1. HABERLER

  2. SPOR

  3. İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ-Ar. Gör. Onur ALTUNSU
İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ-Ar. Gör. Onur ALTUNSU

İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ-Ar. Gör. Onur ALTUNSU

            “İnsanlar hür olarak doğar, hâlbuki her yerde zincire vurulmuş olarak yaşarlar.” (J.J.Rousseau) Özgürlük kavramının önemine bu...

A+A-

            “İnsanlar hür olarak doğar, hâlbuki her yerde zincire vurulmuş olarak yaşarlar.” (J.J.Rousseau) Özgürlük kavramının önemine bu sözlerle vurgu yapan ünlü düşünür, bireyin yaşamı boyunca sahip olması gereken en temel haklardan yoksun kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etmektedir.

            Düşünce ve ifade özgürlüğü, yukarıdasözü edilen temel haklardan birisi olup bireyin özgürleşmesi bakımından belirleyici bir öneme sahiptir.Diğer canlılardan farklı olarak irade yeteneğine sahip olan insanlar,kendi kararlarını verme noktasında özgür olmalıdır. Bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü, ancakbireylerin düşünsel olarak özgür olması halindebiranlam ifade edecektir. Fikir özgürlüğü bulunmayan bireylerin din ve vicdan özgürlüğüne sahip olması düşünülemez. Genel anlamda din ve vicdan özgürlüğü, kişinin istediği dini seçmesini, dininin gereklerini özgürce yerine getirmesini ve hiçbir baskı altında kalmadan dini düşüncelerini yayabilmesini ifade eder. Büyük çoğunluğun Müslüman olduğu ülkemizde, İslami hükümlerin din ve vicdan hürriyetine olan bakış açısınıortaya koymak yerinde olacaktır. Bu bağlamda ilgili ayetlerden birinde: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mümin olsunlar diye insanları zorlayacaksın.”(Yunus Suresi 99. Ayet) Söz konusu ayetle ilgili tefsir kaynaklarında, başkalarına dini hükümleri zorla benimsetmeye çalışan insanların, aslında kendi iradelerini Yaradan’ın iradesi üzerine koydukları ve böylesi bir hareket tarzının sözü edilen İslami hükümle bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Benzer şekilde, konuyla ilgili farklı ayetlerde; belirtilen sonuçlara katlanmak şartıyla dileyenin iman, dileyenin ise inkâr edeceği (Kehf Suresi 28. ayet), dinde zorlamanın olmadığı (Bakara Suresi 256. ayet), herkesin dininin kendisine ait olduğu (Kafirun Suresi 6. ayet) vb. ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere İslam Dini, insanların özgür iradeleriyle tercih yapmaları gerektiğini belirterek din ve vicdan hürriyetini güvence altına almıştır. Günümüzde demokratik değerleri benimseyen batı toplumları, geçmişte din ve vicdan hürriyeti bakımından ciddi sınavlar vermiştir. Din ve vicdan hürriyetinin önemini vurgulamak bakımından, orta çağ batı toplumlarının siyasal ve dini yapısını incelendiğinde o dönemde skolastik düşüncenin egemen olduğunu görmekteyiz. Bu bağlamda Kilise, dinden dönenleri dinden çıkarma (aforoz), belli bir bölgede yaşayan insanları dini faaliyetlerden men etme (enterdi), günahları bağışlama ve para karşılığında cennetten yer satma (endülüjans) gibi dini yetkilere sahipti. Bu yetkileri elinde bulundurduğu için zamanla ekonomik gücünü artırdı ve dini yetkinliğinin yanında siyasi anlamda da söz sahibi olmaya başladı. Tanrı vekili olarak kabul edilen Papa’nınkrallara taç giydirerek onların krallıklarını onaylaması kilisenin siyasi anlamdaki gücünü ortaya koyuyordu.Feodal sistemin egemen olduğu Orta Çağ’da, büyük toprak sahipleri aynı zamanda kilise adamlarıydı.Kilisenin dini yetkilerinin yanında siyasi bir güce sahip olması, farklı düşünen ve inanan bireyler açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktaydı. Dogmatizmin egemen olduğu bir ortamda din ve vicdan hürriyetinden söz edilemeyeceği aşikârdı. Anayasanın 24. maddesinde “Herkes, vicdan, dini inançve kanaat hürriyetine sahiptir.” ibaresi yer almaktadır. Ne var ki ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin kamuoyu ve özellikle mahkemeler tarafından yorumlanması, içinde bulunulan dönemin ideolojik koşullarına göre farklılık gösterebilmektedir. Bu durum, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasında ve bireylerin yargıya olan güveni noktasında ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Netice olarak, bir özgürlüğün anayasalarda yer alıyor olması o özgürlüğün gerçek manada korunduğu anlamına gelmemektedir. Bu nedenle uluslarası metinlerde yer alan temel ilkeler ve bu ilkelere ilişkin uluslarası yargı organlarının vermiş olduğuhükümlerin de dikkate alınması gerekir. BM Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ilan edilmiştir.Bu nedenle her yıl 10 Aralık tarihi “DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ”, 10 Aralık tarihini içerisine alan hafta ise “DÜNYA İNSAN HAKLARI HAFTASI” olarak kutlanır. Bildirge’nin din ve vicdan hürriyetine yönelik 18. maddesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak din ya da inanç değiştirme; dinini ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak öğretim, uygulama, tapınma ve anma bağlamında açığa vurma özgürlüğünü içerir.”1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9.maddesi ve Siyasi ve Medeni Haklar Uluslarası Sözleşmesi’nin 18. Maddesi,Bildirgenin bu maddesi ile aynı doğrultudadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ülkemiz tarafından 27.05.1949 tarihinde kabul edilmiştir. Söz konusu uluslarası anlaşmaların önemi Anayasa’nın 90/4 maddesi incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle oluşacak uyuşmazlıklarda uluslararası anlaşmalar geçerli olacaktır. Görüldüğü üzere din ve vicdan hürriyeti bağlamında, ülkemizdeki yetkili kurumlarca Türkiye’nin taraf olduğu uluslarası anlaşmalara aykırı olarak çıkarılan düzenlemeler geçerli olmayacaktır. Başka bir ifadeyle, din ve vicdan hürriyeti diğer temel hak ve özgürlükler gibi uluslararası metinlerle koruma altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 2014/256 başvuru numaralı ve 25.06.2014 tarihli bireysel başvuruya ilişkin olarak; türbanla duruşmaya girilmesine izin verilmeyen avukatın din ve vicdan hürriyeti(md.24) ve kanun önünde eşitlik(md.10) ilkelerine yönelik hak ihlaline uğradığına hükmedilmiştir. Bu karar, AYM’nin özgürlüklerden yana tavır alması bakımından olumludur. Sonuç olarak, din ve vicdan hürriyeti günümüzde evrensel geçerliliği olan bir haktır. Bireylerden öte devletlerin, devlet birliklerinin, ulusal-uluslarası tüm kurum ve kuruluşların din ve vicdan hürriyetine yönelik her türlü kısıtlamayı ortadan kaldırması gerekmektedir. Din ve vicdan hürriyeti konusunda atılan adımların kalıcı olabilmesi için toplumsal mutabakatın varlığı şarttır. Her toplumsal uzlaşı, özgürlüklerin gelecek nesillere kalabilmesi bakımından bir teminattır.

Bu haber toplam 354 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.