1. HABERLER

  2. SPOR

  3. İlk öğretmenlik yıllarım (Misafir Yazar-Ali Aydemir)
İlk öğretmenlik yıllarım (Misafir Yazar-Ali Aydemir)

İlk öğretmenlik yıllarım (Misafir Yazar-Ali Aydemir)

1970 Kırşehir erkek İlköğretmen Okulunu bitirip, Ankara Merkez Turgut Reis İlkokulun’da depo tayinli göreve başladım. İlk maaşım olan 461 (dörtyüzaltmışbir)...

A+A-

1970 Kırşehir erkek İlköğretmen Okulunu bitirip, Ankara Merkez Turgut Reis İlkokulun’da depo tayinli göreve başladım. İlk maaşım olan 461 (dörtyüzaltmışbir) lirayı aldığımda bambaşka duygularla doluydum. Aynı okulda nokta yerlerimiz belirlenmiş ve diğer arkadaşlarımla birlikte Haymana İlçesi emrine verilmiştik. Köy olarak çektiğimiz kura sonucunda da ilçeye 40 km uzaklıktaki Çeltikli Köyün’e tayinimiz çıktı. 8 arkadaş Haymana dolmuşlarına binip akşamüzeri Haymana'ya ulaştık. Bazı arkadaşlar köylerine araç bulup gittiler. Ben de yatsı namazı sırasında Çeltikli'ye giden bir kamyonla köye ulaştım. Kamyonun üzerinde en az 20 kişiydik. Kamyonun ışığına yakalanan bir tavşanın çiğnenmesi, yere inenlerin tavşanı kanları akar bir durumda kamyona çıkarması hatıralarda kalan bir küçük anıydı. Köyün okulu geniş bahçesi olan, iki derslikli eski yapı bir okuldu. Okulda o yaz yol yapım işlerinde çalışanlar kalmışlar ve her tarafı kir ve pislik içinde bırakmışlardı. Köyde iki öğretmendik. Diğer öğretmen Urfa Siverek'ten geçen sene görev yapmış, Gazi Eğitim ikinci sınıftan ayrılmış Eyüp Sabri Çimen adında bir öğretmendi. Eyüp Bey, sınavlar için izinli olduğundan 120'yi aşkın okulun öğrencileriyle ilgilenmek ve eğitimi, öğretimi başarılı bir şekilde devam ettirmek zorundaydım. Meslekteki yeniliğimiz, spora merakımız çeşitli etkinliklerde bulunmamızı gerektiriyordu. İzni biten arkadaş gelmiş, havalar soğumaya başlamıştı. Kaldığımız lojmanda öyle üşütmüşüm ki; bir gün sabah yataktan kalkamadım. İki gün sonra köyün bekçisiyle birlikte Haymana'ya doktora gittik. Verilen iğne ve ilaçlar sonunda bir hafta içinde ayağa kalktım. Doktor siyatik romatizma teşhisi koymuştu. Hastalandığımda köyün muhtarı ve köyden bir vatandaş pilli salon radyosu ile plaklarla birlikte plakçalar getirmişlerdi. Ramazan Bayramı için memlekete gittiğimizde hırsızlar lojmanın camını kırarak girip elbiselerimizde dâhil ne varsa radyoyu da plakçaları da toplayıp götürmüşlerdi. Köyün gençleri spora çok meraklıydı. Onları bir araya getirip forma, top, file gibi spor araçları alıp komşu köylerle maçlar yapmaya başladık. Öyle güzel bir futbol takımımız olmuştu ki; komşu köyleri ve Haymana'dan gelen futbol takımlarını yenip yenip gönderiyorduk. Köyümüz futbol takımının ünü etrafa iyice yayılmıştı. Ankara Amatör ligde oynayan Haymanaspor soğuk ve tipili bir havada köye maça geldiler. Havanın futbol oynamaya elverişli olmadığını söylememize rağmen, bizi yenip perişan edeceklerini en az 15 gol atacaklarını söylüyorlar ve kendilerine o kadar güveniyorlardı. Mecbur kalıp maça çıktık. Seyredilmeye değer bir maç oluyordu. Köyün yarıdan fazlası maçı seyretmeye gelmişlerdi. Oyunun 15. Dakikasında çektiğim köşe atışının doğrudan kaleye girmesi ve hemen 5 dakika sonra onsekizin köşesinden dönen topa vurduğum sert şutla gol olması, birden bire 2–0 öne geçmemiz onları epey şaşırttı ve bizlere daha çok güven geldi. Ellerimiz, yüzlerimiz adeta donmuştu. Buna rağmen mücadeleyi elden bırakmıyorduk. Birinci devrenin sonlarına doğru karambolden bir gol yedik. Golün şaşkınlığını çabuk atlatıp atağa geçtik. Soldan getirip öğretmen arkadaşa verdiğim pasla 3–1 öne geçmiştik. İkinci yarı rüzgâr tamamen aleyhimize dönmüştü. Maçın sonlarına doğru bir gol daha yedik ve maçı 3–2 kazanarak herkesi hayran bıraktık. Maçtan sonra Haymanaspor'lu bazı oyuncuların ağladığına şahit olduk. Maçın bitiminde o köylü olan ve bizle birlikte öğretmenlik yapan Sabit Öpöz'ün sevinçle koşarak benim ayaklarıma sarılması ve "Senin bu ayaklarına kurban olurum, onları gümüşletmek lazım" diyerek beni kutlama sahnesini aklımdan hiç çıkaramıyorum. Öğretmenlik hayatımda en çok ilginç anıları yaşadığım, öğretmenliği, köylüyü ve öğrencileri sevdiğim yıllar olmuştur. Köylüler, bekâr öğretmenlere her gün sabah, öğle ve akşam yemek getirirlerdi. Köyde 30'a yakın hane sıraya koymuşlar ve sinilere hazırladıkları yemekleri bizlere getirirlerdi. Gençleri ahır, samanlık köşelerinden kurtarıp sporlara yöneltmemiz, kâğıt, kumar oynama alışkanlıklarından koparmamız, birbirlerine küs olanları barıştırıp bir araya getirmemiz mutluluk duyduğumuz hareketlerimizdi. Ramazan ayı boyunca her gün bir aileye iftar yemeğine çağırırlardı. Unutamadığım pek çok öğrencim var ama Hatip ile Cihan okulun suç makineleriydi. Kavgasız günleri geçmezdi. Dayak da yeseler öyle alışmışlardı ki sempatik afacanlardı. Hatip'e sınıf başkanlığını Cihan'a da temizlik kolu başkanlığını vermiştim. Hatip sınıf başkanlığını gayet güzel yürütürdü. Köyün muhtarı olduğunu öğrendim ve kendisiyle Haymana'da karşılaştım. Ellerime ve boynuma sarılmasını yaşlı gözlerle ve gururla izlemiştim. Cihan ise arap karışımı koyu esmerdi. Temizlik desen hiç arama. Başkan olduktan sonra her gün defalarca ellerini, yüzünü yıkıyordu. İlk göz ağrım köyü, okulu, öğrencilerimi, anıları hiç unutmadım. Zaman zaman Ankara'dan öğrencilerime rastlıyorum. Mucur'a gelip beni ziyaret ediyorlar, telefon açıp hal ve hatırımı soruyorlar. Köyün sitesini sık sık inceliyorum. Eski anıları gözümde canlanıyor ve yaşanılan olaylar şimdi bile içimdeki fırtınaları devam ettiriyor.

Bu haber toplam 399 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.