1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Ramazan ve ORUÇ
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan ve ORUÇ

A+A-

Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki bizleri böyle mübarek bir Ramazan’a daha kavuşturdu. Cenab-ı Allah’ın rahmetinin, kulları üzerine okyanuslar gibi dalga dalga geldiği, milyonlarca günahkârın bu rahmet sayesinde affa ve mağfirete nail olduğu mübarek ve bereketli bir aya. Bu aya değer kazandıran en önemli üç şey vardır. A) İnsanları küfrün karanlığından iman nuruna, aydınlığına çıkaran Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda indirilmeye başlaması. B) Bir gecelik ibadetin, bin ay ibadetten daha hayırlı olduğu Kadir gecesinin bu ayın içinde bulunması. C) İslam’ın beş şartından biri olan ve günahları silip süpüren orucun bu ayda farz kılınmış olması.

Ramazan kelimesinin anlamı:  Ramazan, yaz sonu, güz mevsiminden önce yağıp yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur anlamına gelir. Onun için bu aya “İman sahiplerini hata ve kusurlardan temizleyen” anlamına gelen Ramazan ismi verilmiştir. Güneşin sıcağı ile kızan ve basıldığı zaman ayakları yakan taşlara ve kumlara Arapçada “Ramd” veya “Ramada” denir. Oruç tutanlar, açlık ve susuzluk sebebiyle ıztırap çekerler. İşte Ramazan, oruç hararetiyle günahları yakıp yok eden anlamına gelir. Oruç İslâm'ın beş şartından biridir. Allah'ın Kesin emridir. Farzıyyeti kitap ve sünnet ile sabittir. İnkâr eden kâfir olur.  Bu konuda Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, günahlardan korunasınız diye, belirli günlerde oruç tutmak size de farz kılındı.” (Bakara : 183)

“O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz” (Bakara: 185)

 Talha bin Ubeydullah r.a. der ki: Saçı başı darma dağınık bir bedevî, Hz. Peygamberin huzuruna gelerek şöyle dedi:  Ya Rasûlallah! Allah bana ne kadar namaz kılmamı farz ettiğini söyler misiniz? Efendimiz buyurdular ki: Beş (vakit) namazı. Ancak fazla olarak nafile kılarsan ne âlâ. Oruçtan ne farz ettiğini söyler misiniz? Ramazan ayı orucunu tutmanı. Ancak nafile olarak tutarsan kendin bilirsin. Zekat olarak ne vermemi farz etti? dedi. Rasûlullah da İslâm'ın emirlerini tek tek söyledi. Sonra o adam şöyle dedi: Sana (Peygamberlik) ikram eden zat'a yemin ederim ki, fazla olarak hiç nafile yapmam, Allah'ın üzerime farz kıldığı şeylerden hiç birini de asla eksik yapmam. Bunun üzerine Hz, Peygamber (sav) şöyle buyurdu:  “Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu.” Veya "Doğru söylüyorsa cennete girdi." (Buharî savm 1  Ebû Hüreyre (r.a.) Hazreti Peygamber s.a.v.in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Mübarek bir ay olan Ramazan ayı üzerinize geldi. Allah Azze ve Celle onda oruç tutmanızı üzerinize farz kıldı. Onda semanın kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir ve azgın şeytanlar zincire vurulur. Onda (Ramazanın içinde) bir gece vardır ki (o gecede yapılan ibadet) bin geceden daha hayırlıdır. Ramazanın bu hayır ve bereketinden mahrum olan ne büyük şey kaybetmiş olur.” (Neseî, beyhekî Tac c.2. s.45 Mısır) Abdullah bin Ömer (ra)den rivayete göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:  “İslâm beş şey üzerine bina olunmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hazreti Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasûlü (elçisi) olduğuna şahadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekat vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmaktır.” (Buhari tercemesi, Tecrid-i Sarih 1/28) Orucun faziletleri         Ebû Saîd el'Hudrî r.a. Hz. Peygamber s.a.v.in şöyle buyurduğunu rivayet eder: Herhangi bir kul Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, o bir gün(lük oruç) sebebiyle Allah onun yüzünü cehennem ateşinden yetmiş senelik mesafeye uzaklaştırır.” (Müsned-i Ahmed 3/ 26)* Abdullah b. Ömer r.a. Hz. Peygamber s.a.v.in şöyle buyurduğunu rivayet eder:  Oruç ve Kur’an kıyamet gününde kula şefaat ederler. Oruç der ki: Ya Rabbi! Ben onu, gündüzleri, yemekten ve şehvetten alıkoydum, beni ona şefaatçi kıl. Kur’an da der ki: Ben de onu, geceleri uykudan alıkoydum, beni ona şefaatçi kıl. Buyurdu ki: Şefaat ederler” (Müsned-i Ahmed 3/184) Ebû Hüreyre r.a. Hz. Peygamber s.a.v.in şöyle buyurduğunu rivayet eder:  Allahü teâlâ şöyle buyurur: “Adem oğlunun bütün amelleri kendisi içindir. Ancak oruç müstesna. Çünkü o benim içindir, onun mükâfatını da ben veririm. Oruç bir kalkandır.” Sizden biriniz oruçlu olduğu gün kötü söz söylemesin, bağırıp çalışmasın. Eğer birisi ona sataşır, onunla kavga ederse "Ben oruçluyum" desin. Muhammed’in canı kudret elinde olana ( Allah'a) yemin ederim ki, oruçlunun ağzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Oruçlunun sevineceği iki sevinci vardır. İftar edip orucunu açtığı zaman, Rabbine kavuştuğu zaman.” (Ravâhü hamse Tac c. 2 / 47)

