1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Öğrenmeyen çocuk yoktur
Öğrenmeyen çocuk yoktur

Öğrenmeyen çocuk yoktur

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Araştırma Görevlisi Mahmut Çitil Engelliler haftası için İL Gazetesine konuştu. Bir tür...

A+A-
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Araştırma Görevlisi Mahmut Çitil Engelliler haftası için İL Gazetesine konuştu. Bir tür var olan performansın tam anlamıyla ortaya koyulamama durumu olarak tanımladığı engeli, öğrenmenin engeli olarak görmemek gerektiğini vurgularken “Yeter ki ortamı hazırlayın. Öğrenmeyen çocuk yoktur, her çocuk öğrenebilir” dedi.     İL Gazetesi yazarlarından Özel Eğitim Öğretmeni Gülistan Yalçın, Engelliler Haftası münasebetiyle Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Araştırma Görevlisi Mahmut Çitil ve Adnan Ağır Özel Eğitim Okulu Müdürü Halil İbrahim Teymen ile özel bir röportaja imza attı. Çitil ve Teymen yazarımız Gülistan Yalçın’ın sorularını cevaplarken, özel eğitimin önemine de dikkat çektiler. Her iki uzman da her engellinin ve engelli ailesinin devlet tarafından kendilerine verilmiş haklarını çok iyi bilmeleri gerektiğinin altını çizdi. -Engellinin, bir öğretim görevlisi olarak açılımını yapar mısınız? Öncelikli olarak, oradan başlayalım. GERİ ZEKALI ÇOCUKLAR DİYE KİTAP BİLE YAZILDI Engellilerle ilgili birçok tanım söz konusu, birçok kavram da var aslında. Tarihsel kaynaklara baktığımızda, özellikle Türkiye’de kullanılanları ele alırsak daha önce özürlü, sakat, hatta daha önceye giderseniz ebleh gibi engel türüne göre, özelliğine göre birçok yaygın kullanım var. Mesela zihinsel engellilerle ilgili çok önceki dönemlerde birçok tanım kullanılmış. Mesela; geri zekalı çocuklar diye ders kitapları yazılmış. O zamanlar geri zekalı kavramı bugünkü zihin engelli gibi kabul ediliyor. Daha sonra bu kavramlar günlük hayatta toplumun kullanımıyla birlikte bir etikete dönüşmüş. Bilim adamları dönem geçtikçe bu kavramları değiştirmeye başlamışlar. Mesela zihinsel engelli kullanılmış, daha sonra yine çok yaygınlaşmış. Zihinsel yetersizliği olan çocuklar denmeye başlanmış. İşte Özel Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün çıkarttığı yönetmelikler de buna dönmüş. ENGEL TABİRİ DAHA DIŞSALDIR ASLINDA ZORLAYICIDIR. Engelin benim şahsımda daha hoş bir anlamı var. Çünkü özürlü, sakat ve daha birçok farklı kavram biraz bireyin eksikliğine yetersizliğine vurgu yapıyor. Yetersizlik kavramını da aslında çok beğenmiyorum ama engel, hani şöyle düşünün yolda yürürken ya da hayatta karşılaştığınız manevi olaylarda bazı engeller vardır. Ama bu sizin değil de başkasınındır yani dışsaldır aslında. O yüzden engel tabirini ben daha çok seviyorum. Bir çocuğu düşünün sınıfa girdiğinizde hiç kalkmadan; mesela 30 kişilik bir sınıfta derse girdiniz hiç öğrencileri kaldırmadan bir ders yaptığınızda bu çocuk engelli değildir. Ama siz o çocuğa hadi gel tahtadaki problemi çöz dediğinizde o çocuk tekerlekli sandalyesiyle o kürsüye çıkamıyorsa engellidir. Yani engel dışsaldır aslında zorlayıcıdır. O yüzden zihinsel engelli, görme engelli gibi tanımları ben daha manalı buluyorum. Ama dediğim gibi engel kavramı günlük hayatta başkalarına hakaret ,etiket ya da bir ötekileştirme aracı olarak kullanılırsa işte o zaman o kavram da anlamını yitiriyor. Yine bütün kavramlar içerisinde engeli en kabul edilebilir buluyorum. Tanımlama anlamında, mesela genel anlamda özürlüler deniyor. Türkiye’de ki malumunuz kamu düzenlemelerinde de özür kavramı çok yaygın hem özürlülerle ilgili 5378 sayılı yasa çıktı. Ayrıca Özürlüler İdaresi Başkanlığı var. Bu şimdi bakanlık bünyesinde ayrı bir yapıya dönüştü. Birçok