1. HABERLER

  2. SPOR

  3. MUTLU SON- KAYA SAK
MUTLU SON- KAYA SAK

MUTLU SON- KAYA SAK

Değerli Can Dostlarım !.. Bu haftaki konuğumuz ünlü doktor rahmetli Haluk Nurbaki; Rahmetlinin sıra dışı hatıraları arasında öyle bir tanesi vardı...

A+A-
Değerli Can Dostlarım !.. Bu haftaki konuğumuz ünlü doktor rahmetli Haluk Nurbaki; Rahmetlinin sıra dışı hatıraları arasında öyle bir tanesi vardı ki hem oldukça duygusal hem de bazı sorulara cevap niteliği taşımaktadır.Sözü hatıranın sahibine bırakalım!..   “Ben 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak; kanser hastanesinde başhekimlik yaptığım sırada Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Serap’ı özel bir ilgi ile bizzat ben tedavi altına almış kısa bir süre sonra da iyileştiğini görerek taburcu etmiştim. Ancak Serap’ın da diğer kanserliler gibi beş yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.   Ne var ki bir iş kadını olan Serap 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir’e gitmek istedi. Mevsim kış olduğu için uçakla gitmesi şartı ile izin verdim. Maalesef bilet bulamamış,benden habersiz otobüsle yola çıkmış,bindiği otobüsün kaza yapması sonucu 6 saat kadar mahsur kalmışlar. Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu…Evine gittiğimde güçlükle konuşarak ; -Doktor bey dedi, ben size dargınım, çünkü siz dindar bir insanmışsınız,niçin bana da Allah’ı,ölümü,ahireti anlatmıyorsunuz? İnançlarının zayıf olduğunu bildiğim için bu teklif karşısında oldukça şaşırdım ve o nu üzmemeye çalışarak :"Doktora ulaşmak kolaydır, parayı verir istediğin doktora tedavi olursun, ancak iman tedavisi olmak için tek başına doktorun istemesi yetmez gönülden istek duymak gerek" dedim. Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum.” Manasında başını salladı.   Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra ümitli bir ebedi hayat kazanma tedavisi başlamış hızlandırılmış öğretime girmiştik. Anlattığım iman hakikatlerini adeta bütün ruhuyla içiyor, arada sırada sorular da soruyordu. Vefatına bir hafta kala “-Ölürken ne söylemeliyim?”diye sordu.-Senin durumun çok özel, dedim. Kelime-i şahadet sana uzun gelir, o anı fark edince sadece “Muhammed !”demen dahi sana yeter.O hali ile tebessüm ederek başını salladı.O nu söyleyeceğim demek istiyordu. Çok ıstırabı olduğu için Serap’a sürekli morfin yapıyor onu uyutmaya çalışıyordum. Ben bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek,”-Serap bir haftadır morfin yaptırmıyor, sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor.”dedi.Hemen evine gittim,iğne yaptırmamasının sebebini sordum.Aldığım cevabı hatırladıkça hâlâ ürperiyorum; -Ya morfinin tesiriyle ölüme uykudayken yakalanırda,son nefesimde “Muhammed!”diyemezsem?..diyordu…   Bu arada benden istihare yapmamı, eğer birkaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırmamı rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde Cuma gününe rastlayan o gece Serap’ın durumunun gösterilmesi dualarıyla istihare niyetiyle yatağıma uzandım Serap’ın acizliği hürmetine sandığım Salı gününe kadar yaşayacağına dair bir mana kalbime geldi. Ertesi gün ona hiç korkmamasını, iğneyi vurdurabileceğini söyledim. Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da şöyle sordu : -Doktor bey, dedi Azrail bana nasıl görünecek? -Kızım dedim O bir melek değil mi? Hiç merak etme sana sevimli bir prenses gibi gelecektir!.. Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen yanına koştum, ancak vefatına yetişememiştim. Aile tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım ayaktaydı. Bu hanım beni görünce yanıma geldi ve “-Doktor bey bu evde biraz önce bir mucize yaşandı,”dedi ve Serap”ın son anlarını şöyle anlattı: -Serap bir saat kadar önce oksijen cihazını attı, yataktan kalkması imkânsız olmasına rağmen kalkıp abdest alarak iki rekat namaz kıldı, bütün ev halkı hayretten donup kaldık, sonra Kelime-i şahadet getirerek yatağına uzandı, gözlerini sabit bir noktaya dikerek tebessümle bakarken şöyle dedi: -Doktor beye selam söyleyin, Azrail dediğinden daha da güzelmiş!   Aziz Can Dostlarım!.. Yaşanmış olan ibretlerle dolu bu olayı tefekkür boyutunda uzun uzun düşünüp, iki cihan saadetimizi kazanma yolundaki say ve gayretlerimizin kesintisiz sürmesini Rabbimizden niyaz ediyor, Hayırlı Cumalar temenni ediyorum.
Bu haber toplam 194 defa okunmuştur
Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.