1. YAZARLAR

  2. BETÜL KARAAĞAÇ

  3. KÂĞITTAN DUVARLAR
BETÜL KARAAĞAÇ

BETÜL KARAAĞAÇ

Kırıkkale Fen Lisesi Genç Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

KÂĞITTAN DUVARLAR

A+A-

İçime sığdıramadığım bir huzursuzlukla sıçrayarak uyanıyorum. Kardeşimin benim aksine huzurlu uyuyuşunun kanıtı olan düzenli nefeslerini duyuyorum. .Şükrediyorum. Benim gibi kardeşiyle yaşayanlar bilir. Kimsesiz geceler de nefes alışı bile ben buradayım yalnız değilsin demektedir. Sonra huzursuzluk kendini unutturmak istemezmiş gibi vücuduma dağılıyor.  Başımdan parmak uçlarıma kadar hissediyorum onu.  Kuru toprağın suyu çektiği gibi ciğerlerimi oksijenle dolduruyorum. Son nefesimmiş gibi öyle bir çaresizlikle, öyle bir vaz geçmişlikle ağır ağır serbest bırakıyorum nefesimi. Tekrardan, daha sakin, daha yavaş ve iliklerime işlercesine...

 Gölgelerin çöktüğü masamın başına oturarak temiz bir kâğıt çıkardım. Perdeyi yavaşça aralayıp, masanın aydınlanmasına izin verdim. Bu huzursuz geceyi dindirebilecek tek şey içime sığdıramadıklarımı en temiz, en sade ve içimden geldiği şekliyle kâğıda yazmaktı. Hem de yıllar önce yaşamış, benim sadece şiirleriyle tanıdığım birisine..

  " Sayın Ahmet Kutsi Tecer'e,

  Sizin olmadığınız bir zamandan, şiirlerinizde ki kumral kızla olan benzerliğimden cesaret alarak bu mektubu yazıyorum. . Cesaret ettim dediysem de heyecanlı değilim demiyorum. Kalemim kâğıdın üzerine siyah noktacıklar bırakıyor.

  Siz benimle tanışık olmasanız da, üniversiteye ilk başladığım yıllarda tanıştım sizinle, yani şiirlerinizle demek istiyorum. Günlerden pazartesi, mevsimlerden kıştı. Dersten yeni çıkmıştım, kaldığım yurt okuluma yürüme mesafesindeydi. Fakat kar yağıyordu. Yurda yürümek o an için zor geldi. Üniversiteye geri döndüm. Ne yapacağımı düşünürken panodaki şiir dinletisi davetiyesini görüp, gayri ihtiyari konferans salonuna inip arka köşelerden bir koltuğu gözüme kestirdim. Dinleti başlamıştı. Koltuğa oturup sadece dinledim.

Başlayalı uzun zaman olduğunu düşünmüyordum. Bu küçük şehre yakışacak küçük bir salondu. Sahne seyircilerin görmekte zorlanmayacağı kadar dar ve alçaktı. Kürsüde mikrofona ihtiyacı olmadan şiir okuyan orta yaşlı bir adam vardı. Sadece dinledim. Kimin şiirini okuduğunu bile bilmiyordum.

      "Ey şimdi boğulmuş, yorgun, soluyan

       Kumral kız! Şu atlas yastığa dayan.

       O hafif hülyalı ilk uykudan

       Ne zaman, ne zaman uyandın söyle?"

Göz kapaklarım yıllardır peşimi bırakmayan hislerimin en anlamlı tercümesi karşısında istemsizce kapanmıştı. Salon da yankılanan bu dizelerin içimde bıraktıklarını anlatmaya çabalamıyorum bile. Çünkü yapamayacağımı biliyorum.

  Şiir dinletisi ne zaman bitti, yurda nasıl döndüm hatırlamıyorum.  Anlaşılmanın verdiği sevinçle birlikte bu zamanı, bu şiiri, bu şairi, bu kumral kızı zihnimin ve kalbimin bir köşesinde yıllardır misafir etmekten çekinmiyorum.

  Bu mektup sizin için ne anlam ifade eder bilememekle birlikte, elinize hiç ulaşamayacağını biliyorum.

  Fakat ben bu mektubu mısralarınızda hislerini keşfettiğiniz kumral kız olarak yazıyorum.

  Sevgilerle Sueda Zarif.."

Mektubu özenle katlayıp zarfı kapattım. Hislerimi kâğıttan duvarlar arasına kilitledim. Saatin sesiyle üzerime işleyen zamanın farkına vardım. Ne çok zaman geçmişti. Mektubun heyecanı yavaş yavaş bedenimden uzaklaşırken, bende rahat bir nefes alıyordum.  Gençliğimdeki dinleti gibi mektupta bitmişti geride bıraktıklarını önemsemeden. Arkamı döndüğümde gördüğüm manzara şaşırtıcıydı. Mektuplarımı koyduğum kutu dolmuştu. Neden şaşırıyorum ki? Hepsi zihnime sığdıramadığım düşüncelerle yazılmışken, sıradan bir kutuya sığmalarını beklemem anlamsızdı.

    Çok düşünürdüm. Doğumumdan önceki savaşları, ölenleri, yetim kalan çocukları, kavuşamayan sevgilileri, insanları yok eden savaş emirlerini. Bazen de daha mutluluk verici olanları... Hepsini görmek oradaki insanlarla konuşmak istiyorum. Mektup yazmak ise babamın fikriydi. Sahiplerinin ellerine hiç ulaşamayacak. , hiç bir zaman cevap alamayacağım mektuplar... Her birini ayrı ayrı bir Sueda yazdı. Bazılarını az önceki gibi şairlere olan sevgisini mektup yazarak anlatan genç Sueda, akşam ezanında eve dönen çocuk Sueda, sadece denizde huzur bulan bebek Sueda, sevdiği yazarlara daha fazla kitap yazmasını tembih eden okuyucu Sueda... Her zaman bu kadar güzel mektuplar yoktu. Savaş emri veren komutanlara, politikacılara yazarken daha sert ve ciddi olmak gerekiyordu.

    Mektup yazmaya başlamadan öncesi ise karma karışıktı. Normal olmayan bu istek zamanla beni ele geçirdi diyebilirim. Şimdi bakıyorum da bana zarar verdiğini babam yanımda olmasa hiç fark etmezmişim. Geçmişe olan bu isteği bastırmak için hiç çaba sarf etmedim. Arkadaştan yoksun biri için geçmişte fazlaca arkadaş vardı. Onları düşünmek oldukça tatmin ediciydi. Anı kaçırdığımı anlamıyordum çünkü o sırada düşünmekle meşguldüm. Sonrası ise başta anlattığım gibi düşüncelerimi kâğıda yazıp, kâğıttan duvarlara kilitledim. Aynı babamın dediği gibi.

  Babamsa bu zamanda değil artık. Ama ben, yıllar sonra yanında olmayan babasının sözünü dinleyecek kadar onu çok seven o masum çocuğum.

   Sıradaki mektubumun sahibi aklıma düşmüştü bile...

    "Sevgili babacığım..."

 

Bu yazı toplam 1373 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.