1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SEL KANALINDA YİNE KÖPEK YAVRUSU VE CAN SİMİDİ
SEL KANALINDA  YİNE KÖPEK YAVRUSU VE CAN SİMİDİ

SEL KANALINDA YİNE KÖPEK YAVRUSU VE CAN SİMİDİ

Bir kaç yıl önceydi. Gece "Ana Köpeğin" 3. kattaki bana seslenmesi nedeniyle yavrusunu sel kanalından çıkarmıştım. Olayla ilgili "Ana Köpek / Köpek...

A+A-

Bir kaç yıl önceydi. Gece "Ana Köpeğin" 3. kattaki bana seslenmesi nedeniyle yavrusunu sel kanalından çıkarmıştım. Olayla ilgili "Ana Köpek / Köpek Ana, İbretlik Olay" Adlı yazım yerel gazetelerde yayınlanmıştı; Biraz da ilgi çekmişti

Bugün 22.12:2014-Pazartesi, gece saat 23:30 falandı. Kütüphanemde okuyup yazıyordum. Balkon kapısından köpek yavrusu sesi geldi. Hemen balkona çıktım, karşılara, yakındaki 'sel kanah'a b aktım, sesi dinledim. Kanalın içindeki çınarın iri, sarı yaprakları arasında, taş duvarın dibinde sarımtırak iki yumruktan biraz büyük olan köpek yavrusunu gördüm. Sanki beni görmüş gibi "çeniledi", taş duvara tırmanıyordu, çıkmak istiyordu güya. (ki beni gördüğünü sanmıyorum. Ben 3. katta balkondaydım. Lamba ışığı nedeniyle onu iyi görüyordum). Oysa duvar kendi boyunun 2-3 kat yükseklikteydi. Tırmanırken bazen yana, bazen sırt üstü düşüyordu, çeniliyordu. Bu durum karşısında bende çok duygular beliriyordu. ben:"Geh geh, bak bak" gibi şeyler söyledim; Durdu, çeniledi, kuyruk salladı mı görmedim, beni gördü mü sanmıyorum, çünkü küçüktü. Gidip kanaldan çıkarmayı düşündüm. Ama kanala inemezdim, dizlerimden rahatsızdım tedavi görmüştüm. Kanalda su yoktu. Fakat toprak yaştı, hava soğuktu. Yavru açtı, üşümüştü mutlaka. Çenilemesi bunlardan dolayı idi herhalde. Ama boyundan çok çok yüksek taş duvara tırmanmak istemesi buradan çıkmak, kurtulmak içindi; yani' yaşamaya' devam içindi, öyle ya çıkarsa az da, geç de olsa açlığını, üşümesini giderebilirdi. Bazen duvar dibiyle kanalın yukarısına doğru gidiyordu çeniliyerek, ama geri önceki yere geliyordu. Durumu çok üzülerek izliyordum, içimde değişik duygular geçiyordu; en çok da:" benim gibi bir canlı, yaşamak istiyordu, fakat küçük, güçsüz, yeri çok zordu, bu durumda olan insanlar, hayvanlar da vardı elbette. Allah, büyük ve güçlü insanlar, devletler yardımcıları olsun!.."/ Diyordum ve devamla:" Eğer başka tarafa gitmezse, sabaha kalırsa bir başkasına kesin çıkarttıracağım" dedim. O, yine çeniliyerek kanalın yukarısına doğru gidiyordu. Belki bir oyuk, kovuk bulup girerdi. Yâ da çenileme sesinden rahatsız olan veya üzülen-acıyan bir kişi yatağından kalkıp dışarı çıkarak gelip çıkarabilirdi. Balkonda üşümüştüm. Kapıyı açıp kütüphaneme girdim, masamın üzerinde kitaplar, defter, başka kağıtlar,notlar duruyordu. Değişik duygularda içimde duruyordu. Bu durumda okuyup notlar yazamıyacağımı anladım. Kitapları, defteri kapattım. Tv. zaten açıktı; kanallarda gezindim. Ulusal kanalda güncel konular konuşuluyordu. Bengü-Türk' de tarihimizle ilgili görüntüler vardı. Cem Tv'de güzel istek türküleri vardı. Mahsuni'nin bir