1. HABERLER

  2. SPOR

  3. “Mustafam…” (1) (Bir Öykü)- Burcu Muynak
“Mustafam…”  (1)  (Bir Öykü)- Burcu Muynak

“Mustafam…” (1) (Bir Öykü)- Burcu Muynak

      O yıl köye çok kar yağmıştı. Ebe Özlem, annesinin hastalığı için Tokat’a gitmişti. Köyün en eski ebesi Sultan hanım ise çok yaşlanmıştı....

A+A-

burcccc

      O yıl köye çok kar yağmıştı. Ebe Özlem, annesinin hastalığı için Tokat’a gitmişti. Köyün en eski ebesi Sultan hanım ise çok yaşlanmıştı. Elden ayaktan düşmüş gözleri de görmez olmuştu. Nazife’nin sancıları sıklaşıp kanaması da artınca Mehmet, karısını kasabaya götürmeye karar verdi. Muhtar, yollar kapalı varamazsın kasabaya dediyse de ikna edemedi Mehmet’i. Mehmet can havliyle amcası Hasan’ın kapısını çaldı. “Hasan emmi bir bak hele”. “Ne oldu Mehmet oğlum hayırdır?” “Emmi Nazife’nin sancısı tuttu. Kanaması da çok. Ebe de yok biliyon. Allah rızası için şu traktörünü ver de kasabaya varam”. “Oğlum, yollar kapalıdır. Gidemen bu halde. Yengeni yollayak da bi baksın karına”. “Yok emmi, komşu kadınlar da geldi, Nazife çok ağır. Bu bizim ilk çocuğumuz. Kurban olayım emmi ver şu traktörü. Karım da çocuğum da ölecek yoksa…” Hasan emmi, kapının arkasında asılı gocuğunu giydi. Çamurlu çizmelerini ayağına geçirdi. Hasan’ın karısı Aysel ne olduğunu anlayamadan bakakaldı kocasının ardından… Nazife’yi battaniyelere sararak traktöre bindirdiler. Mehmet karısının buz tutan şişmiş ellerini avuçlarına aldı. Soğuktan kızaran ve yanan yanaklarından damlalar süzüldü. Nazife daha onsekizindeydi. Örgülü saçları kırmızı yazmasından çıkmıştı. Alnından terler akıyordu. Terler soğuktan buharlaşırken bağırışlarına can dayanmıyordu. Kocaman yeşil gözleri görünmez olmuştu. Kasaba 45 km uzaklıktaydı. Bu havada en az 2 saat çekerdi. Köyün çıkışını köyün gençleri kazma küreklerle açmışlardı. Hasan emmi, neyse ki yol şimdilik açık dedi. Yolların kenarlarındaki tarlalar tamamen beyaza bürünmüştü. Diğer tüm renkleri unutmuş bir ressamın elinden çıkmış bir tablo gibiydi her yer. Çamur bile karın altında hapsolmuştu… Akşam ezanının sesi geliyordu kasabadan belli belirsiz. Hava kararmıştı. Birden tipi bastırdı. Sanki karın şiddeti ile Nazife’nin sancıları yarışıyordu. Nazife çığlık attıkça Mehmet gözyaşlarına boğuluyordu. Koynundaki muskayı çıkardı. Göğsüne bastırdı. Dua etmeye başladı. Muska askerde şehit olan babasından kalmaydı. Mehmet ailenin en küçük çocuğuydu. Babası şehit olduğunda o daha anasının karnındaydı. Anası bu şanssızlığını yener diyerek muskayı ona vermişti. Doğduğundan beri de takardı. Anası ona “ Bu muskayı doğduğunda taktım oğlum. Sakın ha çıkarmayasın. Ne olursa olsun” demişti. Mehmet birden bu sözü hatırladı. Muskayı ilk defa çıkarıyordu boynundan. Ya bir felaket olursa dedi kendi kendine. Derken traktörün sesi kesildi. Çalışmıyordu. Hasan emmi ne yaptı ne ettiyse traktörü çalıştıramadı. Nazife’nin kanları battaniyenin altından akmaya başladı. Mehmet ne yapacağını bilemedi. Nazife sanki koca bir çınarı yerinden sökecekmiş gibi ıkındı. Mehmet’in ellerine bir minik oğlan doğuverdi. Mehmet traktörün kasasındaki bir başka battaniyeye oğlunu sardı. Hasan emmi, traktörün kasasına geçti. “Mehmet oğlum,göbek bağını kesmek gerek herhal.” “Neynen keseceğiz emmi” “Ben de çakı var kesmezsek bebek ölür.” “Ya karım?” “Onu sırtımıza alıp kasabaya götürcez başka çare yok ki.”

devam edecek…

     
Bu haber toplam 152 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.