yasada ve yönetmelikte özür kavramını görürsünüz. Bir de biraz meseleye tıbbi mi bakacağız, meseleye toplumsal ve eğitsel mi bakacağız bununla alakalı. Tıbbi bakış açısıyla değerlendirdiğimizde özür, sakat gibi yetersizlik gibi kavramlar ağırlıklı ama engel kavramı daha toplumsal daha eğitsel şeyler içerebiliyor. Eğitime göre de farklı tanımlama var. Yani tıbbi tanımlamanın, eğitsel tanımlamanın çok tartışıldığı bilimsel ortamlara da girdik, net ve kabul edilebilir bir şey yok. Ama en ideali şu; doğuştan ya da sonradan birçok nedenle akranlarından farklılaşan çocukların ve engelin az önce yaptığım tanımıyla özetlersek,  toplumsal servislerin ve hizmetlerin eksikliğinden ortaya çıkan bir tür engellenme durumudur engel. Bir tür var olan performansın tam anlamıyla ortaya koyulamama durumu. Yoksa şimdi okullarımız var, buraya girişte de baktık mesela siz her şeyi çocuklar için uygun hale getirirseniz bu çocuklar mutlaka erişecekler, mutlaka iletişimleri artacak, mutlaka öğrenecekler. Yani biz öğrenemeyen çocuk yoktur diyoruz. Her çocuk öğrenebilir diyoruz. Yani engele bu boyutuyla bakmamız lazım. Böyle geniş bir tanım oldu ama direkt engel şudur desem zaten ders kitaplarında mevcut olan bir şey. -Türkiye genelinde engelli sayıları hakkında biraz bilgi verir misiniz? 6,5 MİLYON KAYITSIZ ENGELLİ VAR Engellilik az önce de söylediğim gibi toplumsal bir olgu yani bir olay değil artık. Yıllardır var olan bir grubun, büyük bir grubun yaşadığı birçok sorun var ve buna sadece eğitim boyutuyla bakmak bir yerde yetersiz kalıyor. 2002 yılında yapılmış araştırma sonuçları var. Dünya Sağlık Örgütü ‘nün söylediğine göre gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10 ile 12,5 arasında bir engelli oranı varmış. Yani bunu bir normal dağılım eğrisi gibi düşünün, buna baktığınız takdirde Türkiye’de , 70 milyonu baz alırsanız 8 milyon civarında engelli olduğunu tahmin ediyoruz. Ulusal veri tabanına kayıtlı 1,5 milyon engelli olduğu biliniyor. Demek ki bir 6 – 6,5 milyon kadar ortada ciddi bir şey var veri tabanında bir eksiklik var. Bunların bir kısmı doğuştan getirtilen engelli ve özür artık nasıl sıfatlandırırsanız öyle özelliklerde ama bir kısmı da Türkiye’de insan hayatının gerçekten çok kolay kaybedilmesinden kaynaklı sorunlar. Mesela malumunuz iki tane bayram geçirdik. Hemen hemen hergün onlarca insanın ölüm haberi geliyor. Bir de burada ölmeyen hani yaralanan insanlar var, malum Türkiye’de istemediğimiz acı olaylar vuku buluyor. Bunlardan biri terörizm ve terörizmin ortaya koyduğu hem sivil halkta hem güvenlik görevlilerinde ortaya koyulan ciddi travmatik sonuçlar ortaya çıkıyor. Deprem oldu, çok acıydı, çok üzüldüğümüz bir olaydı. Deprem olduktan sonra ölen kişilerin sayısı veriliyor; ama ölenlerden sonra kalanlardaki hem psikolojik hem de fizyolojik travmaları kayıpları da ele aldığınız takdirde düşünün 1999 depreminden bu yana acaba ne kadar insan etkilendi. Tüm bu toplumsal gerçeği göze aldığınız zaman engelliliği tek boyutuyla değil bütün boyutuyla çok geniş bir perspektifle ele almak lazım. -Engelli vatandaşlarımızın gerek kendilerine, gerekse ailelerine verilmiş hakları var. Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz? ENGELLİ HAKLARINI İYİ BİLMELİ VE UYGULAMALI Engellilikle ilgili engellilerin hem kendilerine hem de ailelerine dolaylı olarak etkileri olan birçok hakları var. Sağlıkla ilgili haklarımız var. Hatta çok basit bir örnek verelim size, bir birey olarak engelli olmayan ya da engelli yakını olmayan bir birey olarak ne kadar haklarınızın farkındasınız. Haklarınızın farkında olsanız dahi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ne kadar haklarının bilincinde yani bunu ne kadar savunuyor ya da ne kadar takip edebiliyorsunuz? MADDİ YARDIMDAN HABERSİZ AİLELER VAR Beni bu engelliler hukukuna yönlendiren şey şu olmuştu; bir gün kendi çocuğumu bir alışveriş merkezinde oynatırken bir çocuğun da orada oynadığını gördüm.  