türküsü beni 1958-1959-1960 yıllarının Mutki dağlarına götürdü. Ben genelde saat 02:00'de/02:30'da yatardım. Ama bu gece o saatlere kalmayacağım. Son olarak balkona çıktım, baktım yavru yerinde yoktu. Ama çenilti sesi hafiften, kesik kesik geliyordu. Hava biraz daha soğumuştu. Yukardaki düşüncelerimi beynimden yine geçirdim, içeri girdim, Tv’yi kapattım. Hanım midesinden rahatsızdL, bugün hastaneden gelmişti. İğne, ilaçlar etkisini göstermiş olmalı ki uyuyordu. Saat 01:30'du, yattım. Bugün 23.12.2014-Salı. Saat 10:00 falan, kahvaltı yaptım, kütüphaneme geçtim. Balkona çıktım. Karşı kanala baktım, ses dinledim. Görüntü, ses de yoktu. Kendi kendime:"Öyleyse ya öldü ya da birisi çıkartmıştır" dedim (elbette gönlüm 2. düşüncemdeydi). Hergünki gibi masamın başına geçip oturdum; okuyum-yazıyordum, bir ara balkona çıktım, gene çenilti duydum; ses beriki kanaldan geliyordu. Hemen balkonun o tarafına gittim, aşağıdaki 2. kanala baktım. Burası sulu, bataklık, otlu bir kanaldı ve karşıdaki kanala bağlıydı(ki bu iki kanalın üzeri açıktır). Biraz kanalın yukarısına doğru baktım. Taş duvarın dibinde beyaz, küçük, hareketsiz bir şey duruyordu. 3-5 dakika sonra bir kıpırdanma oldu,sonra hafif-çemlemesesi çıktı. Tamam, bu o yavruydu. Demekki ölmemişti. Ama buraya nasıl gelmişti? Bu kanal öteki kanala bağlıydı, biraz sulu, bataklık, otluydu. Buraya şöyle gelmiş olabilirdi. O kanalın gittiği yön düzgün değildi. Karanlıktı, sessizdi. Önüne çıkan engelleri geçemeyip geri dönüp gelmiştir. İki kanalın birleştiği yerden bu kanala girmiştir. Taş duvarın dibindeki(devamlı duvar dibinden gidiyordu) susuz yerden yürüyerek şimdiki durduğu yere gelmiştir. Burdan sonrası çok otlu, batak olduğu için gidemez kalır(gece çok çenilediğini komşu kadınlar sonra söylediler. Burası benim yattığım yere uzaktı). Dün gece kendime söz vermiştim" Ölmezse birisine çıkarttırırım" diye.' Bu işi binada kim yapar' diye düşündüm. Taki Bey ile, Ergün Bey aklıma geldiler. Taki Bey'in kesin çıkaracağını sanıyordum. Bunları düşünürken aklıma 'itfaiye' geldi. Tv. kanallarında onların neler neler kurtartıkları gözlerimin önüne geldi. Komşu kadından bu kurumun telefon numarasını sordum. '110' imiş. Hemen telefon ettim; Saat 12:30'du. Karşıdaki kişiye durumu anlattım ve:" Kardeşim bu yer Başpınar daki yerinize 250-300 m'dir. Çullu caddesi üzerindedir"dedim. Görevli adımı-soyadımı-adresimi sordu, yazdırdım. Görevli:" Amca ben hemen arkadaşlara bildireceğim, siz balkonda bekleyin"dedi. Ben balkondaydım, karşıda gözüken itfaiye binasına bakıyordum. Telefon çaldı açtım aynı görevli:"Dede Bekir amca, arkadaşlar geliyor balkonda durun, ilginize teşekkür ederim, sağ olun"dedi. Ben de kendisine çok teşekkür ettim. Az sonra karşı binadan araç ayrıldı geliyordu.3-5 dakika sonra araç geldi. Binanın önünde durdu. 