürmet etsin diye sanki özel donatmış, gibi algılıyorum. Bana hep ‘abiciğim’ der; zamanla işyerime getirdiğim oğlumun kahvaltısını yaptırır, oğlumu çok sever. Yeni aldığım evime ‘hayırlı olsun’a gelen diğer kız arkadaşlarım salonda bacak-bacak üstüne atıp sigara tüttürerek yemek servisi beklerken; Gönül, hemen mutfağa dalmış, eşimin sağ kolu olup, izzet-i ikramlara yardım etmişti. Dolayısıyla “Gönül” ailemize böylece girmiş; gönlümüzde taht kurmuş ve daha ilk gün başımızda taç olmuştur. O günden sonra eşim de çok sevmiştir Gönül’ü. Oğlum henüz beş yaşında iken; yine daireye gelmiş ve kızlar: “Hangimizi beğeniyorsun? Hangimizi alacaksın?” dediklerinde, oğlum da “Ben büyüyünce Gönül Ablamı alacağım!” demişti.  Bu söze arkadaşlarla ne kadar gülmüştük. Gönül’ün küçük kardeşinin bir kızları dünyaya geldiğinde hemen evlerine koşup, ailenin mutluluğunu paylaşıp, bebeğin kulağına ‘ezan’ okuyup, adının “Cemre” olduğunu söylemiştim. “Kız halaya, oğlan dayıya benzer”miş. Cemre de tıpkı halası gibi heybetli, asil, çıtı-pıtı nazenin ve tazenin üniversiteli bir hanımefendi şimdilerde. Rabb’im yar ve yardımcısı olsun, yolu da, bahtı da açık olur inşallah. Gönül’le ilgili birkaç anekdotu da yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istiyorum: “Gönül’ü önce ‘Şef’liğe lâyık gördüler ve makama oturttular. Kendisine evlenme teklif eden ‘Müdür’ün teklifini reddettiği için, “Gönül”le ilgili kararnamenin direkten döndüğünü öğrendik. Birkaç gün sonra da yine yerini ve masasını değiştirip, yemekhanede bizlere hizmet eden, garson birisini başımıza “Şef” yaptılar. Gönül’e “Müdür’ün izdivacını kabul etseydin, bunları yaşamaz; daha iyi yerlere gelirdin!” dediğimde; aldığım cevap: “Onunla evleneceğime, gider bir kızla evlenirim, daha iyi!” demişti. İşler tıkırında yürümeyince,  tabii ki birkaç ay sonra “Gönül” yeniden şef makamına oturdu ve “adam gibi adam” olarak o makamı ve koltuğu bilgili, birikimli donanımıyla ve cüssesiyle doldurdu. Gönül’le çarşıya birlikte çıkar; çeyizliklerini birlikte beğenirdik.  Tabii ki o çeyizleri de Daireye kadar taşımak, yani hamallık bir ağabey olarak bana düşerdi. Bir gün kendisine, “Çarşıya bekâr birisiyle çıksan daha iyi olmaz mı?” dediğimde, aldığım cevap: “İki çıplak bir hamama yakışırmış. Beni bekâr erkekle görenler yanlış anlarlar. Ya da O’nu bana kırık yaparlar. Oysa seni ve beni bilenler, asla şeytanî düşünemezler. Çünkü seni ailem, Atila’dan sonraki kardeşim olarak biliyorlar.” demişti. Ben de “Böyle cici-pırlanta bir kız olacağına, keşke benim gibi tipsiz bir oğlan olsaydın da arkadaşlığımız bir ömür sürseydi. Yarın evlenip gittiğinde, her şey mazi olacak.” demiştim.      Sözün özü: Gönül’ü bu denli -abartılı- tasvirden sonra, gönlü güzel bu kızın ‘gönlüme girdiğini sanacaksınız’ her halde? Dikkatinizi çekerim! Ümit Yaşar’ın “Ayten’i, Dranas’ın “Fahriye Abla”sı gibi, aradan geçen 40 yıla rağmen “Gönül” ailece hep gönlümüzde oldu. Dobra-dobra bu bacımız, başımızın üstünde taç olarak kaldı. Bu böyle biline. Hoşça kalınız.            
Bu haber toplam 149 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.