1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Ölüm üzerinde düşünme ve ibret alma! -1-
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ölüm üzerinde düşünme ve ibret alma! -1-

A+A-

Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden birisi de “el-Mümît”dir. “Öldüren” demektir. Bütün canlılara can veren o olduğu gibi, istediği zamanda da onları dünyada öldürüp, ahiret âlemine sevk eden de O’dur. E, madem her doğan ölmek için doğar,  her canlının akibeti ölümdür; nedendir ölümü bunca soğuk görmek? Neden kimse ölümü sevmez; her canlı hayatta kalmak için çabalar? Ve nedendir Hak dostlarının ölümü derin bir sevinç ile karşılamaları?  Nedendir, Rasül-ü Ekrem as efendimizin hayat ile ölüm arasında serbest bırakıldığında ölümü tercih etmesi?  Neden, yaralandığında bütün insanlık mendil mendil ağlarken, Hz Ömer ra’ın gülümsemiştir? Neden Mevlana, ölüm gününe “şeb-i aruz” demiştir? Belli ki hayat anlayışımız farklı.  Belli ki Onlar hayat denince dünya-ölüm-kabir-ahiret safhalarını bir başka görüyor; hepsine bir (tevhid) anlayışı ile bakıyorlardı. Nasıl bir bebeğin doğumu, alem-i ervah namına bir ölüm; dünya namına bir doğuştur; öyle de ölüm dahi bu dünya için son ise de bir sonraki merhale için doğum olarak görülüyordu.  Ölüm, sadece kısa bir es vermek olarak telakki ediliyor; öncesi ile sonrası arasında kısadan da kısa bir köprü olarak görülüyordu. Ötelere müteveccih yaşayan uyanık gönüllerin sahipleri bu doğumları görerek seviniyor; ölüm acısı değil doğum sancısı diyerek köprüye doğru yürüyorlardı. Rabıta-i mevt: ölümü düşünüp, ölümden sonrası için gerekeni hazırlamak. Kalbini hayata değil de ölüme bağlı kılmak. Madem ki dünya hayatı, asıl gidilecek yerden ve oradaki çok kıymetli dostlardan ayrılıktır; ve madem ancak ölüm köprüsü o âleme götürür; o halde o köprünün bekleyeni olmak, sevgisini, sevdasını ve aşkını ölümle güzelleştirmek, hayalini, ümidini, sabrını, tahammülünü ölümle takviye etmek, kinini, nefretini, hasedini, öfkesini, kıskançlığını vb huylarını ölümle terbiye etmek gerekmez mi? Aklını hayata değil de ölüme bağlı kılmak, muhasebesini, muhakemesini, hesabını-kitabını ölüm merkezli yapmak, yatırımlarını –herkesin dolara, euroya endeksli yaptığı bir ortamda- ölüme endeksli yapmak, direnişini, isyanını, kıyamını ölümle güçlendirmek gerekmez mi? Yaşantıyı hayata değil de ölüme bağlı kılmak. Her eylemini ölüm muhasebesiyle gerçekleştirmek, bütün yaptıklarını kendinden önce ölüme arz edip, uygun görülürse yapmak, yapmayıp terk ettiği her ameli ölümle tartıp uygun çıkarsa terk etmek gerekmez mi? Rabıta-i mevt: Hayatın ölüm ile tartılması, varlığın ölüm ile anlamlanması, geçmişin-anın-geleceğin ölüm ile buluşması, insanın ölüm ile Adam olması demektir. İşte bir ölüm rabıtası örneği. Herkesin aynı şeli düşünmesi dileğiyle! Yatağında sırtüstü uzandı, yavaşça. İki ayağını dümdüz uzattı; topuklarını yaklaştırdı. İki kolunu bedeninin iki yanına uzattı. Ellerini açıkça serbest bıraktı. Gözlerini kapadı. İşte ölmüştü. Beklemediği bir andı; ancak Azrail (as) gelip “emaneti ver” deyivermişti.  Pek çok planı, programı vardı. Ayarlanmış toplantılar, bileti alınmış seyahatler, planlanmış işler.. taksitler, borçlar, alacaklar.. ailesi, çocukları, onların bugünü geleceğiyle ilgili düşünceler…  Ama vakit tükenmiş olacak ki Azrail as gelmişti. ‘Azrail’in saati asla şaşmaz; hep tam vaktinde gelir’ derlerdi, büyükler. Pek önemsememişti. Daha kendisine çok sıra var diye düşünmüştü.. Çok direndi Azrail’e. Daha doğrusu direnmek istedi. Kendisine biraz daha süre vermesi için yalvardı. En azından 1 gün süre verirse kendini toplar, tevbe istiğfar ile temizlenir; etrafıyla helalleşirim diye yakarmıştı. Olmamıştı. İşte ölmüştü!  Bedeni yerde upuzun yatıyordu. Üzerine bir beyaz çarşaf örtmüşlerdi. Bir ikisine seslendi ancak sesini duyuramadı. Kollarından çekiştirmeye çalıştı ancak dokunamadığını fark etti. Etrafında telaşla koşturanları görüyordu. Eşi ve çocukları feryad ediyorlardı. Tanıdıkları birer ikişer geliyor; üzüntüleri yüzlerinden okunuyordu. İlk defa kendisini dışardan seyrediyordu. Yıllarca birlikte gezip dolaştığı bedenin şimdi onu dinlemeyip kıpırdamadan yatması ne tuhaf bir durumdu. Kaldırıp bir tabuta koydular, bedenini. Omuzlayıp götürdüler. Gelenlerin konuşmalarına şahit oldu. Biri “niçin ölmüş” diyor; bir başkası “kalbi durmuş” diye cevap veriyordu.

 

 

 

 

Bu yazı toplam 257 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.