4 tane çıta gibi genç işçi indiler, selam verdiler ve:" Amca nerede köpek yavrusu?" dediler. Ben gösterdim, buraya binanın arkasından gelineceğini söyledim. İki genç aynı yerden geçerek yavrunun bulunduğu yere geldiler. Ayaklarında çizme vardı. Birisinin elinde beyaz, ince sopa, ucunda da ip mi, tel mi vardı acaba? Genç sopayı kanala uzattı, ucundaki ile yavrunun belinden sıkarak yukarıya çıkarttı. Arkadaşının eldivenini giydi, yavruyu eline aldı binanın önüne geldiler. Genç yavruyu göstererek:"Amca yavru çok aç kalmış, varsa biraz süt ver" dedi. Yavruyu yere koydu. Yavru binanın giriş kapısına doğru geldi. Gençler arabaya binmek üzereleydiler. Ben:" Bir can kurtarıldı. Siz de, ben de sevap kazandık, Allah kabul eylesin; çok teşekkür ediyorum" dedim. Gençler:" Çok doğru söyledin amca, Allah kabul eylesin, sağ olun, Allah'a ısmarladık"dediler, gittiler. Gelelim süt işine: Bizde açılmamış süt vardı. Dün gece hanım gelen torun Berke Kaan'a verdi sanıyorum(5.Doğum günüydü, gitmişlerdi). Komşu iki bayandan süt sordum. Birisinde az varmış, oğluna:" Erhan dolaptaki sütü Bekir amcana ver"dedi. Bizde süt yoktu; Acaba yemek var mı ki ? düşüncesi ile mutfağa girdim. Baktım masanın üzerinde sütlaçduruyordu. (Bunu hanım koymuştu anlaşılan). Çok sevindim, eski bir tabağa biraz koydum evden çıktım. Giriş katta yavru için sağa sola baktım yoktu. Elimde sütlaç ile bodruma indim, orada da yoktu. Demek ki içeriye girmemişti, dişarıya çıktım. Bu arada Erhan Gülle'de elinde süt ile geldi. Yavruyu arar iken karşıdaki otlu yere kaçtığını gördüm. Orada aramaya başladık Erhan ile. Fakat yoktu. Demek ki az ötedeki bahçenin içine girmişti. Erhan ile ellerimizdekini otların arasına koyduk, binaya geldik. Ben:" Erhan kusura bakma, seni de rahatsız ettim(Çünkü Erhan'ın uykudan kalktığı anlaşılıyordu) teşekkür ederim. Niyetimizden dolayı elbette sevap kazantık" dedim. Yavru köpek açlığı, üşümeyi, korkuyu unutup,' kurtulma' sevincini hissediyor muydu ki acaba?. ( Not: Sel kanalında Can Sİmİdİ: Sonra, özellikle gittim. Kanalın o bötüme ve köpek yavrusunun durduğu o yere baktım: Kanalın orası su ve batak doluydu. Üzeri ise yem yeşil, pırıl pırıl çayırla örtülüydü. Taş duvarın dibinde yassılmış pet şişe duruyordu. Yavru, işte bunun üzerinde sabahlamış, herhalde kesin ölümden kurtulmuştur. Dolayısıyla bu şişe ona 'can simidi' olmuştu).  24.12.2014- Çarşamba. Not: Benim oturduğum binanın temeli 1980'nin başlarında atılmıştı. O zaman burası bağ,bahçe tarla idi. Atlı geçen kanallar, toprak erezyonunu önlemek için Devlet Su İşleri tarafından yapılmış. İkisininde üzeri açık, çok çirkin görüntüsü var. Bu kanallar artık şehrin ortasında kalmış. Kırıkkale'mize yakışmıyor. Artık eskisi gibi sel de gelmiyor. Bazen tehlike de yaratıyor. Hemen yanında Ahmet Taner Kışlalı İlköğretim Okulu var. Hem çocukların kanala düşmesi, hem de sağlık bakımından çok tehlikeli. Bu kanalların mutlaka kapatılması gerekiyor. Adı geçen kanalın üzerinin büyük bölümü kapatılmış, azı kalmış.Oysa müteahhit parasının tamamını almış.   Dede Bekir ŞİTKETHÜDAOĞULLARI (Emekli öğretmen)  
Bu haber toplam 151 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.