1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Mustafam…” (3) (Bir Öykü)-Burcu Muynak
Mustafam…” (3)  (Bir Öykü)-Burcu Muynak

Mustafam…” (3) (Bir Öykü)-Burcu Muynak

      Neredeyse 1 yıl olmuştu. Mustafa daha çabuk dönmek için izin kullanmamıştı. O ay izne gelmek istedi ama çok kar yağdığından babası korkmuş...

A+A-

bbb

      Neredeyse 1 yıl olmuştu. Mustafa daha çabuk dönmek için izin kullanmamıştı. O ay izne gelmek istedi ama çok kar yağdığından babası korkmuş gelme demişti. Nazife’ye olanlar oğluna da olmasın diye… Mustafa komando seçilmiş, Şırnak’a gönderilmişti.  Her ay kalemi kağıdı alır babasına mektup yazardı. Mehmet köyün kahvesinde bu mektupları bekler olmuştu… Yine köye çok kar yağmıştı. Mehmet akşam ezanı okunurken kahvedeydi. Az ileriden 2 jandarma geliyordu. Mehmet elindeki çay bardağını usulca masaya bıraktı. Yüzünde tuhaf bir gülümseme ile… Jandarmalar Mehmet’e yaklaştı. Mehmet hiç kıpırdamadı. Göz kapakları bile oynamıyordu. Nefes almayı unutmuştu sanki. Gözlerinde iki sahne vardı. Otobüsün camından bakan o yeşil gözler… Nazife’nin çenesinin altına düşen örgülü saçları… Mustafa, bir gece alınan emirle dağa çıkmıştı. 3 saat dağda kalıp çatışmışlardı. Merkezden talimat gelince geri dönüşe geçmişlerdi. Mustafa dönerken boynuna sardığı kalın atkıyı çıkarmak istedi. Saatlerdir yürüdüklerinden atkıdan sıkılmıştı. Hızlı bir hareketle atkıyı çıkardı. Atkıya el attığında farkında olmadan muskayı da boynundan çekip aldı. Muska karların arasına düştü.    Mustafa yere düşen muskayı tam alacakken sırtında bir acı ve sıcaklık hissetti. Sonra bir tane daha. Bir tane daha… Muskanın üzerine alnı yapışacak şekilde yığılıverdi. Nefesinden çıkan buhar az sonra kesildi. Yeşil gözler kapandı… Mustafa şehit olmuştu. Üstelik annesinin öldüğü, kendi doğduğu günde… Mehmet jandarmanın anlattığı bu ölümü sessizce dinledi. Jandarma komutanı: “Mehmet bey, siz çok olgun bir adamsınız. Bu metanetinizi unutmayacağım” deyip arkasını döndü. İşte o an kulakları sağır edecek bir haykırış yükseldi karşı dağlara. “Mustafam” diye bağırıyordu Mehmet. “Mustafam…” Şehidin cenazesi ancak 1 hafta sonra köye gelebildi. Bayrağa sarılı tabut köy meydanındaydı. Mehmet’in çığlıkları yürekleri paramparça ediyordu. Karları eritecek bir ateşle yanıyordu yarası. O kahırlı gözlerinden yaşlar hızla akıyordu. Sesi kesilene kadar haykırdı. Mehmet’in feryadını duymayan bir tek canlı kalmamıştı. Köyün meydanına doluşan kadınlar ağlaşmaya başladı.  Köyün gençleri toplandı. Teröristlere belalar yağdırarak Türk bayraklarıyla mezarlığa doğru yürüdüler. Tabutun başında yeşil gözleriyle cam gibi bakan Mustafa’nın fotoğrafı duruyordu. Kar sanki kendini affettirmek ister gibi usulca yağıyordu… Mehmet’in kara gözlerinde tarifi imkansız bir acı, Hasan emminin bakışlarında ızdırabın en büyüğü, gençlerin dudaklarında isyanın en keskini, kadınların yüzünde isimsiz bir feryat, çocukların yüreklerinde sınırsız bir korku… Mustafa anacığının yanına gömüldü. Mehmet komutanın verdiği o muskayı ve Nazife’nin kırmızı yazmasını da gömdü… O gün bugündür Mehmet’i ne gören ne duyan olmuş köyde. Bir keresinde uzak köylerin birinde küçük bir çoban anasına anlatmıştı. “Biliyor musun ana bugün dağda koyunları otlatırken bir yaşlı adam gördüm. Hali perişandı. Hiç ses etmeden arkasını dönüp gözden kayboldu. Aklımda tek kalan adamın yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı…”  

                                                                                          

 
Bu haber toplam 204 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.