1. HABERLER

  2. SPOR

  3. SANCAK VE SANCAKTAR “2”
SANCAK VE SANCAKTAR “2”

SANCAK VE SANCAKTAR “2”

Avustralyalı karı-koca Çanakkale savaş alanlarını gezip gördükten sonra sözlerini tutup bir gece Tekin Paşa’ya misâfir olurlar. Tekin Paşa bir ara...

A+A-
Avustralyalı karı-koca Çanakkale savaş alanlarını gezip gördükten sonra sözlerini tutup bir gece Tekin Paşa’ya misâfir olurlar. Tekin Paşa bir ara odasından çıkar, o sırada duvardaki fotoğrafı gören misâfir, “evet bu komutan bizi esir almıştı” diye söylenir. Söylentiyi duyan Tekin Paşa odasına döner, bu sırada misâfir Avustralyalı ayakta ve duvardaki fotoğrafa derin bir dikkatle bakmakta, bir daha “evet bu komutan bizi esir almıştı” demektedir. Tekin Paşa, babasından kalan, Çanakkale savaşlarında bir esirden alınan kutuyu getirir. Kutunun içindeki eşyaları gören Avustralyalı heyecanla, “bunlar benim elbîselerim, bunlar benim eşyâlarım” der. Kutuda bir pipo, fil dişiyle kaplı bir İncil, dürbün’le silah vardır. Tekin Paşa, misâfirlerine resimdeki kişinin babası olduğunu söyler ve Yarbay Hüseyin Avni Bey’den söz etmeye başlarlar. Önceleri babasını, babasının silah arkadaşlarından dinleyip tanıyan Tekin Paşa bu kez babasını Avustralyalıdan dinler. Tekin Paşa’nın babasının arkadaşlarından dinliğine göre günün birinde, Yarbay Hüseyin Avni Bey’in çadırına Anzaklı iki esir asker getirilir. Yarbay Hüseyin Avni Bey onlara son derece iyi davranır, onlardan birlikleri hakkında bilgi almaya gayret eder. Esirlerin üstündeki eşyâları alır, onlara çeşitli ikramda bulunur. Yarbay Hüseyin Avni Bey’in ettiği iyiliğe rağmen esirler korkudan saatlerce titrerler. Esirlerin korkusu İngilizlerin, Türkleri kötü tanıtmasından ileri gelmektedir. Esirler, iyi davranış ve edilen ikram karşısında İngilizlerin sözlerine inanmak istemezler amma korkularını da bir türlü başlarından savamazlar. Tekin Paşa, esir düşen kimseye sorar, “babamın çadırında neden saatlerce korkudan titrediniz? Misâfirin cevâbı; “Bakınız! Bu gün hayattayım, Avustralyalı arkadaşım dahî yaşıyor. Babanız bize misâfirmişiz gibi güzel muâmelede bulundu, bu günümüzü babanıza borçluyuz. Çadırdaki asil muâmeleden sonra utandım. Utandığımı da bizzat babanıza söyledim. Bizi esir alan Osmanlı askeriyle işâretle anlaştım; şimdi burada size anlatıyorum.”

***

Avustralyalı der ki, askerî çıkartmadan bir gün önce Limni Adasında bize seslenen İngiliz Ordu Komutanı, “sakın Türklere esir düşmeyin ve ölene kadar çarpışın! Türkler, yamyamdır, sizi yerler” Biz de esir düştüğümüz çadırda Türklerin bizi yiyeceğini sanıyor, korkudan titriyorduk, beklemediğimiz centilmenlikle babanız bize çok iyi muâmelede bulundu, biz Türkleri asâletiyle tanıdık; anladık ki, İngiliz Ordu Komutanı yalanlarıyla bizi aldatmış. Korkudan titrediğimiz İngiliz Komutanı’nın yalanlarından ileri geliyordu...

***

Yukarıda okuduğunuz gibi İngiliz Ordu Komutanı Avustralyalıları aldatmış. İngilizlerin asıl işi insanları yanıltarak, bununla ülkelerine bir şeyler kazandırmaktır.

***

Avustralyalı bir şey daha diyor ve o da şu: “Biz Türkleri asâletiyle tanıdık” Günümüzde bizim bâzı insanlarımız, “bir zamanlar çarık giyerdik, çarık ayağımızı sıkardı. Arkadaş neydi o günler” diyerek kötü günler yaşadıklarını anlatıyorlar. Bir de aşağıdaki hâle bakınız! Birinci cihan savaşında Sînâ çölünde; İstiklâl, “Kurtuluş” savaşında ayağındaki çarığı yiyerek, yurdunu savunan, yurdunu düşmandan koruyan gözü kara, canını fedâ eden askerlerimizi, kahramanlarımızı düşünmek gerekmez mi? Güzel Türkiye’mizi bize hediye eden şehitlerimizin, gazilerimizin ruhlarını, Yüce Rabbimiz şâd eyleye. Sonraki yazımı bekleyiniz!

Bu haber toplam 179 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.