1. YAZARLAR

  2. İLYAS EFE ALTIN

  3. KOLSUZ KAHRAMAN
İLYAS EFE ALTIN

İLYAS EFE ALTIN

Ahmet Sümer Ortaokulu Genç Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

KOLSUZ KAHRAMAN

A+A-

Şehrin en ücra köşesinde, ufacık bir köyde yirmiye yakın aile yaşıyor, onlardan biri de annemle ben. Dokuz yaşındayken ayağı sakat bir keçinin hayatını kurtarmak için kolumu kaybettim. Bu sebeple köydekiler bana "kolsuz kahraman" adını taktı. Ben bu adı, insanlarıyla köyü, her sabah güneşle beraber kalkıp dükkânını açan Bakkal Bayram amcayı, koyunyününden yapılmış sıcacık döşeğimde kedi gibi uyurken tavan arasından akan su taneciklerinin sesini, kısacası hayatla barışık derecede her şeyi seviyorum. En çok da benden başka kimsesi olmayan yatalak annemi seviyorum. Anlamışsınızdır belki, bu evi geçindirecek tek kişi benim. Babam bizi bırakıp kendine Almanya'da yeni ve güzel bir hayat kurdu. Ağabeyim ise kendini okumaya adadı çalıştı, çabaladı sonunda İstanbul Boğaziçi Üniversitesini kazandı. Çok sevinçliydik. Annemin tüm umudu ağabeyimdi. Bir gün iyi bir iş sahibi olup bizi yaşadığımız hayattan kurtaracaktı. Bana da okumam konusunda çok ısrar ediyordu canım ağabeyim.  Bir gün okula gitmeden evvel kucaklaştık. Onu taşıyan otobüs, İstanbul'a değil daha daha uzun; sonsuz bir yolculuğa çıkmıştı. Muhtardan aldık öldüğü haberini. Annem o vakit fenalaştı işte. Bir daha da kalkamadı. Bu yüzden üzerime birden bire yüklenen sorumluluklardan şikâyetçiyim sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Evet, her gün ineği sağıyor, besliyor, bakkaldan ekmek alıyor ve evimizi kurtlardan koruyorum. Olsun, tek kolla da olsa hayattayım ve işe yarıyorum ya bunu bilmek bile güzel. Bu sonbahar akşamı her zamanki işlerimi yaptıktan sonra eve giderken köy birden kararıverdi. Trafosunun bozulmuş olabileceğini düşündüm. Biraz bakınıp ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bu işlerden anlayan tek kişiyi yani Rahmet ağabeyi göreyim diye düşünüp evine doğru yönelmiştim ki Rahmet ağabeyin evinden hem duman, hem de büyük bir ışık geldiğini fark etim. O kadar büyük bir ışıktı ki sanırsın oraya güneş düşmüş. Koşarak o kara dumana ilerliyordum. Evine yaklaştıkça "Oğlum, yavrum ölüyo, yetişin!" seslerini duyup ürktüm. O an o ışığın güneş değil, yavru kedi kadar suçsuz bir insanın hayatını yakan ateş olduğunu anladım ve Rahmet ağabeyin evine doğru koşmaya başladım. Ama ne kadar denesem de hızlı koşamadım. Ayağımın altındaki nasır beni zorluyordu. Güçlükle oraya vardığımda Rahmet ağabeyin annesinin gözlerinden yaşlar sel gibi akıyordu. Babasına baktığımda ise adamcağızın sinir krizi geçirdiğini, yanındaki eşyalara zarar verip bağırdığını gördüm. Köylüler telaşla su çekip elden ele uzatıyorlardı. Ben tam itfaiyeyi arayacaktım ki aklıma yolların sel yüzünden çöktüğü geldi. O an beynim karmakarışıktı. Bir insan ömründen daha değerli bir şey yok, diye düşündüm. Hele de bu insan Rahmet ağabey gibi köyün iyilik meleğiyse alevlere atılmamak söz konusu bile değildi. Rahmet ağabeyin babasına dönüp "Hasan Usta, bana bir şey olursa anama sahip çıkın!" diye bağırıp "Gitme!" diye bağıran kalabalığa aldırmadan içeri daldım. Yoğun bir duman gözlerime ve burnuma anında dolup beni boğmaya başlamıştı. Tutuşan eşyaların alevleri yükselip henüz kapıları sarmamıştı. Kanepelerden birinde yanmaya başlamamış bir örtüyü çekip sağa sola vura vura yol açtım kendime. Bir yandan da "Rahmet ağabey, Rahmet ağabey!" diye bağırıyordum. Onu odasındaki somyada gördüm. Baygındı. Tek kolumla tokatlamak zorunda kaldım, ayıkmadı. İtekledim bir süre. Vakit daralıyordu. Benim onu tek kolumla kaldırmam mümkün olmadığından ya uyandırmayı başaracak ya da onunla birlikte yanacaktım. Rahmet ağabey kımıldanır gibi oldu. Doğrulmasına yardım ettim. Koltuk altına girdim. Çok öksürüyorduk ikimiz de, siyah siyah tükürüyorduk bir yandan. Nasıl çıkmalı kapılar geldiğimdeki kadar tekin değil. Alevler buralara kadar uzanmış, derken karşıdan muhtar amcanın ve birkaç kişinin kapı girişlerini ellerindeki kovalarla söndüre söndüre geldiklerini gördüm. Sonrasını hatırlamıyorum. Bizi nasıl çıkardılar, bayılmışım bilmiyorum o yüzden. Gözümü açtığımda kendimi evimde buldum. Başımızda komşumuz Gülsüm teyze vardı. Kadıncağız sağ olsun hem elimi yüzümü temizlemiş hem de ben kendimde değilken anneme çorbasını ve ilaçlarını içirmişti. Gülsüm teyzeyi görünce hemen Rahmet ağabeyin durumunu sordum. Hastanede ama hayatta olduğunu öğrenince rahatladım. Ben kısa sürede toparlandım. Gülsüm teyze, bizim eve üç gün geldi gitti. Artık eski işlerimi yapmaya başlamıştım, daha fazla yorulmasına gerek olmadığını söyleyip teşekkür ettim. Bu köyün insanlarını sevmemin en önemli sebeplerinden biri yardımsever oluşlarıydı. Burada yaşayan herkesle aile gibiydik.  Kapının önüne çıkıp sonbahar güneşine yüzümü vererek oturdum. Omzumda bir el hissedince dönüp baktım: "A, Rahmet ağabey?"  Bir şey demeden önce sımsıkı sarıldı bana. Sonra: "Sana neden kolsuz kahraman diyoruz, bir kez daha anladım. Artık gerçek abi kardeş olacağız." dedi. Yan yana oturup birlikte güneşlendik, sessiz ama huzurlu, konuşmasak da anlaşarak...

Bu yazı toplam 4208 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.