1. YAZARLAR

  2. ÖMER DEDE KILIÇ

  3. KÖY HATIRALARIM (Fidanın Ahmet )-5
ÖMER DEDE KILIÇ

ÖMER DEDE KILIÇ

YAZAR, ŞAİR
Yazarın Tüm Yazıları >

KÖY HATIRALARIM (Fidanın Ahmet )-5

A+A-

Feride Gelinin Dramı

Feride gelin nihayet mutluluğu yakalamıştı. Feride’ye Çelik ailesinde herkes değer veriyordu. Çünkü; Feride övgülerin hepsini hak ediyordu. Netice de Fidanın Ahmet’i mutlu etmişti ya. Şimdilik herkes memnundu.

 

Fidanın Ahmet hayat üniversitesinden mezun olmuş, kendini hemen hemen her alanda yetiştirmiş kültürlü bir insandı. Elif kadın ise ahlaki yönden iyi bir kadında olması gereken bütün meziyetler vardı. Ancak Fidanın Ahmet’in evli olduğu kadında olması gereken kriterler elif kadında bulamıyordu. Elif kadın köylü güzeli olabilirdi. Bu tek başına bir evlilik için yetmiyordu. Örneğin eve iki misafir gelse şaşırıp kalıyordu. Ne zaman bir iki cümle etse Elif kadın pot kıracak diye Fidanın Ahmet endişeleniyordu. Bu konularda Elif Kadın eşi Ahmet’e güven vermiyordu. Devamlı başında durulup eğitim alsa belki; her konuda yetiştirilebilirdi. Ancak; Fidanın Ahmet on elinde on marifet misali, maharetli bir kadın arıyordu.

 

Feride Gelin ise Fidanın Ahmet’in bir bayanda olması gereken kriterlerin çoğunu taşıyordu. Feride Gelin beyaz tenli, güleç yüzlü, alımlı bir bayandı. Oturduğu, kalktığı yeri ve nerde, ne konuşulacağını bilen bir kadındı. İşte bu yüzden Fidanın Ahmet’inde istediği olmuş gibi görünüyordu. Mutluluğunu saz çalarak paylaşıyordu. Ancak; Eve geçindirilecek bir boğaz daha gelmişti. Fidanın Ahmet’in devamlı bir işi de yoktu. Çalışması gerekiyordu. Parasız saadette olmuyordu. Ağustos böceği gibi devamlı saz da çalamazdı. Yoksa mutluluğun yerini hüzün ve gözyaşı alırdı. Ayağının yarası da artık iyileşiyordu. Köyde iş sahası yoktu. Zaten bu kadar nüfusu geçindirecek tarlası da yoktu. Şehre gitmeliydi. Sevdiklerine bakmalıydı. Hangi iş olsa yapmalıydı. Ya da yapmak zorunda idi. Onu çalışması ve eve ekmek getirmesi için bekleyen altı nüfus vardı. Aslında çalışmak, iş bulmak zorda değildi. Zaten Allah onu doğduğunda yetenekli yaratmıştı. Bu niyetlerle bir sabah vakti birkaç parça eşyasını kamyona yükleyip şehre doğru hareket etti. Peki kolay mıydı doğduğun, anılarını yaşadığın toprakları terk edip gitmek. Kolay mıydı saf ve soğuk su içtiği pınarları bırakıp gitmek, Peki halay başları yetim ve öksüz kalmayacak mıydı.

Fidanın Ahmet göçünü yüklemiş yeni umutlarla gidiyordu. Kalan akrabaları karaları bağlıyordu. Fidanın Ahmet gidiyordu bırakın yakın akrabaları köy ağlıyordu. Diğer aile bireylerine göre metanetliydi. Dik duruyordu. Durması da gerekiyordu. Göç yüklü kamyon çoktan köyü geçmiş Müsellim Köyü’nün Ala tepe mevkiine ulaşmıştı. Bu tepeden sonra artık Fidanın Ahmet’in köyünü görmesi mümkün değildi. Bu yolun dönüşü yoktu. Son kez köyüne dönüp bakacaktı. Kamyonun tozlu camından hafifçe başını çıkarıp baktı.Gözleri nemlendi. Göz pınarları açılmış akmak için kendini zor zaptediyordu. Ancak; artık kendini tutması mümkün değildi. Kamyonun şöförü teyibine Kırat gemini almış yol mu dayanır türküsünü çalarken Fidanın Ahmet höykürmeye başlamıştı bile.

