1. YAZARLAR

  2. UĞUR BÖCEĞİ

  3. SAĞLIKLI YAŞAMANIN SIRRINI YA! ÖĞRENECEĞİZ YA DA ÖLECEĞİZ
UĞUR BÖCEĞİ

UĞUR BÖCEĞİ

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

SAĞLIKLI YAŞAMANIN SIRRINI YA! ÖĞRENECEĞİZ YA DA ÖLECEĞİZ

A+A-

Neden bu kadar antibiyotik kullanıyoruz? Neden bu kadar ilaç bağımlısı olduk; neden? Elbette bu ilaçları kullanmakta bilinçsiz davranışlarımızın etkisi yadırganamaz.  Bizi bu antibiyotikleri kullanmaya iten gerçek sebepler neler? Öncelikle onları irdeleyelim.

Eskiden annemiz patatesleri su içine koyup tencerede haşlardı. Bazen külde pişirirdi. Bazen de fırının içine koyar közler; bizde üfleye üfleye o patatesleri güzelce yerdik. Zaman geçtikçe patatesi kızartarak yemeye başladık. Yanmış yağın kanserojen etkilerini vücudumuza depo ettik. Daha sonrada patatesi Amerikan menşeili veya Amerikanvari restoranlarda patates unuyla yapılmış patatesleri yemeye başladık. O patatesler, patates ununun bir yapıştırıcı ile yapıştırılarak imalatı yapılıyormuş. Bu yapıştırıcıların sağlıksız olduğunu uzmanlar söylüyor. Hatta şunu da özellikle belirtiyorlar. Evde kızarttığımız patateslerin boyutu farklı farklı iken, o restoranlardaki patateslerin boylarının aynı olması manidardır. Cipslerde bu tehlikelinin başka bir çeşidi olarak ortaya çıkmıştır. Bu uyduruk şeyleri yemek, o üfleye üfleye yediğimiz patateslerin yerini asla tutamaz.

Söylemeden geçemeyeceğim en önemli şeylerden birisi de patateslerin eskisi kadar doğal olmadığıdır. Tehlike sadece doğal olmayan patatesler de değil elbette. Maalesef bütün yediğimiz içtiğimiz her şeyde bu tehlike söz konusu. Üretim şeklimiz doğal değil tohumundan, gübresine hatta ilacına kadar her şey ne yazık ki kimyasal. Bizler doğal yiyeceklerden uzaklaştıkça hastalıklar peşimizi bırakmıyor. Hele birde bilinçsiz olarak kullanılan antibiyotikler sağlığımızı tehdit ediyor.

Sağlığımızın bozulmasının en önemli faktörlerinden biri olan teknolojinin bize yaşattığı teknoloji hastalıklarının başında ruhsal hastalıklar yer alıyor.  Radyasyonun verdiği rahatsızlar da yadırganamaz. Hava kirliliği, kimyasal kirlilikler ve daha niceleri sağlığımız açısından çok önemli tehditleri oluşturuyor.

İş yoğunluğu, televizyon, bilgisayar veya telefon bağımlılığı yüzünden yapamadığımız spor aktivitelerini bırakın yürüyüş bile yapmıyoruz. Özellikle ev hanımları teknolojik aletler yüzünden hareketsiz kalıyor. Her işi makinalar yapıyor. Bunun sonucunda; ister istemez alınan kilolar direnç düşüklüğü sebebiyle hastalıklara davetiye çıkarıyor. Sonra gelsin antibiyotikler, gitsin antibiyotikler. Önceleri düşük dozda kullanılan antibiyotiklerin yerini daha güçlüsü alırken son aşamada daha da güçlü antibiyotiklere yerini bırakıyor. Devamında vücut antibiyotiklere karşı direnç oluşturuyor. Sonra mı? Ondan sonrasını inan düşünmek bile istemiyorum. Çünkü en küçük hastalıklarda bile hastanın hastane kapısından içeri girdiğinde yoğun bakıma kadar uzanan hatta ölümle sonuçlanan vakalarla karşılaşabiliyoruz. Antibiyotikler bugün bütün hastalıklara joker gibi kullanılıyor. Hâlbuki viral enfeksiyonlara kesinlikle antibiyotiğin etkisi yok. Bugün hastane enfeksiyonu dedikleri bakteriler, dirençli bakterilerdir. Avrupa’da her yıl 33 bin kişi dünyada ise 700 bin kişi bu bakterilere yenik düşerek hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu soruna çözüm bulunmadığı takdirde 2050 yılından sonra 10 milyon insanın hayatını kaybedeceği düşünülüyor.

Her başımızın ağrıdığında ağrı kesici içmekte doğru değil. Çünkü ağrı kesici bağımlığı migrenin altyapısını güçlendiriyor.

Kısacası ilaç bağımlılığı hiçte iyi değil. Bu elbette doktorun verdiği ilacı da kullanmayın manasına anlamayın. Olur, olmaz ilaç alımı doktorunuzun önermediği ilaçlardan uzak durun. Bana iyi gelen ilaç size iyi gelmeyebilir.

Size babamın başına gelen bir olayı anlatayım. Doktor babama uyuyamadığı için bir uyku ilacı vermiş. Doktor hapın yarısını içmesini istemiş. Ancak babam hapı kırıp yarısını içtiğinde etki etmemiş. Babamı yine uyku tutmamış. Babam kalan yarım hapı da içmiş yine de uyuyamamış. Sonra işe yaramıyor diye kaldırmış ilaç kutusunu yerine koymuş. Gel zaman git zaman babamın bir arkadaşı uyku uyuyamıyorum diyerek babama dert yanıkmış. Babamda arkadaşına bende bir ilaç var demiş. Ertesi gün o ilacı kendisine verip bir tane içmesini öğütlemiş. Arkadaşı o gün akşam bir tane yutmuş ama ertesi gün işe gelememiş. Her insanın vücudu ilaçlara aynı tepkiyi vermez elbette.

Antibiyotikler leblebi değil. İlaçlarda fındık, fıstık değil. Öncelikle vücut direncimizi yüksek tutacak yiyecekleri kararında yemek. Günde 1,5 – 2 litre su içmek. Spor yapmak, spor yapamıyorsak en azından yürüyüş yapmalıyız.

Kaliteli yaşamın sırrı aslında kendi elimizde lütfen vücudunuzu iyi tanıyın.  Zararlı alışkanlık ve zararlı olan her şeyden uzak durun. Özellikle sigara içmeyiniz. Uzun süren bir rahatsızlığınız olduğunda lütfen irdeleyin. Size rahatsızlık veren yiyeceklerden mutlaka uzak durun. Kendinizin doktoru olun ama kendi kendinize ilaç yazmayın. Kendi kendinizin doktoru olun dediysek o kadar da değil. O zaman inanın hayatınız daha kaliteli olacak.

Babam mı? Akşamları fazla çay içmekten uyuyamıyormuş. Akşamları iki bardaktan fazla çay içmeyince artık rahatça uyuyordu. Şimdi mi? O bir melek. Geçen sene o mübarek kadir gecesinde toprağa verdik. Allah’ım mekânını cennet eylesin; âmin.

Bu yazı toplam 669 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.