1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. NAMAZDAKİ SECDE AZALARINI CEHENNEM ATEŞİ YAKMAZ
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

NAMAZDAKİ SECDE AZALARINI CEHENNEM ATEŞİ YAKMAZ

A+A-

Bu konuda aşağıdaki hadis-i şerif yeterlidir: Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den, şöyle demiştir: (Bir defa) öteki beriki: “Ya Rasûlallâh! Kıyamet gününde biz Rabbimizi görecek miyiz?” diye sordular. (Aleyhissalâtü vesselam efendimizde cevap olarak): “Ayın 14. gecesi rü’yete (görmeye) mani hiçbir bulut yokken Ay’ı görmek hususunda şek ve ihtilaf eder misiniz?” diye sordu. “Hayır, Ya Rasûlallâh, (bunda ihtilaf etmeyiz) denince tekrar: “Ya rü’yete engel, hiçbir bulut yokken güneş(i görme konusunda) şek ve ihtilaf eder misiniz?” diye süal buyurdu. (yine) “Hayır, Ya Rasûlallâh, bunda da ihtilaf etmeyiz” denince buyurdu ki: “İşte O’nu siz böyle (apaçık) göreceksiniz. Kıyamet gününde insanlar haşr olacak, yani hepsi bir yerde toplanacak. Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri: “Her kim neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün” buyuracak. (yahut Hakkın emri ile bu sözü görevli birisi diyecek) Artık  kimi Güneşin, kimi Ay’ın, kimi de tağutların ardına düş(üp gide)cek. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde (yerinde durup) kalacak. Allah Tabârake ve Teâlâ onlara (evvelce tanıdıklarından başka bir sûrette) gelip: “Ben sizin Rabbinizim” buyuracak. Onlar (Rablerini o tecellî ile tanıyamadıkları için: “Senden Allah’a sığınırız) Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır. (Biz yerimizden ayrılmayız), Rabbimiz bize geldiğinde biz onu tanırız” diyecekler.  Allah Azze Celle Hazretleri onlara (bu defa tanıdıkları surette) gelip: “Ben sizin Rabbinizim” buyuracak. Onlar da: “(Evet) sen bizim Rabbimizsin” diyecekler. Ve Allahü Teâlâ’(nın) davet buyurması üzerine O’na tabi olacaklar. Cehennemin (üstüne, tam) ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Ümmetini (onun üstünden) en önce geçirecek olan ben olacağım.

Hadis-i şerifin şerhinde şu rivayetler yer almaktadır: “Biz ümmetlerin hem sonuncusuyuz, hem de hesabı görüleceklerin birincisiyiz. Ümmetler bize yol açacaklar. Biz de organlarımızdaki abdest eserlerinden dolayı yüzlerimiz nurlu, ellerimiz ve ayaklarımız parlar olarak (ileri) geçeceğiz. Diğer ümmetler bize baktıkça: “Bu ümmet nerdeyse Peygamber olacaklarmıştı, az bir şey kalmış” diyecekler.  Sıratın yanına gelince Allahü Azze ve Celle Hazretleri her erkek mü’min ve her kadın mü’mine nur verir. Münafıkların her birine de nur verir. Sıratın yokuş kısmını aşıp da tam düzlük yerine geldiklerinde, Allah münafıkların nurunu alacak. Münafıklar mü’minlere: “Aman bizi bekleyin veya bize doğru bakın da nurunuzdan biz de istifade edelim (karanlıkta kaldık)” diyecekler. Mü’minler de: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu daha ziyade tamamlayıp parlat” diye dua edecekler. O sırada hiçbir kimse, hiçbir kimseyi aklına getirmez. O günkü münafıklar ile mü’minlerin durumu şu ayetlerde de şöyle anlatılmaktadır: “Hatırla o günü ki, erkek ve kadın mü’minleri, nurları, önlerinde ve sağlarında koşarken göreceksin. (Kendilerine), “Bu gün sizin müjdeniz, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. İçlerinde ebedi kalacaksınız. İşte büyük saâdet budur” denilir.