Ama çocuk hani net bir şekilde engelli olduğu belli olan bir çocuktu. Ben de yavaşça babasına (babası ilgileniyordu) yaklaştım. Babası apartman görevlisi, asgari ücret maaşı alıyor. 2 çocuğu var bir karısı var. Genç de bir adam 35 yaşlarında. Dedim ki çocuğunla ilgili haklarını biliyor musun? Neler yapıyorsun falan. İşte biliyorum dedi, gittim sağlık raporu aldım. Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezine gidiyor. Gerçekten eğitiminde çok ilerledi falan mutlu, çocuk gerçekten uyumlu. Gözlemledim bir süre çocuğu. Peki dedim yardım alıyor musunuz? Devletin verdiği bazı imkanlar var. Mesela eşiniz bakım ücreti alıyor mu? Çocuk ağır bir çocuğa benziyordu. Yok dedi ne yardımı hâlbuki o kişinin asgari ücretini evdeki 4 kişiye böldüğünüz zaman ortaya çıkan meblağ yasal haklarda onlara bir maaş, bir asgari ücret daha annesine hak ettiriyor. Yani çocuğun tabiî ki o raporunda ağır özürlüdür ve bakıma muhtaçtır ibaresi olması şartıyla ki çocuk bence o kategoriye girebilir. Ama hiç bunu bilmiyor yani yapmamış yapsa evlerine bir maaş daha girecek yani bir asgari ücret daha ki bir asgari ücret daha girdiği zaman hem bu çocuğu daha çok alışveriş merkezindeki oyun alanına götürebilecek, daha çok gezebilecek, kendisi rahatlayacak, ne bileyim evine bir eşya alacak. AVRUPA’DA SADECE ÇOCUK DEĞİL, AİLEDE DESTEK ALIYOR Avrupa’da ve Amerika’da bu çok önemli, sadece çocuğa eğitim vermekle yetinmiyor yani çocuğun ailesinin de problemlerini çözen bir anlayış var. Mesela bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlanırken bir çocuğa o çocuğun sadece eğitsel amaçla değil ailesinin de rahatlatılacağı, ailesinin de yetiştirileceği amaçlar ortaya konuluyor. BAP dediğimiz “Bireyselleştirilmiş Aile Programı” gibi. Bunları yapıyorlar. Buzdolabı eksikse, işte o çocuğun ilaçları varsa ve ilaçlarının konulacağı bir buzdolabı yoksa, yani düşünün birçok örnek verebilirsiniz bu konuyla ilgili. Yani çok boyutlu ele alıp çocukların bütün ihtiyaçlarını ortaya koyabilecek şekilde bunu anlatmanız gerekiyor. Ama dediğim gibi burada daha çok ailelerin özelliğini bilmemiz lazım yani Türkiye’deki engelli çocuğu olan ailelerin sosyal yapısı ne? Az önce burada konuştuğumuz gibi internet kullanmayı bilmeyen bir aileye, internette bütün haklarını siz sıralı bir şekilde yazsanız ne anlam ifade eder. Toplumsal gerçekliği de dikkate alarak ailelere ulaşmamız gerekiyor. Yani mesela bu tip yayınlar, İl Gazetesi’nin yaptığı bu tip yayınlar burada destekleyen nitelik taşıyor. Birçok şey yapılabilir örnekleyebiliriz. EĞİTİMİN YANINDA SOSYALLEŞTİRMELİYİZ Milyonlarca insan var ve bu milyonlarca insanın biz çok azını eğitebiliyor, çok azını kayıt altına alıyoruz. Çok iyi eğitim verdiğiniz hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan çocuklar var. Çocuk gerçekten bütün akranları gibi yapması gereken toplumsal becerileri yapabiliyor. Ama bu çocuk bir işe giremedikten sonra, bu çocuk bir statü edinemedikten sonra, bu çocuğu çok mükemmel eğitmenizin de bir anlamı yok. Hiçbir anlamı yok. Yani o çocuk toplumsallaşamadıkça, sokağa çıkıp eğlenemedikçe, gezemedikçe ya da hayatına belli hedefler koymadıkça onun çok iyi eğitilmiş olmasının bir anlamı yok. Onu söyleyeyim yani eğitim çok önemli ama eğitimi diğer toplumsal kurumlarla bir arada düşünürseniz bir işe yarar. Devamı Pazartesi...   GÜLİSTAN YALÇIN
Bu haber toplam 315 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.