1. HABERLER

  2. OTOMOBİL

  3. Kültürel yarenlikte Ramazan (Sözün Özü-Duran Erdoğan)
Kültürel yarenlikte Ramazan (Sözün Özü-Duran Erdoğan)

Kültürel yarenlikte Ramazan (Sözün Özü-Duran Erdoğan)

Yaptığımız nükteli yarenliklerin kendimizle özdeşleşerek kıyamete kadar konuşulmasını ve kalıcı olmasını isteriz. Bazen dozunu aştığımız, abarttığımız,...

A+A-
Yaptığımız nükteli yarenliklerin kendimizle özdeşleşerek kıyamete kadar konuşulmasını ve kalıcı olmasını isteriz. Bazen dozunu aştığımız, abarttığımız, farkında olmadan gaf yapıp, pot kırdığımız da olmuyor değil... Gerçeği yansıtsa da yansıtmasa da, yarenlik hayatın tuzu, biberi; onsuz da olmuyor ki! Malûm: ‘Ramazan’ sabır ayıdır... Buyurun Ramazan yarenlik örneklerini hep birlikte okuyalım:   TEPEMİ ATTIRIRSA BEN RAMAZANI YERİM! “Ramazan geliyor, ne yapacaksın, onu nasıl karşılayacaksın?” diye sormuşlar... Sorunun muhatabı bizim komşu erenler de: “Hoş geldi, sefa geldi. Uslu durursa gül gibi geçinir, gideriz. Tepemi attırırsa, hatır gönül dinlemem, vallahî ben onu yerim!” demiş..   MUCUR AÇLIKTAN ÖLÜYOR! Hacıbektaş-Mucur arasında dolmuşçuluk yapan ve nüktedanlığıyla bilinen şoför Çerkez; Ramazanın Ağustos aylarına rastladığı çok sıcak bir yaz gününde Mucur’a yolcu getirir. Oruç tutmadığı savurduğu sigarasından belli. Mucur’da karnını doyuracak açık bir lokanta veya pide fırını da bulamamış. Yolcuları toparlayıp Hacıbektaş’a döndüğünde, gördüklerini ve yaşadıklarını duraktaki şoför dostlarına şöyle aktarmış: “Mucur’da öğleyin karnımı doyuracak açık bir yer bulamadım. Halkın benizleri solmuş, susuzluktan dilleri-damakları kurumuş, açlıktan nefesleri kokuyor. Şuna baksana Hacıbektaş öyle mi? Tüm lokantalar açık, bolluk-bereket var. Nankörlük etmeyin Hacıbektaşlı’lar, varın yurdunuzun kıymetini bilin!...Mucur açlıktan ölüyor !..”   CEMAATE DE İMAMA DA MAAŞALLAH! Merak saikiyle Kırşehir’deki bir caminin imamına, Ramazan da “epey cemaatin var mı?” diye sormuşlar. O da üşenmemiş birer-birer saymış: “Allah bereketini artırsın fena değil! Allah hepsine uzun ömür versin. Caminin imamı, müezzin, bizim avradın gocası, bizim uşahların babası, kayınpederimin damadı, kaynanamın güveyisi, amcamın yeğeni, dayımın yeğeni, teyzemin yeğeni, damadımın kayınpederi, gelinimin kayınbabası, bizim karşı komşunun karşı komşusu... camii dolup dolup taşıyo canım... Meraklı komşu imama aynen: “Cemaatine de imama da maaşallah. Demek camide iğne atsan yere düşmez. Son cemaat yerinde bari bir seccadelik yer ayırabilir misin? Teravihi bu akşam senin camide kılsak... BEN YARIM MÜSLÜMANIM! Bizim köylü “Sötüre” lâkaplı Halil, çevresinde zengin, yani ‘ağa’ olarak bilinir. Ekili arazisi çok, mevsim yaz. Üstelik o yıl Ramazan da Temmuz ayına denk gelmiş. Memleket harpten çıkmış, ki Halil Ağa çalıştıracak işçi bulamıyor. Eline tırpanı alıp ekini kendisi işlemek zorunda kalıyor... Çünkü ekin zamanında hasat edilmezse, tarlada kalacak, zarar edecek... Moral dersen, tümden bozuk... Kurugöl’ün içinden geçen karayolunun kenarındaki tarlasında saatlerce tırpan sallamış, öğleye kadar tek başına ekini işlemiş. Acıkmış, yığının gölge tarafına oturmuş öğle yemeğini yedikten sonra kırmızı boççayı kafasına dikip su içerken, yoldan geçen zaptiyeler kendisini görmüşler. Zaptiyeler bir hışımla üstüne yürüyüp çıkışmışlar Sötüre Halil Ağa’ya: “Sen ne biçim müslümansın ! Ramazan ayında olduğunu bilmiyor musun? Orucu niye yiyorsun? Şimdi seni karakola çekip bir güzel ıslatalım mı !” deyince; Sötüre Halil Ağa hemen kendini toparlar: “Bu dediklerinizin hepsini biliyor ve hepsine aklım eriyor. Amma ve lâkin bilmediğiniz bir şey var: Ben müslümanım, amma soya, yani yarım müslümanım. Ramazan ayının birinci yarısında onbeş gün oruç tutarım. Bu gün de Ramazanın yirmisi olduğuna göre, itikadımca Ramazanın ikinci yarısında oruç tutmam...” deyince; Zaptiyeler:“Ha, öyleyse mesele yok. Haydi kolay gelsin. Kusura bakma !” deyip, yanından ayrılırlar. Sözün özü: Esasen yarenlik, nükte, hiciv, taşlama, fıkra ve mizah gibi kültürel mesajı olan söylemlerin içinde biraz(cık) da ‘beyaz’ ya da ‘pembe’ renkli yalanın olduğu tartışmasız ve bu tespitim gerçektir. Eğlenirken ya da eğlendirirken -âmiyane tabirle- ‘attığımız, fırlattığımız, sıktığımız beyaz veya pembe yalanlı yarenliklere’ çevremizdekileri güldürürken; “yalandan kim ölmüş” deyip, sesimizi biraz daha yükselterek kahkahamızı ayyuka çıkarırız. Bu söylediklerim yalan mı? Hayırlı Ramazanlar efendim!.. Hoşça kalınız…
Bu haber toplam 209 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.