1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. İmam Şafiî (Rahmetullahi aleyh)
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

İmam Şafiî (Rahmetullahi aleyh)

A+A-

Adı: Muhammed bin İdris’dir. Soyu, (dokuzuncu dedesi), Hz. Peygamber (s.a.v.)in 3. dedesi Abdi Menaf'ta birleşir. Kureyş kabilesindendir. Hicri 150 (miladi 767) de Gazze'de doğdu ve hicri 204 (miladi 20 Ocak 820)de 54 yaşında iken bir Cuma gecesi Mısırda vefat etti. Kabri, Kurafe kabristanlığında büyük bir türbe içindedir. İki yaşında iken babası vefat etti. Annesi onu alıp Mekke'ye götürdü. 7 yaşında Kur'an'ı Kerimi ezberledi. On yaşında iken İmam Malik'in (iki ciltlik) Muvatta'ını 9 gecede ezberledi. Sonra Medine'ye giderek, İmam-ı Malik bin Enes'in talebesi oldu. "Yarın gel de sana Muvatta'ı okutayım" deyince, "Ben onu ezberledim" dedi ve Muvatta’ı ezberden okudu.  Sonra gidip beş sene Yemende kadılık yaptı. Daha sonra Bağdat'a giderek İmam Ebû Hanife'nin talebesi İmam Muhammed'den ders aldı. İmam Muhammed, İmam Şafiî'nin aynı zamanda üvey babasıdır. Bu konuda şöyle demiştir: "İmam Muhammed'den öğrendiğim mes'elelerle ve ilimle bir deve yükü kitap yazdım. Eğer o olmasaydı ben ilim kapısının eşiğinde kalmıştım". Sonra Mekke’ye geldi, dokuz sene orada kaldıktan sonra gene Bağdat'a döndü ve Ahmet Bin Hanbel orada ondan ilim alarak talebesi oldu. Bağdat’taki ictihadlarını “El-Hücce” isimli kitabında topladı.  Sonra Mısır’a gitti ve orada yeni olaylarla karşılaşınca, çevrenin örf ve adetlerini de dikkate alarak yeni ictihadlarda bulundu. Böylece önceden Bağdat’ta sahip olduğu ictihadlarından bir kısmını değiştirerek Mezheb-i cedidini kurdu. Bunları da “El-Ümm” isimli kitabında yazdı.  Şöyle bir menkıbesi anlatılır: Harun Reşit her sene Bizans imparatorundan birçok vergi alırdı. Bir sene İmparator, âlimlerle münakaşa ve tartışmak için ruhbanlar gönderdi. "Eğer bizi yenerlerse vergi vermeye devam edeceğiz; yok biz yenersek vermeyiz, dedi.  400 Ruhban geldi. Halife bütün âlimlerin Dicle kenarında toplanmalarını emretti. İmam Şafi‘iyi çağırarak: "Hıristiyan ruhbanlara sen cevap ver" dedi. Herkes Dicle kenarında toplandı. İmam Şafiî seccadesini alarak nehire doğru yürüdü. Seccadeyi nehire atıp üzerine oturdu ve: "Benimle tartışmak isteyen buraya gelsin" dedi. Bu durumu gören ruhbanların hepsi Müslüman oldular. Bizans İmparatoru bunu duyunca: "İyi ki o buraya gelmemiş. Yoksa buradakilerin hepsi de kendi dinlerini bırakıp Müslüman olurlardı" demiştir. Bir defasında ders verirken on defa ayağa kalktı. Sebebini sorduklarında: Seyyidlerden  bir çocuk kapının önünde oynuyor. Onu gördüğüm zaman ona hürmeten ayağa kalkıyorum. Rasûlullah’ın torunu ayakta dururken oturmak reva değildir" demişti.   Bir kadın kocasına ey cehennemlik (cehennem odunu) dedi. Bunun üzerine adam: Ben cehennemliksem sen de benden boşsun, dedi. Fakat hanımını çok seviyordu. O zamanın alimleri "Kimin cehennemlik olacağını ancak Allah bilir" diye aciz kaldılar. İmam Şafiî Ben bu meseleyi hallederim, dedi. Adama: “Sen hiç günah işleyeceğin vakit Allah korkusundan bu günahı terk ettiğin oldu mu”? diye sordu. Adam: Çook, dedi. Öyleyse sen cennetliksin, eşine sahip ol, dedi. Ne ile delil getirdin? Sorusuna, Allah "فَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَاْوَى Bir kimse Allah korkusundan nefsini günahtan men ederse onun yeri cennettir"  ayeti ile, dedi. İmam Şafiî (rahmetullahi aleyh) der ki:  "Ühibbüssâlihîne ve lestü minhüm. Leallî en enâle bihim şefâaten. (Onlardan olmadığım halde sâlihleri severim. Umarım ki bununla şefaate nail olurum).“Su gurbete çıkmasaydı kokardı; altın maden olarak dursaydı değersiz kalırdı.”  İmam Şâfiîden istenen 8 şey: İmam Şafiî bir gün sabah namazından sonra evine dönerken, ilmiyle amel ederek derin tefekkür içinde yürüyordu. Onun böylesine dalgın şekilde yürüdüğünü gören biri yaklaşıp sordu: - Efendi hazretleri! Derin düşünce içinde yürüyorsunuz gibi geliyor bana. Bir sıkıntınız mı var? - Evet, der. Her sabah eve dönerken benden istenenleri düşünüyorum da, o sebepten dalgın yürüyorum.  - Her sabah sizden kimler, ne istiyorlar? İmam bunları şöyle sıralar: - Rabbim, benden farzlarını istiyor. Ailem benden helal nafaka istiyor. İmanım ve aklım benden kendilerine uymamı istiyor. Nefsim ve şeytanım kendilerine uymamı istiyor. Yanımda bulunan kiramen kâtibîn melekleri ise hep sevap yazdırmamı istiyor. Yeni başladığım bu gün, bir gün daha yaşlandığımı düşünmemi istiyor. Azrail de kendisine bir gün daha yaklaştığımı hatırlamamı istiyor. İşte ben her sabah bu istenenleri düşünerek yürüyorum evime doğru. Dalgın yürüyüşüm bundandır.