O gün erkek ve kadın münafıklar, iman edenlere: “Bize (doğru) bakın da, nurunuzdan bir parçacık alalım!” diyecekler. Kendilerine (alay yoluyla) “Arkanıza dönün de nur arayın” denilecek ve hemen aralarına bir duvar çekilecek ki, kapısı vardır.  (Bu A’raf duvarıdır, denilmiştir) Duvarın iç tarafında rahmet, dış (yani münafıklar) tarafında azap vardır.

Mü’minlere bağırırlar: “Biz sizinle beraber değil mi idik? Mü’minler: “Evet, beraberdiniz. Lâkin siz kendinizi (nifaka) düşürdünüz. Mü’minlere (felâket) gözettiniz. Kuruntular sizi aldattı. Nihayet Allah’ın emri geldi (ve öldünüz). Bir de sizi çok aldatıcı (şeytan, Allah’a karşı bile) aldattı. Artık bu gün ne sizden fidye alınır, ne de küfredenlerden. Yeriniz ateştir. Size yaraşan odur. O ne kötü bir yerdir, diye cevap verirler.” (Hadîd: 12-15)

Hadis-i şerif şöyle devam ediyor:

O gün Peygamberlerden başka hiçbir kimse (korku ve dehşet dolayısıyla) konuşamaz. Peygamberlerin de o günkü kelâmı: “Allâhümme sellim, Allâhümme sellim” (Allahım selâmet ver, Allahım selâmet ver)den ibaret olacaktır. Cehennemde Sa’dân dikenlerine benzeyen çengeller vardır. Sa’dân dikenlerini hiç gördünüz mü?  Evet, (Ya Rasûlallâh). İşte Bu çengeller sa’dân dikenlerine benzer. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını yalnız Allahü Teâlâ bilir. İşte bunlar insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi (kötü) ameli dolayısıyla helak olur, kimi de hardal gibi ezim ezim ezildikten sonra necat bulur, kurtulur. Nihayet Allahü Teâlâ cehennemlik olanlardan her kimin ateşten çıkarılması için rahmet buyurmayı dilemişse, (dünyada iken) Allah’a ibadet etmiş olanların çıkarılmalarını meleklere emredecek, onlar da onları çıkaracaktır. (Melekler) onları âsârı sücuttan (yani secde azalarındaki izlerden ve nurlardan) tanıyacaklardır. Ve (işte onlar öylece) çıkarılacaklardır. Allahü Teâlâ eseri sücudu (secde organlarındaki nurları ve izleri) ye(yip mahvetmeyi) cehennem ateşine haram kılmıştır. Binaen aleyh Âdem oğlunun her tarafını ve her yerini ateş yakıp yer de, yalnız secde azalarındaki (nur ve izleri) yiyemez. Bunlar ateşten kavrulup kapkara olarak çıkarılacaklar. Üzerlerine âb-ı hayat (hayat suyu) dökülecek de sel uğrağında biten yabanî reyhan tohumlarının (çabucak) bittiği gibi (yeniden) bitecekler. Sonra Allahü Teâlâ Hazretleri kulları arasında hüküm ve kazayı sona erdirecek. (Ancak) cennet ile cehennem arasında, yüzü ateşe dönük bir tek kimse kalacak ki o, cennete girecek olan cehennemliklerin en sonuncusu olacak. (O kimse): “Ya Rabbi! Yüzümü (şu) ateşten döndür. Kokusu beni zehirleyip duruyor, alevinin yalını da beni yakıp duruyor” diyecek. (Adamcağız devamlı dua ve niyazda bulunacak. Sonunda) Hak Teâlâ ona buyuracak ki: Bu senin istediğin olursa başka bir şey istemeyecek misin? O ise: İzzetine yemin olsun ki, hayır, diyecek. Ve Allahü Teâlâ’ya Allah’ın dilediği şekilde ahd ü mîsak (ve söz) verecek. (Bunun üzerine) Allahü Teâlâ onun yüzünü cehennem