1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. “Rahmi Pehlivanlı” (kralların ressamı)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

“Rahmi Pehlivanlı” (kralların ressamı)

A+A-

sanat kalemi

“Rahmi Pehlivanlı” (kralların ressamı)

alaattin-karaer1-001.jpg

      Keskin’de ağaçtan yontma bir paletle sanat hayatına başlayan, fırçasıyla resim dünyasında Kırıkkale ve Türkiye'yi Dünyaya tanıtan Ressamımızdır. Kendi hayatını Kaleme aldığı "Abdullah'ın Gaderi" adlı eserinde Pehlivanlı resim dünyasına girişini anlatmıştır. 1926 yılı 24 Mart’ında Ankara'nın Keskin ilçesinde, gece yarısı saat iki sularında bir pyon alarak dünyaya geldim diyor. Yine kendi ifadesiyle pyon olarak dünyaya gelmiş ama pyon olmadan, tanınmış bir ressam olarak,    1952 yılına Milli savunma bakanlığınca düzenlenen sergi için yaptığı Nene HATUN tablosu ile başlayan ilk ciddi tablo çalışması onun ününü arttırmıştır. 1953 yılında Prof. Dr. Ziya Enver Karal'la birlikte Selanik'e giden Pehlivanlı, Atatürk'ün doğduğu evin tablolarını yapmıştır. 1956 yılında itibaren dördü Türkiye'de olmak üzere 50 Kişisel sergi açmıştır. Lüblan, Mısır, Libya, Tunus, Almanya, Norveç, Fillandiya, Hollanda, Nijerya, İtalya, İngiltere, Amerika, Hindistan, İran, Fas, Sudan... gibi ülkelerde resim çalışmaları yapmış ve buralarda sergiler açmıştır. Daha çok Portre Ressamı olarak tanınan Pehlivanlı'nın yaptığı Portreler arasında Cumhurbaşkanı, Celal BAYAR, Cevdet SUNAY, Kenan EVREN, Turgut ÖZAL, Enver SEDAT (Mısır Cumhurbaşkanı) gibi devlet adamlarını görürüz. Ressamın 1982 yılından beri devam ettirdiği "Renk Renk Türkiyem" konulu resim koleksiyonu tamamlanamamıştır.

Bir insanı en iyi eşi tanır ve anlatır. Kendisinin hazırladığı hayat hikayesini anlatan eser, 1993 yılında eşi Nurhan PEHLİVANLI tarafından "Bir Fırça, Bir Palet-Bir Hayat" adıyla yayınlanmıştır. Biraz uzunda olsa okumadan geçmeyelim!

 

    Rahmi Pehlivanlıyı eşi anlatıyor:

      Yaklaşık 20 yıl kadar önce Rahmi Pehlivanlı'nın sanatının bir hayranı olarak başladığımız bağ ve beraber çalışma evliliğimiz süresince ve ölümünden sonra da anılarına ve eserlerine hasletliğim yıllara geri dönüp baktığımda bana kısa bir süreç gibi geliyor.

      Gerçek olan şu ki, bu yirmi yılın içine sayısız yerler, insanlar, olaylar ve eserlerin, projelerin sığdığını anımsadığımda Rahmi Pehlivanlı ile birkaç ömür yasadığımı düşünüyorum. Rahmi Pehlivanlı' yı anlatmak bugün bile benim için çok zor.

      Yıllardır Rahmi Pehlivanlı doğru veya yanlış anlatılmaktadır. Ciltler dolusu yazılar, eleştiriler, hayatını anlatan dizi yazılar, yaptıklarını anlatan övgüler; bazen kıskançlıktan, bazen de benzersizliği ve erişilmezliğinden kaynaklanan yergilerde okudum.

      Ben Rahmi ‘den sanatı, resmi, hayatı, insanlığı, doğayı, sevgiyi, dünyayı öğrendim.

      İşte bu nedenle benim bildiğim Rahmi'yi anlatmak çok zor.”Kralların Ressamı”, “Ünlülerin Ressamı”, portre sanatçısı Rahmi Pehlivanlı, dünyaca tanınan unvanlarıyla resim sanatına boyutlarını aşmış, popüler olmuş bir insan. Sık sık “Bir yere gelebilmek değil orada kalabilmek zordur” derdi. İşte bana göre, çok çalışarak elde ettiği bu başarısı ile sonradan olma değil, gerçekten doğuştan büyük bir sanatçıydı o.

      Rahmi ile davetli olarak gittiğimiz Sovyetler Birliği’nde Leningrad (St. Petersburg ) Güzel Sanatlar Akademisi Başkanı ve müze yöneticileri ile görüşmüştük. Rahmi'nin bütün dünyada derlenmiş albümünü hayranlıkla izlemişlerdi. Orada Rahmi'nin sergisini açmak istiyorlardı. Müze yöneticisi sempatik yaşlı hanım Ekatherina Grishina, benim de resim sanatı ile ilgili bir okuldan mezun olduğumu öğrenince, beni “Her hanım diploma alabiliyor ama her hanım böyle büyük bir sanatçının eşi olamıyor; gurur duymalısın” diyerek kutlamıştı.