Bu defa düşünme sırası soru sahibine gelir: - Ya imam! Bunlar sadece sana mı soruluyor; yoksa bana da soruluyor mu? Hazreti İmam tebessüm ederek cevap verir: - Onu senin irfanın bilir. Ben kendime her sabah böyle sorular sorulduğunu hissediyorum.  - Adam beklemeden cevap verir: “Evet ya İmam, der. Bu sorular bana da, hatta her sabah günlük hayatına başlayan herkese de sorulan sorulardır. Ama biz bunları düşünmüyorsak, bize sorulmayışından değil, bizim gafletimizdendir…   İmam Şafi‘î’den bir kenkıbe daha: Bir adam para kazanmak için nasıl istek duyarsa, ben de ilim elde etmek için öyle istek duyarım. Yavrusunu kaybeden anne bulunca nasıl sevinirse, ben de bilmediğim bir meselenin cevabını bulunca öyle sevinirim. İlim, öğrenilen değil, yaşanandır. Yaşanmayan ilim, geçmeyen para gibidir. Sahibine hiç faydası olmaz. Sadece ‘bilgim var’ diye gururlanmasına sebep olur, o kadar.  İmam Şâfi‘î Hazretlerinden:  Bir adam para kazanmak için nasıl istek duyarsa, ben de ilim elde etmek için öyle istek duyarım. Yavrusunu kaybeden anne bulunca nasıl sevinirse, ben de bilmediğim bir meselenin cevabını bulunca öyle sevinirim. İlim, öğrenilen değil, yaşanandır. Yaşanmayan ilim, geçmeyen para gibidir. Sahibine hiç faydası olmaz. Sadece ‘bilgim var’ diye gururlanmasına sebep olur, o kadar. Harun Reşid’le ilgili bir mankıbe

Sert ve haşin bir adam Harun Reşid’e gelerek:  - Ey mü’minlerin Emiri! Eğer dayanabilirseniz size nasihat etmek istiyorum. Fakat sözlerim biraz acı olacak. Dost acı söyler; kusura bakma, demişti. Harun Reşid bu sert tabiatlı adama söz vermeden önce, nasihatlerin bile kalp kırmayacak uygun bir üslûpla yapılması gerektiğini şöyle hatırlattı: - Eğer sözünü yumuşak bir edâ ile söylersen, seni dinlerim. Yoksa nasîhatin nasıl yapılmasını gerektiğini sana acı bir şekilde öğretirim. Zîra sen Hazreti Mûsâ’dan büyük, ben de Firavun’dan kötü değilim. Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Mûsâ ile kardeşi Hz. Hârûn’u Firavun’a gönderirken: “Ona yumuşak söz söyleyin!” dediğini bilmiyor musun? demiştir. 

Bu yazı toplam 256 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.