tarafından cennet yönüne çevirecek. Yüzünü cennete doğru döndürünce cennetin güzelliğini görecek. (Lakin önce haya edip) Allah’ın dilediği kadar sükut ettikten sonra:    Ya Rabbi! Beni cennetin kapısına yanaştır, diyecek. Allahü Teâlâ da:  Önceki istediğinden başka (hiç) bir şey istemeyeceğine söz vermemiş miydin? buyuracak. O da: Ya Rabbi! Mahlûkatının en bedbahtı ben olma-yayım, cevabını verecek. Bunun üzerine Allahü Teâlâ: Bunu da sana verirsem başka bir şey istemeyecek misin? diyecek. O da: İzzetine yemin olsun ki, hayır. Bundan başka hiçbir şey isteyecek değilim, cevabını verecek. Ve Rabbisine dilediği ahd ü mîsakı ve sözü verdikten sonra Rabbi Teâlâ onu cennetin kapısına yanaştıracak. O kimse cennetin kapısına varıp da ondaki revnak ve letafeti ve içindeki güzellik ve sürûru görünce (yine utanıp) Allah’ın dilediği kadar bir müddet sükut ettikten sonra: Ya Rabbi! Beni içeriye cennete koy, diye (yalvarmaya başlaya)cak. Allah azze ve celle: Allah layığını versin behey Adem oğlu. Sen ne sözünde durmaz kimsesin. Sen verdiğimden başka (hiç) bir şey istemeyeceğine dair daha evvel söz vermiş değil mi idin? buyuracak. O da: Ya Rabbi! (demek ki) mahlukatının en talihsizi ben olacağım, diyecek. (Bu söz üzerine dua ve niyazını tekrar ede ede nihayet) Allahü Teâlâ ona gülecek ve cennete girmesine izin verecek. Ve iste! (Aklına ne gelirse iste) buyuracak. O da (uzun boylu istek ve) temennilerde bulunacak. Nihayet dedikleri bitince Allahü Teâlâ: (Bunlardan başka) şunu da, bunu da, şunu da, bunu da iste” buyurarak (istenilecek şeyleri devamlı) aklına getirecek. Nihayet dediklerinin hepsi de bitince (istediklerinin hepsi verilince) Allahü Teâlâ: Bunların hepsi ve bir o kadar dahası (hep) senindir, buyuracaktır. Ebu Hüreyre (r.a.) bu hadisi rivayet ederken yanında Ebû Said-i Hudrî de oturuyor ve Ebû Hüreyre’nin dediklerinden hiçbir şeyi değiştirmeye lüzum görmüyordu. Ta ki: “Bunların hepsi ve bir o kadar daha hep senindir” sözüne gelince, Ebû Saîd-i Hudrî (r.a.) Ebû Hüreyre (r.a.)e: “Rasûlüllâh (s.), Allah Azze ve Celle : “Bunlar(ın hepsi) ve daha on misli senindir, buyuracaktır” demişti, dedi. Ebû Hüreyre (r.a.): “Rasûlüllâh (s.) den yalnız: “Bunlar ve bir o kadar dahası senindir” buyurduğunu bellemişim, dedi. Ebû Saîd isi: Bunların hepsi ve daha on misli senindir” buyurduğunu ben işittim dedi.   İşte durum bundan ibarettir. Namaz kılan bir müslüman şayet affa uğramayıp, günahlarının çokluğu sebebiyle cehenneme gitse bile, eninde sonunda cehennem ateşinin yakmadığı secde azalarından tanınarak melekler tarafından cehennemden çıkarılacak ve cennete konulacaktır. Ya namaz kılmayan ve secde etmeyen biri ise nereden tanınacak ve nasıl şefaate mazhar olacak? Namazın bu kadar önemli olduğunu hem kendimiz bilelim ve ihmal etmeyelim, hem de çoluk çocuğumuza öğretelim ki, onlar da cennete girsinler. (Sahih-i Buhârî Tecrid-i Sarih c.2 /831)

 

Bu yazı toplam 419 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.