1. YAZARLAR

  2. ÖMER DEDE KILIÇ

  3. Ona Ölümü Yakıştıramıyorduk
ÖMER DEDE KILIÇ

ÖMER DEDE KILIÇ

YAZAR, ŞAİR
Yazarın Tüm Yazıları >

Ona Ölümü Yakıştıramıyorduk

A+A-

                           YOL ARKADAŞLARIM 

           Cengiz’in adını ateş koymuşlar önceki amirleri tarafından. Ateş gibi hızlı, ateş gibi çabuk, ateş gibi iş bitirici. Cengiz’le öğretmenevinde başlayan dostluğumuz İl Milli Eğitim Müdürlüğünde devam edecekti. Etmeliydi de çünkü; bu devirde arkanı dayayacağın bir kale, sığınacak bir liman bulmak çok zordu. Cengiz’e güvenilebilir, Cengiz’e itimat edilebilirdi.

            Cengiz’de arkadaşları gibi sınava girecek, yardımcı personelden görevde yükselme ile Memurluğa geçecekti. İlk Memurluktaki ataması Merkez Atatürk İlköğretim Okuluna çıkacak, kendisine Okul Müdürü tarafından mutemetlik görevi tevdi edilecekti. Fark etmezdi. Cengiz fedakârdı. Cengiz görev adamıydı. Verilen hiçbir göreve itiraz etmez, en iyisini yapmak içinde bilenlere sorar, bundan da hiç gocunmazdı. Cengiz vefalıydı. Amirleri tarafından kendisine ihtiyaç duyulduğunda yıllık iznini keserek görevine dönecek kadar alçak gönüllüydü.

           Ancak; Cengiz’in iyi niyeti Atatürk İlköğretim Okulu’nda çalışmasına yetmiyordu. Bir gün okulun parasını çekip, personele dağıtmak için bankaya gidiyor. Banka sehven iki deste parayı eksik ödüyor, Cengiz’de tecrübesizliğin kurbanı oluyor, saymadan getirip personele dağıtıyor. Parayı eksik aldığı için para yetmiyor. Cengiz panikliyor çünkü çok para. Cengiz yeise düşüyor. İşte burada güven ve güvensizlik gündemde. Tabiî ki okul müdürü Cengiz’e güvenmiyor, banka yanlış yapmaz. Ya sen düşürdün yada personele fazla dağıttın diyerek Cengiz’in o okuldan ayrılıp, güvendiği limana sığınmak zorunda kalmasına neden oluyordu.

Cengiz’le yollarımız kesişecek, yol arkadaşlığımız İl Milli Eğitim Müdürlüğünde devam edecekti. Bir gün sabah geldiğimizde Milli Eğitim Müdürlüğünde bir sessizlik hâkimdi. Tüm memurlar odalarına sığmamışlar koridorda öbek öbek toplanmışlar, sessizce kendi aralarında konuşuyorlardı. Bu sessizlik her zamanki sessizlik değildi. Neyin nesiydi. Milli Eğitimde ters giden bir şey vardı. İyice meraklandım. Sordum arkadaşlara bir şey mi oldu. Nedir bu sessizlik deyince. Abi senin memur Cengiz kalp krizi geçirmiş Hastanenin yoğun bakımında yatıyormuş, dediler. Durumunu sordum sadece yoğun bakımda yattığı bilgisi vardı. İyide bu kadar kolay mıydı? Daha dün beraberdik. Hayır, Cengiz hastalanamazdı. Cengiz’ i her sabah güler yüzle görmeye alışmıştık. İnanamadık. İnanmak ta istemiyorduk. İnanmak için Cengiz’in kendisini görmeliydik.