      Rahmi Orta Anadolu'nun küçük bir kasabasında Keskin'de doğmuş. Herhangi bir klasik eğitim görmemiş. Akademik çatılar altında yetişmemiş. Resim yapmak duygusu onda içgüdüsel olarak ortaya çıkmış. Bana hep anlattığı çocukluk döneminden, katı geleneklere bağlı ailenin baskısını, bu karşı Rahmi'nin de kendini bulma çabalarını, yoğun bir enerji birikiminin çevreden yaramaz haşarı çocuk olarak algılanmasına yol açtığını anlıyordum.

      Çocukluğunda, yanlı kitaplardan resmini görerek dut ağacından çakıyla oyarak yaptığı kaba saba bir paletle, çiçeklerden elde ettiği doğal boyalarla gizlice resim yaparmış, Çünkü aile “günah” diye yasaklamış. Ortaokuldan sonra yine ailesinin zoruyla tüccarlık yaptığı yıllarda da sürdürmüş resim tutkusunu. Ve Keskin' de her şeyi terk edip elinde çantası Ankara'ya gelmiş.

      Portre ressamlığına, 1952 yılında Erzurum'da Aziziye kahramanı Nene Hatun'un resmini yaparak başlamış. Daha sonra Cumhur Başkanı Celal Bayar tarafından Selanik'te, Atatürk'ün doğduğu evin tefrişi çalışmalarında görevlendirilmiş ve evin resmini çalışmış. Cumhurbaşkanlığı koleksiyonunda bulanan bu resim şimdi Atatürk Orman Çiftliğinde benzeri yapılan Selanik evi müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Rahmi Pehlivanlı Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan IV. Murat tablosu ile bu müzedeki ilk çağdaş Türk sanatçısı olmuştur.

      Yaklaşık otuz yıl dolaştığı dünya'da ülkesine hiç dönmeden 17 yıl kalacağı Avrupa'ya ilk çıkısı İngiltere’ye olmuş resme başladığı çocukluk yıllarında yaptığı ağır bir paletten parmağı kist toplamış ameliyat olmak üzere gitmiş “Amacım daha sonra yabancı dil öğrenmek, resim yapmak, bu alanda tanınmak ve dünyayı tanımaktı” diyordu.

     Ama elbette bu sanıldığı kadar kolay olmamış. Özellikle Avrupa gibi bir yerde bir sanatçı olarak isim yapabilmek ve bir Türk ressamı olarak tanınmak.

     Londra Royal Academy ‘de bir karma sergide “Cinci Hoca” adlı klasik portresinin sergilenerek satılan ilk tablo olması ona ümit vermiş.

     Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın portresini yaparak başladığı devlet başkanları portreleri ona düşündüğü yolda bir başlangıç olmuş. Ve uzun yıllar Avrupa'dan Afrika'ya Ortadoğu’dan Amerika'ya uzanan çalışmaları ile 25' ten fazla Kral, Kraliçe, Devlet Başkanı tarafından davet edilerek portrelerini çalışmış. Şu anda Türkiye dahil dünyanın sayılı 17 uluslararası devlet müzelerinde tabloları bulunuyor.

     Rahmi Pehlivanlı, 1969 yılında Cote D'Azure ‘da düzenlenen uluslar arası sanat sergisinde portre dalında Dünya Birincilik Ödülünü almış; Kuzey Afrika'da çalıştığı ”Kel Mıstık” adlı bu tablosuyla Avrupa sanat çevrelerinin dikkatlerini üzerinde toplayan bir odak merkezi olmuş. Vatikan tarafından alınan “Zina” adlı tablosu için Papa IV. Paul tarafından gümüş madalya ile ödüllendirilmiş. Bu tablo halen Floransa Müzesi Koleksiyonundadır.1981 yılında İtalya'da “Accodemico Benemerito” diplomasi ve fahri üyelik unvanı verilmiş, adına bir de kürsü ayrılmış.

      Sohbetlerimizde bana, sanat birikiminin, hayat tecrübelerinin, çalışan her sanatçıya ışık tutması, yol göstermesini istediğini söylerdi. Onun başarı kuralında şu vardı; ”Yalnız yetenekli olmak yetmez, parayla propagandayı, akılla zekayı, sanatla zanaatı birleştireceksin ve bütün bunlara ilave çok çalışmak gerekli” diyordu.

      Ülkesini çok seven Atatürk'e hayran, onun devrinde Atatürk fikriyle yetişmekten gurur duyan bir insandı. Ama “Atatürk'ün kendisinden modellik alarak resmini yapmayı çok isterdim. Anamın kabahati beni geç doğurmuş” derdi. İşte bu dinmeyen vatan sevgisi ile yıllar sonra geldiği memleketinde kafasında üç büyük projesi vardı. Bu amacını gerçekleştirebilmek için yaptığı ilk önemli çalışması; 16 tabloluk bir diziyi oluşturan ve 11 Aralık 1978'den beri Anıtkabir’de Atatürk Özel Kitaplığı ve Sanat Galerisi'nde sürekli sergilenmekte olan Atatürk'ü kendi devrinde ziyaret eden yabancı devlet adamlarıyla gösteren “Atatürk Koleksiyonu”'dur. Bu tabloları Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 50. Yıl Dönümü nedeniyle yapmıştı.

