1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Mevlana’dan: Tilkinin eşeği iki defa kandırma hikayesi
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Mevlana’dan: Tilkinin eşeği iki defa kandırma hikayesi

A+A-

İslam dininde ana kaynak, Kitap (kur’an) ve sünnettir. Bunlardan sonra icma ve Kıyas gelir. Bir de bunların ötesinde Allah’ın sevgili kullarına bahşettiği şeyler vardır ki bunlara da keramet, meûnet, ilham, hikmet, feraset gibi isimler verilir. Feraset sahibi geçmişten ibret alarak geleceği tahmin eder ve büyük ölçüde bu görüşünde isabet eder. Feraseti olmayan ise yanılgı üstüne yanılgıya devam ederek ömrünü tüketir. Feraset konusunda  Resûlullah (sav): “Müminin ferasetinden, keskin görüşünden sakının. Çünkü o, Allah"ın nuruyla bakar”  buyurmuştur. (Tirmizi Tefsiru’l-Kur’an/15) Hazreti Mevlana da bu konuyu bir teksil ile dile getirmiştir: Bir çiftçinin bir eşeği vardı. Beli yaralı, karnı bomboş, tamamiyle arık bir haldeydi. Gündüzün, ta gecelere kadar otsuz kayalıklarda gıdasız, koruyucusuz aç dolaşır dururdu. Oralarda içecek sudan başka bir şey yoktu.  Oralarda bir kamışlık, bir orman vardı. Orada da işi gücü avlanmak olan bir aslan vardı. Aslan, bir erkek fille savaşmış, yorulup hastalanmış, avdan kalmıştı. Bunun için bir müddet avlanamadı, öbür canavarlar da kuşluk yemeği yiyemez oldular. Çünkü aslandan artan artıkları onlar yerlerdi. Aslan hastalanınca onlar da dara düştüler. Aslan, bir tilkiye: var git, benim içim çayırlıkta bir eşek ya da öküz ne bulursan avla ve kandırıp buraya getir. Eşeğin etini yer, kuvvetlenirsem ondan sonra başka bir av tutabilirim. Birazcığını ben yiyeyim, geri kalanını siz yersiniz. Ben de bu suretle sizin gıdalanmanıza sebep olurum, diye emir verdi. Tilki aslana: Emriniz baş üstüne. Hileler düzeyim, aklını başından alayım, istediğin gibi hizmette bulunayım. Hile ve afsun benim işimdir. İşim gücüm halkı yoldan çıkarmaktır, dedi. Dağ başından dereye doğru koşmaya başladı. Giderken o yoksul ve zayıf eşeği buldu. Candan bir selâm verip yanına vardı: “Bu kuru ovada, çorak kayalıklarda ne yapıyorsun? Dedi. Eşek dedi ki: İster gamda olayım, ister cennette. Kısmetimi Allah veriyor, ona şükretmedeyim. Dosta hayır zamanında da şükrederim, şer zamanında da. Çünkü kaza ve kaderde beterin beteri var. Mademki rızkı taksim eden o, şikâyet küfürdür. Sabır gerektir. Sabır genişliğe ulaşmanın anahtarıdır. Allah’tan başka herkes bana düşmandır, dost sadece odur. Şu halde dosttan düşmana şikâyetleşmek iyi bir şey mi? Bana ayran verirse bal istemem. Çünkü ‘her nimetin bir gamı, sıkıntısı vardır.’ Tilki:  Allah Kur’an’da: "Nefislerinizi (Kendinizi) ellerinizle tehlikeye atmayın" buyuruyor. Böyle kuru ve kayalık bir sahrada sabretmek ahmaklıktır. Buradan çayırlığa git. Orada ırmak kenarında yeşil otlardan otla. Cennet gibi yeşillikler bitmiş, ta bele kadar büyümüş. Ne mutlu o hayvana ki oraya varır. Deve bile o yeşillikte kayboluyor. Orada her yanda bir kaynak sular akmada. Orada hayvanlar, emniyet içinde, hepsi rahattadırlar.

Eşek, eşekliğinden: "A mel’un, sen oradasın da neden böyle zayıfsın? Nerde neşen, semizliğin, diyemedi. Tilkinin dediklerine aldandı. Tilki, eşeği alıp çayırlığa götürdü. Aslan, eşeği görünce hırsından yaklaşmasına sabredemedi. Birden korkunç bir surette kükredi. Fakat kımıldayacak kuvveti yoktu. Eşek, uzaktan bunu görünce dönüp nalları dikti ve dağın eteğine kadar kaçtı. Tilki dedi ki: A padişahım, kavga zamanında neden sabretmedin? O sapık, sana yaklaşsaydı hafif bir saldırışta ona üstün gelirdin. Acele ettin. Acele, Şeytanın hilesidir; sabır ve tedbir, Allah’ın lütfü. Aslan:  Kuvvetim yerinde sandım bu derece halsiz kaldığımı zannetmiyordum. Fakat açlıktan sabrım da tükendi  aklım da. Elinden gelirse onu bir kere daha buraya getir, dedi. Tilki, peki, dedi ve yola düştü.  Çabucak eşeğin yanına geldi. Eşek onu görünce: Senin gibi dosttan çekinmek gerek. Ben sana ne yaptım da beni ejderhanın yanına götürdün? Kötü yılan bile kötü arkadaştan iyidir. Çünkü kötü yılan, insanın yalnız canını alır. Kötü arkadaşsa insanı cehenneme sürer. Seni çayıra götüreyim diye apaçık canıma kastettin. Azrail'i gözlerimle gördüm. Sonra da yine bana düzen kurmaya, beni kandırmaya çalışıyorsun, öyle mi? Tilki dedi ki: O bir büyü, bir tılsımdı, senin gözüne aslan göründü. Orada aslan falan yoktu. Bana inan. Biz dostuz. Ben senin hakkında asla kötülük düşünmem…  gibi birçok laflar ederek eşeği gene kandırdı ve ta aslanın yanına kadar götürdü. Aslan, bir sıçramada eşeği paramparça etti. Karnını doyurduktan sonra su içmek üzere kaynağa gitti. Bu arada tilki hemen eşeğin ciğeriyle yüreğini yedi. Aslan, su içip dönünce aradı, eşeğin ne ciğeri vardı, ne yüreği! Tilkiye: Bunun ciğeri nerde, yüreği ne oldu? Diye sordu.  Tilki dedi ki: Onun ciğeri ve yüreği yoktu. O kıyameti gören, o korkuyu tadan, canını güçlükle kurtaran; ciğeri yahut yüreği olsaydı tekrar senin yanına gelir miydi? Bu hikayeden Hazreti Peygamber (s.)in hadisinin ne kadar yerinde ve değerli olduğu bir kere daha gün yüzüne çıkmış oluyor. O, şöyle buyuruyor: “Mü’min bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz.” (Buhârî, Edeb 83; Müslim Zühd 63. Ebû Dâvûd, Edeb 29)

 

Bu yazı toplam 476 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.