Evet Fidanın Ahmet daha önceleri, eğlenmeye gittiği, gezmeye gittiği Kırıkkale’ye şimdi omzuna yüklenmiş ağır yüklerle gidiyordu. Fidanın Ahmet daha yolun başındaydı ve gerçekleştirmek istediği hayalleri vardı. Umutları vardı. Umutlarını yeşertmek istiyordu. İş bulacaktı, Çalışıp para kazanacak, çocuklarını en iyi okullarda okutacak ve onları iş güç sahibi yapacaktı. Köyden çıkmadan bir hafta önce Kırıkkale’de Bağlarbaşı Mahallesinde ikamet eden ablaları sayesinde Kırıkkale Merkez de yakın bir akrabalarının evi, cüzi bir ücetle kiralık olarak tutulmuştu. Fidanın Ahmet yeni ve çok sevdiği eşi Feride gelinle şehre taşınmanın mutluluğunu yaşıyorlardı.

Bir hafta yeni yerleştikleri yerleşim yerine alışmakla geçmiş, akrabalar tarafından hoş geldin ziyaretleri de bitmişti. Köyden getirdikleri kışlık yiyeceklerle bir süre yaşamayı idame ettirmişlerdi. Elindeki birkaç kuruşta bitmiş yakın akrabalardan aldığı emanet paraların günü de gelince cicim aylarının bittiğini ve artık ayaklarının üstünde durması gerektiğini anlıyordu. Şimdi işi düşünmenin zamanı gelmişti. İyi de ne iş yapacaktı, hangisinden başlayacaktı. Ailece kafa yoruyorlardı.

Bir akşam ailece kafa yorarlarken kendilerine göre en kolayından başlanma kararı alınıyordu. Karahacılı Köyünden kalkıp, daha önce eş ve çocuklarının rızkı için Kırıkkale’ye göçen ve Manavlık yapan eniştesinin işini yapma kararı verildi. Öyle ya hem kolay bir işti, hem de sermayesi yüksek olmayan bir işti. Ertesi sabah erkenden sebze ve meyvelerin satıldığı toptancı haline gidildi. Eniştesi Mehmet Kılıç kaynının elinden tutacaktı. O yıllarda iyilik vardı, güven vardı, vefa vardı. Hülasa insanlık o tarihlerde henüz buzdolabına konulmamıştı. İyilikler iyi insanlarla birlikte henüz öbür aleme göçmemişti. Nerde bir aç görülse değil, duyulsa doyurulur, Düşen bir insan görülse elinden tutulurdu. O tarihlerde iyi gün dostları da henüz türememişti. Hatır vardı, gönül alma vardı. Paylaşma vardı. Peygamberimizin veciz sözü hep geçerliydi. Komşusu açken tok yatan bizden değil diyordu.

Peki böyle insanlık kalmış mıydı. Kaç gece aç ve susuz yatanları sadece ve sadece yüce Mevla görüyordu. Peygamber efendimizin ümit ettiği insanlık ölmüştü.

 

Eniştesi Mehmet Kılıç, toptancı halinde kendine alıyormuş gibi çok satılan ürünlerden alıp, kaynı Fidanın Ahmet’e satıp, çoluğunun, çocuğunun karnını doyurması için teslim ediyordu. O tarihlerde para isteyecek diye yolda belde ne yüz çeviren, ne yolunu değiştiren hatta telefonunu kapatan vardı, nede numarasını engelleyen ahde vefasızlar vardı.

Fidanın Ahmet umutluydu, Fidanın Ahmet heyecanlıydı. Satmak üzere eniştesinin aldığı ve kendisine teslim ettiği ürünleri alıp, pazara götürdü. Müşterilerinin beğenisini almak üzere güzelce tezgaha bir çırpıda diziverdi. İçinden tam bana göre bir iş diye söyleniyordu. İlk müşteriler geldikçe daha çok seviniyor. Sebze ve meyve satmak benim işim diyordu. Hem satıyor, hem de dünyalar güzeli Feride’yi düşünüyordu. Bu gün bu ürünlerin hepsini satarsam akşama Feride’me güzel giysilerden alıp, gönlünü daha da kazanırım hülyasına kapılıyordu.

Ancak, hangi işte olursa, olsun müşteri bulmak, bir işte hemen tutunmak kolay değildi. Bunun için zaman ve para gerekiyordu. Öyle ya taşıma su ile değirmenin dönmesi mümkün değildi. Akşama doğru satış azalmış, üstelik sattığı ürünlerden ıspanak ve maydanoz solmaya ve hatta sararmaya başlamıştı. Bu fidanın ahmetin epey moralini bozmuş ve umutsuzluğa kapılmıştı. Keşke o tarihlerde sadece eniştesi Mehmet Kılıç’ın yardımına kalmasaydı da diğer akrabalarda yardım elini uzatabilseydi. Akşama doğru bütün ümitlerini yitirerek elinde kalan ürünleri zararına eniştesine satarak köye tekrar dönme kararı alır ve hüsranla evine döner.

Bu yazı toplam 972 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.