1. YAZARLAR

  2. ÖMER DEDE KILIÇ

  3. KÖY HATIRALARIM (FİDANIN AHMET3 ) Feride
ÖMER DEDE KILIÇ

ÖMER DEDE KILIÇ

YAZAR, ŞAİR
Yazarın Tüm Yazıları >

KÖY HATIRALARIM (FİDANIN AHMET3 ) Feride

A+A-

                   Karahacılı Köyünde Fidanın Ahmet’in gençlik yıllarıydı. Evliydi ve askerliğini de yapmıştı. Meşhur İğdebeli Lokantasında ahçı olarak çalışıyordu.  O yıllar Fidanın Ahmet için fırtınalı yıllardı. Gençliğinin zirvesindeydi. Güçlüydü, babayiğitti. Yağız delikanlıydı. Gözünü daldan budaktan esirgemeyen yağız bir gençti. Ancak bu gözü pek insan bir çıbana yenik düşüyordu.  Ayağının üstü şişmiş yürüyemiyordu. Artık lokantaya çalışmaya gidemeyecekti. Tedavisini geleneksel tıpçı olan annesi Fidan Ebe çeşitli şifalı bitkilerden elde ettiği macunla yapıyordu.  Fidanın Ahmet’in ayağından çıban çıkarıp işe gitmemesi belki de en çok biz yeğenleri seviniyordu.  Nihayet Fidanın Ahmet biz yeğenlerine vakit ayırabilecek ve birlikte çok güzel vakit geçirecektik. Yanından hiç ayrılmıyor, her yaptığı iş bizim hoşumuza gidiyordu.

                   Fidanın Ahmet , boş vakitlerinde çok güzel portre ve manzara  resimleri yapıyor geçiriyordu. Ayrıca saz da çalıyor, kendi yazdığı şiirleri besteleyip türkü söylüyor, bizi de eğlendiriyordu.  Yaz tatili böyle tatlı geçerken, sanırım haziran ayının başıydı. En son ayvalarda çiçek açtığına göre yaz kapıyı çalıyordu ve komşu ya bir gelin geliyordu.  Evli bir kadın. Yaralı bir kuş gibi kanadı kırık, uçamayan kendi ayakları üzerinde duramayan, eşinden devamlı şiddet görmüş, eşi tabir caizse ayyaş, çalışmayan evine ekmek getirmeyen, kazandığı üç kuruşu da kahve köşelerinde kumara kaptıran, zavallı bir adamın hanımı Feride gelin. Belki de kocası çok iyi bir insandı. Ancak bir bahaneyle o melek gibi kadını yoldan çıkarıp, evinden yurdundan uzaklaştıran,  başka bir şehirden köye getiren komşuların yalancısıyız. Bize muamma, ama kocası hakkında söylenenlerin hepsi yalansa,  bu dünyanında öbür dünyasının olduğunu sorumlular bilmelidirler.

                   Bizim ise ortaokul yıllarıydı. Dedik ya Fidanın Ahmet biz yeğenlerinin gözünde bir kahramandı. Hepimiz onu takip eder, adeta onunla yatar, onunla kalkardık. Fidanın Ahmet köyde annesine hem ayağındaki yarasını iyileştirmeye uğraşıyor, hem de saz çalarak sanatçı olmaya çalışıyordu. Evlerinin önünde Elma ağacı vardı. Pembe çiçekleri vardı. Artık elmalarda meyveye dönüşmüş, elmanın sık dalları bir üstteki evin penceresinin görülmesini engelliyordu.

                   Günlerden bir gün Fidanın Ahmet hem saz çalıyor, hemde elma ağacının seyrek kısmından eğilerek bir yere bakmaya çalışıyordu. Merakımı yenemedim. Fidanın Ahmet görmeden pencerenin tam görüldüğü yere gittim. Baktım ki Feride gelin bakıp, bakıp geri çekiliyordu. Feride gelin için dibi görünmeyen bir kuyu idi. Derler ya denize düşen yılana sarılırmış diye. Evet Fidanın Ahmet yılan değildi,  ama evli o tarihte yanılmıyorsam üç çocuğu vardı. Feride bir maceraya atılıyordu. Hemde dönüşü olmayan bir macera. Fidanın Ahmet iri cüsseli, gösterişli,  aynı ünlü film aktörü Serdar Gökhan’ a benziyordu. Feride görmüştü bir kere yakışıklı bu adamı. İşte cahillik bu olsa gerek. Eğer bu bayana zamanında iyi eğitim verilseydi bu maceralara hiç girermiydi. Tabiî ki girmezdi. Eksisini artısını iyi düşünürdü. Bu işin sonu yoktu. Ama ne feride, ne de Fidanın Ahmet bu maceradan vazgeçmiyordu. Birkaç gün sonra Fidanın Ahmet evlerinin önünden caminin yanındaki bakkala gitmek için elma ağacının yanından ilerlerken, arkadan beyaz tenli, alımlı bir bayan olan Feride Gelin elinde topraktan yapılmış su testisiyle peşinden gittiğini gördük. Tam elma ağacını geçtiler ki Feride Gelin elindeki su testisini Fidanın Ahmet’e vurduğuna tanık olduk. İşte bu olay bu iki gencin sonu görülmez yola girdikleri an oluyordu.

                   Evli iki gencin dinimizce ve medeni hukukça yasak sayılan ilişkileri ayan meyan herkesin gözü önünde devam ediyor, ancak ağlayan bir eş bu tarafta perişanlığı oynuyordu. Elif gelin annesi ve babası vefat etmiş, sahipsiz gibi sadece uzaktan izliyordu. İzlemese ne yapabilirdi ki. O yıllarda kadın hakları mı vardı. Bir erkek kardeşi vardı. O da sadece kendi ailesine zar zor bakıyordu.  Kardeşini tercih etse yine verilecekti bir kocaya, a da iyi mi olacaktı yoksa kötü mü çıkacaktı bilemiyordu. Sitem ediyordu kör talihe. Burda da mı buldun beni kör talih diyordu. Elif gelin ne yapsa olmuyordu. Boş bardağa koysa dolmuyordu, dolu bardağa koysa almıyordu. Elif gelin için çile yeni başlıyordu.Hemde bu günler Elif gelin için iyi günlerdi…

 

Bu yazı toplam 557 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.