Cengiz için düştük yollara yüreğimizce sızı, yalan olmasını bekliyorduk. Arkadaşımızı kaybetmeye hiç birimiz hazır değildik. Allah korusun Cengiz’e bir şey olursa bizim için sanki dünyanın sonuydu. Kabullenemezdik. Daha dün sohbet ederek ayrılmıştık evlerimize, ama Cengiz evine değil ikinci işine gidiyordu. Daha önce ikinci işin kendisine ağır geldiğini söylüyorduk. Cengiz ise çocuklarının okuduğundan bahisle muhannetin zorluğundan bahsediyordu. .

Milli Eğitim Müdürlüğü personeli yastaydı. Kederliydi. Kimsenin eli ayağı tutmuyor, kimse çalışmıyordu. Bir mucize bekliyorlardı. Çünkü tüm milli eğitim müdürlüğü camiasında herkesin gönlünde taht kurmuştu, efendiliği ile, dürüstlüğü ile, fedakarlığı ile, vefalığı ile. Tüm personel göz yaşı döküyordu. İnsan bu kadarmı sevilirdi. Sevgi neydi. Sevgi emekti, sevgi fedakârlıktı. Cengiz emek vermişti arkadaşlarına, arkadaşları da bu gün ahde vefalığını gösteriyordu. Cengiz yaşamalıydı. Cengiz umudumuzdu. Kişiliğinden küçükle küçük, büyükle büyük olmasından dolayı herkese örnek bir insandı. Yaşaması dışında Cengiz’e hiçbir şeyi yakıştıramıyorduk.

Cengiz için hastane kapılarını yol ettik. Arkadaşlarla hergün hastaneye gelip, yoğun bakımın önündeki bilgilendirme ekranından bir umut, yaşam belirtisi bekliyorduk. Umudumuzu hiçbir zaman yitirmiyorduk. Çünkü yaşamasını istiyorduk. Cengiz yaşam destek ünitesine bağlı yaşıyordu. Ekranda sadece üzerindeki yorganın hafifçe kalkıp indiğini görüyor buna seviniyorduk. Oysa Cengiz’in hayatı pamuk ipine bağlıydı. En küçük bir elektrik kesintisinde hayata veda edebilir, arkadaşlarını üzüntüye, kedere boğabilirdi. Hastanede geçmek bilmeyen günler devam ediyor, hastanenin bir köşesinde çaresiz eşi, diğer tarafta ondan hiç umudunu kaybetmeyen arkadaşları ağlıyordu. Çırpınışlar boşunaydı. Zaman Cengiz’in aleyhine gittikçe azalıyordu. Cengiz’i her an kaybedebilirdik. Ama Cengiz hayata tutunmak için dayanıyordu.

Yanılmıyorsam yoğun bakımda Cengiz’in beşinci günüydü. Hastane başhekimi Osman ACAR, Milli Eğitim Müdürümüzü ziyarete gelmişti. Bizde biraz umutsuzca yanlarına vardık. Başhekimim Cengiz ASLIYÜCE’nin sağlık durumu nasıl diye sorduğumuzda iyice umudumuzu yitirmeye başladık. Allaha dua edin, canı veren de o, alanda o, ailesinin istemesi halinde fişinin çekilebileceğini söylediğinde çok üzülmüştük.

O gün öğleden sonra arkadaşlarla tekrar hastanenin yolunu tuttuk. Bir umut bekliyorduk. Çünkü herkes onun yaşaması için dua ediyordu. İyileşmesi halinde arkadaşları çeşitli vaatlerde bulunuyordu. Herkes pür dikkat ekrana bakıyor, Cengiz’den bir hayat belirtisi bekliyordu. Akşama doğru arkadaşlarının duaları kabul oldu. Umutlar kesilmişken birden Cengiz’in beş günlük yorgunluğu ile elini sırma saçına götürdüğünü görüyorduk. Cengiz hayata merhaba diyordu. Cengiz hayata tutunmayı başarıyordu. Bu seferde herkes sevinç gözyaşları döküyordu.

Cengiz’imin sevenleri çoktu. Allah onu sevenlerine bağışladı.

Bu yazı toplam 340 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.