      İkinci projesini şöyle anlatmıştı: “Kurtuluş Savaşı’nı çok geniş boyutlu tuvallerle, yapılan savaşları kronolojik sıralama içinde dönem dönem resimleyerek bu resimleri günümüz teknolojisiyle birleştirerek çalışmak. Bir Atatürk maketiyle onun ağzından bir anlatımla tarihi canlandırmak. Ve bu devletin katkılarıyla bir müzede yeni kuşaklara sergilemek istiyorum.“    Eskileri maketleriyle hazırlanmasına rağmen parasal kaynak yetersizliğinden bunu Türkiye koleksiyonundan sonraya bırakmıştır.

      Bütün sanat hayatı boyunca düşü olan projelerinin üçüncüsünü birlikte gerçekleştiriyorduk. Hazırlık çalışmalarına 1982 yılında başlayıp bütün Türkiye'den il ve ilçeleri birlikte adım adım dolaşıp resimler çalıştık. “Renk Renk Türkiyem” koleksiyonu adıyla 1984 yılında bu çalışmalar için yollara düştük. Şöyle diyordu; ”Amacım, Atatürk Türkiye'sini gelecek kuşaklara aktarabilmek; Türkiye kentlerinin, yörelerinin, insanlarının gelenek görenek ve özelliklerini tuvale aktarmak, renklendirmek, yansıtabilmektir. Böylelikle o yörenin insanına yöresini, o yöreyi Türkiye'ye, Türkiye'yi bütün dünyaya tanıtabilmektir.

Bir vakıf kurduk Rahmi'nin sağlında, onunla birlikte. ”Rahmi Pehlivanlı Kültür ve Sanat Vakfı”.”Renk Renk Türkiyem” Koleksiyonu ile ortaya çıktı bu fikir. Vakfın amacını; Türkiye Koleksiyonunu ve Rahmi Pehlivanlı'nın eserlerini korumak, yurtiçi ve yurt dışında sergilemek, tanıtımını sağlamak ve bir müze kurmak, sanat görüşünü, ekolünü yaşatmak, plastik sanatlar alanında olanakları olmayan yetenekli gençlere sanat eğitimi sağlamak; Türk plastik sanatlarının tanınmasını sağlamak için yayınlar yapmak ve eğitim konferansları düzenlemek olarak belirledik.

1992 yılında tamamlayıp sergilemeyi düşündüğümüz bu büyük proje, planladığımız gibi sona ermedi.

Ama çok iyi bir altyapı ile hazırlanıp, çok planlı bir organizasyonla ve aslında büyük bir ekip çalışması gerektiren, yalnız ikimizin emeği ve özverisi ile ortaya çıkan bu çapta böyle bir proje hangi aşamada olsa başarıya ulaşmıştır. Bazı eksik illere rağmen Rahmi'nin bu büyük düşü ve ortaya çıkan eserler, su anda vakıf merkezinde korunmakta, tanıtım ve müze çalışmaları sürdürülmektedir.

  Rahmi'nin portrelerinde işlediği kendine özgü anlatımıyla “ Yalnız benzetmek yetmez karakterini verebilmelisin kişiye, tablodan çıkıp gelebilmeli sana” hatırlıyorum. Şaşılacak bir dinginlikle durmadan çalışıyordu. Çocuksu bir saflık, içten gelen bir duygusallık, doğal bir yaratıcılığa dönüşüyordu yaptığı resimlerde. ”Ben çalışmazsam ölürüm” diyordu. Hatta şaka yollu, “Yukarıdaki ile pazarlığım var, ben bu koleksiyonu tamamlamadan canımı almayacak” diye espriler yapıyordu. Yine sık sık tekrarladığı bir Fransız atasözü geçiyor aklımdan, ”İnsanlar konuşulduğu müddetçe yaşar”. O'nun hareketli yaşamının bir bölümünün paylaştığım uzun sanat yolculuğunun aslında bitmediğini anlıyorum eserlerinde. Rahmi'nin sanatçı kişiliği yanında, tükenmeyen enerjisi ile yaratıcılığının heyecanını, açık yürekliliğini, cesaretini ve inançlarının sağlamlığını; Atatürk'e olan hayranlığını, ülkesine olan sevgisini, insanlara ve doğaya olan aşkını da tanımak gerekli. Rahmi bulunduğu her yerde dostluklar yarattı. Onu tanıyan her insanda izler bıraktı. Gönüllerde yaşadı. Hep böyle yaşayacak. Sanatıyla ölümsüzleşti.

      O artık sonsuz.

      Nurhan Pehlivanlı 2001

      24 Ağustos 1992 yılında aramızdan ayrılmıştır. Çeşitli etkinliklerle anılacak olan, Kralların Ressamımızın, Mezarı Keskin de aile mezarlığındadır.

alaattin-karaer2.jpgalaattin-karaer3.jpg

 

Bu yazı toplam 239 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.