1. HABERLER

  2. EKONOMİ

  3. Kerbela ve Resulullah’a Sesleniş
Kerbela ve Resulullah’a Sesleniş

Kerbela ve Resulullah’a Sesleniş

10.MUHARREM AŞURA VE KERBELAYA BAKIŞ 1 Muharrem... Evet... Yine geldi yeni bir yıl... Hicrî yıldönümü... Dînin kalplerden, gönüllerden, bir toplumun...

A+A-

10.MUHARREM AŞURA VE KERBELAYA BAKIŞ 1 Muharrem... Evet... Yine geldi yeni bir yıl... Hicrî yıldönümü... Dînin kalplerden, gönüllerden, bir toplumun bütün yaşamına nüfûz etmeye adım attığı o mübârek ay... Yine geldi savaşın yasaklandığı, barışın yeşerdiği barış aylarından Muharrem... Bu ay; "Haram aylardan biri!"; Gönlümüz sevinç dolu, yüreklerdeki pusula barışı gösteriyor...; Bize böyle belletti ilâhi öğreti... Barış olmalıydı... Savaşa son verilmeliydi... İnsanlar kucaklaşmalı, her halde kardeş olduklarını hatırlamalıydılar. Aynen Müminlerin Emîri Ali'nin (a) buyurduğu gibi... Ya dinde kardeş... Ya yaratılışta... Ve nitekim öyle de olmuştu... O şanlı rehber Resûlullâh'ın (s.a.a) bütün akvâl ve efâli de buna canlı tanıktı... Öyle bir aydı ki Mâh-ı Muharrem; o aya Mekkeli müşrikler dahi bir yere kadar hürmet ediyor, o zaman diliminde biraz olsun savaşa ara veriyorlardı... Pekiii... Muharrem geldi mi yalnızca sürur mu duyar yürekler? Yeni bir yıla girmenin sevincini mi yaşar kalpler. Barış mı söyler diller? Aslâ! Aslâ! Bu ay bir yönüyle de; "hazan ay"ı, "hüzün ay"ı, "dert ay"ı, "matem ay"ı, "belâ ay"ı olur da dikilir karşımıza... Ne zamandan beri? Örnek Mekke İslam Devleti'nin bânisi âlem-i melekûta urûc eyledikten kısa zaman sonra 'ne olduysa bilinir', barış ayı savaş ayına döner... Henüz peygamberin bedeni bile soğumadan bir uğursuz el değiştirir Muharrem'in içeriğini... Artık "barış ay"ı değildir Muharrem. "Katliam ay"ıdır. Zulüm "ay"ıdır. "Kan ay"ıdır. Kavga, çile, ıstırap... ayıdır. Resûlullâh'ın iki büyük emânetinden Kur'ân dillerde okunur da okunur... Ancak diğer emânetin, Resûlü gören son ferdi, Peygamber torunu Hz. Hüseyin ve bağlıları Muharrem'in bir gününde (On'unda) Kerbelâ'da hunharca katledilir. O gün Âşûrâ'dır... Orası Kerbelâ'dır... Sadece adları Müslüman olan kâtillerin, satılmışların, alçakların, makam, mevki, mal-mülk tapıcılarının, zer ve zor kullarının İslâm'ın biricik evlâdına kıydıkları yerdir Kerbelâ... Oradan sağ çıkanlar esir, Ehl-i Beyt dostları, yârenleri dertlidir. Artık tarihin akışı değişmiş, kimse açık oynamaz oyununu. Yüzlerde binbir maske, dillerde binler yalan, 'müslümanım' diyen hokkabazlar ümmetin varını yoğunu ederler talan. Peygamberin, zamanındaki vârisini katlettiren Yezit de der; "Elhamdülillâh biz de Müslümansız. Hüseyin ve taraftarları dini istismar ediyorlar. Onlar birer âsi ve hâindirler. Bana itaat etmeleri farzdır..." gibi hezeyanları... Evet, evet... Bu ve benzeri bahanelerle, yaşayan İslâm'ı öldürmek ister o günün Tâğûtu... Peki, ulaşır mı hedefine? O da ne demek?.. Yezit nerede, hedefe ulaşmak nerede? Henüz Peygamber evinin öğrencileri hayatta iken nifak nasıl kalıcı başarı elde edebilir? Hüseyin gibi erler var olduğu müddetçe İslam yok edilebilir mi?... Hüseyin (a) ve Kerbelâ fedâileri (s.a.) Rab'lerine yevm-i mîsak'ta söz verdikleri üzere görevlerini yapar, şehâdet şerbetini yudumlarlar. Onlar ilâhî nimetlere ulaşır, dillerde ve gönüllerde taht kurarlar. Diğerlerine gelince... İşte böyle... Kâbil ile başlayan zulüm Yezit ile devam eder. Nemrut'a karşı İbrâhîm, Firavun'a karşı Mûsâ, Ebû Cehil'e karşı Muhammed, nasıl hakkın bekâ ve ikâmesi yolunda her şeylerini ortaya koydularsa, Şehitler serdârı Hz. Hüseyin de ceddinin yolunda tüm varlığını hakka adar. Âşûrâ bir gün ki; Bir yüzü kara, bir yüzü ak gün... Karadır; O gün işlenenleri dil söylemeye, kulak dinlemeye, kalem yazmaya utanır. Göz izlemeye, ruh hissetmeye dayanamaz. Karadır; Meleklerin; 'kan dökecek birilerini mi yaratacaksın?' diye insanın yaratılış hikmetiyle ilgili Rabb'e yönelttikleri suâli haklı çıkaran zulüm, kıyım, cinâyet ve aşağılık davranışlar sergilenmiştir o gün.; Hem de aktır; İnsanlık âlemi Allâh'ın meleklere hitaben "ben sizin bilmediklerinizi bilirim" kelâmını Hüseyin gibi üsvelerle tasdik eder olmuştur. Aktır; Yeryüzü o gün; hak, adâlet, özgürlük, hukuk, barış, insanlık, ahlak, erdem, cesâret, şecâat, fazilet, fedâkarlık... gibi hasletlerin makro düzeyde tecellîsine şâhit olmuştur.

Bu haber toplam 163 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.