1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Kadere rıza
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kadere rıza

A+A-

İki bin yirmi yılının ilk yazısı olarak “Kadere rıza” başlıklı yazı ile okurlarıma merhaba demek istiyorum. Bilindiği gibi insan bir çok şeyi yapmaya teşebbüs eder ama bunlardan bazıları gerçekleşir, bazıları da gerçekleşmez. İşte yüce dinimiz bu konuda ne yapacağımızı bize öğretiyor. Buyurun bir hadis-i şerif: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kuvvetli mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sen, sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah’dan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına bir şey gelirse, “şöyle yapsaydım, böyle olurdu” diye hayıflanıp durma. “Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar” de. Zira “eğer şöyle yapsaydım” sözü şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” Müslim, Kader 34, İbni Mâce, Mukaddime 10. Açıklamalar Dünya imtihan sahnesidir. İnsan da ölüm noktasına doğru hızla ilerlemektedir. Bu gidiş esnasında çok değişik etkilerle, olaylarla karşılaşacaktır. Olumlu-olumsuz bütün olaylar karşısında mü’min, “Allah’a kul olma” vasfını korumakla yükümlüdür. Bunun için de önce inanış olarak sonra da bünye olarak güçlü olmak ihtiyacındadır. Müslümanlığı “mutluluk yarışı” diye yorumlayacak olursak, bu yarışta güçlü, kuvvetli, eğitimli, disiplinli, istekli ve şuurlu olmanın gereği kendiliğinden ortaya çıkar. İman ve imana bağlı ibadetler mutlak hayırdır. Böyle olunca da kuvvetlisi ve zayıfıyla her müslüman hayırlıdır. Ancak inanç, fikir, niyet, âhirete meyil ve fizik olarak kuvvetli mü’min, bu açılardan zayıf olandan elbette daha hayırlıdır. Zira verilecek mücâhede güçlü olmayı gerektirmektedir.

Mü’mini güçlü kılacak her işe ve tedbire sarılmak, bu konuda Allah’tan yardım dilemek, yılmamak, acz göstermemek Peygamber Efendimiz’in hadisimizde yer alan tavsiyeleridir. Bu gayretleri etkisizliğe uğratacak, “Keşke şöyle yapsaydım, böyle yapsaydım...” gibi birtakım faydasız ve karamsar hesaplara girmemek, “Allah’ın takdiri böyleymiş” deyip teslimiyet göstermek ve yine mü’min olarak kulluk çizgisinde yapması gerekenlerin peşinde olmak “kuvvetli mü’min”in tavrı olarak öğütlenmektedir. Zira insan “eğer şöyle şöyle yapsaydım” gibi ihtimallere yakasını kaptırırsa, rızâsızlık, kadere karşı çıkma ve Allah’ı inkâr gibi imanla taban tabana zıt bir hale düşebilir. Bu ise sadece şeytanı sevindirir. Başa gelen olaylardan ders almamayı değil, bu olayları imân ve rızâ çizgisi dışına taşıran faydasız yorumlara vesile kılmayı hadisimiz yasaklamaktadır. Çünkü böyle bir sonuç, başa gelebilecek en büyük felâket olur. Hem unutulmamalıdır ki, “Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.” Fakat bütün bunlar, arabanın devrilmiş olması gerçeğini değiştirmez. İmanlı ve ibadetli mü’minler, sıkıntılar karşısında güçlü ve dayanıklı olacakları için güçsüz ve dayanıksız kimselerden daha hayırlı ve sevimlidirler. Zira güçlülük kadere imandan kaynaklanır. Kader inancı müslümanın potansiyel gücüdür. İslâm’ın ve müslümanın dinamizmi kader inancında yatmaktadır. Nihayet “Biz Allah’tan geldik yine O’na döneceğiz.” [Bakara sûresi (2), 156] teslimiyeti, mü’mine olaylar karşısında yıkılmama, yılmama ve çizgisini koruma gücü verecektir. O halde bu anlamda “kuvvetli mü’min” olmaya hatta mümkünse “mü’minlerin en kuvvetlisi” olmaya bakmak lazımdır. Yüce Rabbimiz bizleri “kuvvetli” kılsın. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Gerçek kuvvet ve zaaf nefisle mücâhede noktasında kendisini gösterir. 2. Kadere rızâ ve teslimiyet, olaylar karşısında en büyük güç kaynağıdır. 3. Geçmişe hayıflanarak, geleceği gerektiği gibi değerlendirememek zayıf insanların işidir. 4. Din ve dünyaya faydası bulunan işleri başarmak için gayret göstermek gerekmektedir. Dünya dört kişinindir: Ebu Kebşe el-Ensarî (r.a.) Resûlullah (s.)den şöyle işittiğini rivayet eder. Resûlullah (s.) buyurdu ki:  Dünya dört kişinindir. 1- Allah bir kula mal ve ilim verir. O da (o malı harcamada) rabbine karşı takvayı tercih eder, o malla sıla-i rahm eder, akrabayı gözetir; ve bu malda Allah’ın hakkının olduğunu bilir (yani zekat ve sadakasını verir.) işte bu en efdal menzildir. 2- bir kul ki Allah ona ilim vermiş ama mal vermemiş. O ise sadık ve samimi niyetle “keşke benim de malım olsa da falan kimse gibi yapsam (sadakasını zekatını versem) der. Bu da önceki gibi sevap alır. 3- Bir kul ki  Allah ona mal vermiş ama ilim vermemiş. O da bilgisizce o malı şuursuzca  harcar. O da (o malı harcamada) rabbine karşı müttaki davranmaz. Onun için sıla-i rahm yapmaz. Bu malda rabbinin hakkı olduğunu bilmez. İşte bu da en kötü menzildedir. 4- bir kul ki Allah ona mal da vermemiş, ilim de. Bu kimse de “keşke benim malım da olsaydı da falan kimse gibi (3. kul gibi) harcasaydım” der. Niyeti aynen öyledir. Onun için ikisinin de (3. ile 4.nün) günahı eşittir. (Tirmizi. Zühd/17, Ahmed 4/231)

 

 

Bu yazı toplam 955 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.