Bir rivayette de şöyle buyurulur “Âdemoğlunun bütün amelleri(nin mükâfattı) on kattan yedi yüz kata kadar katlanır. Allahü Teâla buyurur ki: "Ancak oruç müstesnadır. O yalnız benim içindir. Onun mükâfatını da ben veririm.  Çünkü o şehvetini ve yemesini benim (rızam) için terk ediyor.”  Oruç benim içindir, onun mükâfatını da ben veririm” sözünden şu hükümler anlaşılmıştır:  a) oruç, zâhirde belli olmayıp kalbe taalluk ettiği için ve kendisine riya karışması ihtimali olmadığı için, b) Oruç tutana verilecek ecri O’ndan başka kimse bilmediği için, c) yeme, içme ve şehvetten müstağni olmak O’nun zatına aid bir sıfattır. Kul da Rabbinin sıfatına uygun bir sıfatla sıfatlandığı için, d) Melekler de bu sıfatla rablerine takarrub edip yaklaşıyorlar; oruçlu da onlara benzediği için, e) Oruçla yalnız Allahü Teala’ya ibadet edilir. Diğer batıl ilahlara secde vs. ile ibadet edilmiştir ama oruçla asla. Bu bakımdan Allahü Teâlâ mezkûr kavliyle yalnız orucu kendine izafe etmiştir.  Yine Ebû Hüreyre r.a. Hz. Peygamber s.a.v.in şöyle buyurduğunu rivayet eder:  “Kim ki, farzıyyetine inanarak ve sevabını da umarak ramazan orucunu tutarsa (küçük) günahları bağışlanır.” (Ravâhü hamse Tac c 2 s 48) Sehl r.a. Hz. Peygamber s.a.v.in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Cennette Reyyan isminde bir kapı vardır. Kıyamet gününde oradan ancak oruç tutanlar girerler Onlarla, başka hiç bir kimse girmez.  Önce "Nerde oruç tutanlar" diye nida olunur ve onlar o kapıdan girerler. Onların sonuncusu da girince, kapı kapanır ve başka kimse giremez.” (Buhari Müslim, Tirmizi Tac c 2 s 49) Selman-ı Fârisî (r.a.)ın şöyle dediğini nakletmektedir: Resûlullah (s.) bize Şa’ban ayının son günü bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: “Ey Müslümanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde “bin aydan daha hayırlı olan” kadir gecesinin bulunduğu bir aydır. Bu ay ki, Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nâfile olarak meşrû kıldığı (mübarek) bir aydır. Bu ayda kim bir hayır işlerse, başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır. Bu ay, mü’minin rızkının arttığı bir aydır. Kim bir oruçluya iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği kişinin aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar bu da sevap kazanır.”  Ashab: “Bizim hepimiz, bir oruçluya iftar ettirecek imkana sahip değildir” dediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.): “Allahü Teâlâ bu sevabı, bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir. Bu ay evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat (kurtuluşu) olan bir aydır. Kim bu ayda, emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah da onu bağışlar ve cehennemden azad eder.  Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi razı edecek iki işiniz “Lâ ilâhe illallah” diyerek Allah’ın birliğine şehâdet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız iki şey ise, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.

Kim bir oruçluyu doyurursa, Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”  (İbn-i Huzeyme Sahih III / 191-192)

İbn-i Abbas (r.a.)dan rivayete göre Hazreti Peygamber (s.) Şöyle buyurmuştur: “Her kim Ramazana Mekke’de kavuşursa ve orada orucunu tutup kıyamını (gece ibadetini) de, elinden geldiği kadar yaparsa, Allahü Teâlâ ona, oranın (Mekke’nin) dışında, yüz bin oruç tutmuş kadar sevap yazar. Ve her bir günü için bir köle azat etmiş gibi ve her bir gecesi için de bir köle azat etmiş gibi ve Allah yolunda yüküyle beraber bir at vermiş gibi ve her bir gecesi için de yüküyle bir at vermiş gibi hasene  (sevap) yazar.” (İbn-i Maceh c. 2 s. 1041 Menâsik / 107)

Oruçta ihlas: Müslüman sadece orucu tutmamalı, aynı zamanda oruç da onu tutmalı. Kötülüklerden korumalı. Bu konuda da bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur “Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, Cenab-ı Hakk’ın o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur. Yani onun yemesini, içmesini bırakmasına hiç değer vermez.” (Buhari - Tecrid-i sarih c. 6 / 253) Hz. Peygamber (s.) şöyle buyurmuştur: ““Nice oruç tutanlar vardır ki tuttukları oruçtan kendilerine (hiçbir sevap olmaz), ancak çektikleri açlık ve susuzluk yanlarına kâr kalır”. Ahmed 2/373

 

 

 

Bu yazı toplam 275 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.