UĞUR BÖCEĞİ

UĞUR BÖCEĞİ

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

MOR IŞIK 2

A+A-

Bunun üzerine, Efe ağabeyinin sözünden çıkmadı. Bir müddet daha gittikten sonra yolun kenarındaki karların azaldığı yerde. Kar savurma makinesi durdu. Kar savurma makinesi durunca, bunlarda durdu. Aracın operatörü aşağı indi ve Efe’nin yanına gelerek. Siz geçebilirsiniz ileride sorun yok dedi. Efe’de operatöre teşekkür edip, yola devam etti. Bir müddet sonra yolun kenarındaki bir park yerine aracı park etti. Daha sonra sırt çantalarını alıp, zirveye doğru yola çıktılar. Yarım saat kadar yürüdükten sonra Paşa ayaklarım üşüyor, dedi. Efe üzgün bir şekilde; Efe – Ağabeyim özür dilerim. Kabahat benim. Paşa – Neden kabahat senin olsun, anlamadım ki! Efe Arkasını döndü ve Efe – Ağabeyim, sırt çantamın, ikinci gözünde ayakkabı tabanlığı var. Botunu çıkar ve o tabanlığı yerleştir. Benim icadım. Ayak ısıtıcısı, pille çalışıyor. Paşa – Bende benim ayağım üşüdü. Efe’den çıt çıkmıyor diyordum. Efe abisine sırıttı. Paşa – Yerim senin o sırıtmanı kerata ayaklarım dondu. Efe – Pardon ağabey ya! Kusuruma bakma. Paşa hemen ayak tabanlığını aldı ve botunun içine yerleştirip, derin bir oh çekti. Paşa – İşte bu ya! Sımsıcak oldu şimdiden ayaklarım. Diyerek botlarına bakıyordu. Efe büyük bir heyecanla abisinin omzuna dokunup biraz da sarsarak; Efe - Ağabey gördün mü? Paşa - Neyi gördüm mü? Yaptığın icadını öveceksin demi yine. Peki, peki süper olmuş. Efe – Yok ağabey ya! Şu kayalığın arkasına bir şey düştü sanki? Paşa – Nerede görmedim. Dediği anda; o kayalıkların bulunduğu yerden mor bir ışık yükseldi. Efe – Bak mor ışığı gördün mü? İşte orada diye parmağıyla işaret etti. Paşa’da olanlara bir anlam verememişti; ama! Efe – Hadi gidip bir bakalım ağabey. Paşa – Oğlum dur gitmeyelim. Tehlikeli bir şey olmalı, gel gitmeyelim. Efe – Saçmalama ağabey; ne olabilir sanki! Sende çok korkaksın ya! Diyerek abisinin duygularıyla oynadı. Paşa’da gaza gelecek bir yapısı yoktu ama oda olanları merak etmişti, aslında. Yavaş, yavaş oraya doğru yürüdüler. Çok temkinli hareket ediyor. Herhangi bir soruna karşıda dikkatli olmaya çalışıyorlardı.  Işık huzmesinin yükseldiği kayanın civarına yaklaştılar. Efe sürünerek yerden yavaş, yavaş ilerliyordu. Abisi de arkasından geliyordu. Efe o an gördüğü manzara karşısında irkildi. Ağabeyine dönerek.

Efe – Ağabey bunlar uzaylı, kaçalım hemen yavaş, yavaş geri, geri git. Paşa da kardeşinin şaka yaptığını düşünerek; ileri doğru gitti. Efe gitme ağabey dediyse de. O ileri, daha da ileriye gitti. Kayanın kenarından baktığı an. Gözlerine inanamadı. Paşa - Efe geriye çıkalım. Dedi ve. Kafasını geri çevirip baktığında, Efenin olmadığını gördü. Bunun üzerine hemen ayağa kalktı. Nasıl kaybolurdu kardeşi, bir anlam veremiyordu. Zaten gördüğü manzara kendisini bir hayli etkilemişti. Mor renkli insanlar vardı. Evet; aynı bize benziyorlardı. Bizden fiziksel görünüşlerindeki farkları, mor ışık yayan renkleri ve de iki yerine dört kolları olmasıydı. Bir yandan kardeşini nasıl bulacaktı. Onu düşünürken, birdenbire dört kollu iki adam onu yakalamıştı. Bırakın demeye kalmadı. İlginç bir uzay gemisinin içinde buldu kendini. Sanırım o an gemiye ışınlanmıştı. Işınlandığı yerde kardeşini görünce; hemen ona sarılmak için hamle yaptı. O dört kollu adamlardan biri, anında hamle yapıp onun gitmesini engellemeye çalışırken. Değişik bir tonda sesler duyuldu. Çok ilgi çeken, bir o kadar da güzel bir kadın geldi. Onun sözleriyle dört kollu adamlar Paşa’yı bıraktılar. Paşa Efe’ye sarıldı. Hatta onu korumak için arkasına sakladı.

Bu yazı toplam 213 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.