1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. İçimiz Isındı! (Türkülerden Süzülen Hikayeler)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

İçimiz Isındı! (Türkülerden Süzülen Hikayeler)

A+A-

Sanat kalemi

kose-yazisi--alaattin-karaer3.jpg

 

     İşte bu! Demek ki istenirse oluyor. Yıllardır her etkinliğe gitmeye çalışırım. Gelirken de giderken de eğer yolum Kültür Merkezi tarafından geçerse, geçmeye de çalışıyorum gerçi de! Herhangi bir etkinlik var mı diye bakmadan geçemiyorum.

      Her etkinliğe giderken de bir gün beni mahcup etseler diye düşünerek giderdim. Çünkü küçük bir salonu dolduramayacak kadar basiretsiz görevliler gördü bu Kültür merkezi!

     İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünde mi bir sorun var, binada mı bir sorun var yıllardır anlayamadım gitti derken, nihayet son günlerde Kültür merkezindeki etkinliklere yetişmek mümkün olmuyor. Aman nazar değmesin!

     Neden mi bahsediyorum, birkaç gün önce yazdığım, duyurmaya da çalıştığım, “Türkülerden Süzülen Hikayeler” programına gittiğimi ve çok güzel bir gece olduğunu değil de tek kelimeyle muhteşem olduğunu yazmak istedim.

     Çok geç kalmadık ama, Kültür Merkezine girmek ne mümkün!

     Salonda yer yok, kapı tıklım tıklım dolu. Balkona çıkalım dedim eşime, balkona da girmek ne mümkün! Bu günleri de mi görecektik. Tanıdık bir arkadaş gördü bizi de sağ olsun, yer ayırdığı kişiler geç kaldılar ki sanırım, bizi davet etti. Yoksa dönüp gidecektik. İkinci sıra ve ortadaydık. Şansızlık. Tam önümüzde iki çam yarması kar-koca oturuyorlardı. Birde ayaklı sehpayla çekim yapıyordu. Neyse, artık razı olacaktık.

     Fazla gecikme olmadan, program başladı. Kalabalıktan, salona giremeyenler, geri dönenler ve hiç gelemeyenler için gelin programı birlikte takip edelim;

Allı turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle

Gülüm gülüm kırıldı kolum
Tutmuyor elim turnalar hey…

 

 

     Çeşitli okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yapan, çoğu etkinliklerde de sunuculuk yapan, Ahmet Özer, güzel ses tonu ve sunumuyla program başladı.

     Türkülerle başlamak bir programa, türkülerin aydınlık yüzüyle başlayabilmek ne güzel.

     Diyor ki büyük ozan Neşet Ertaş, “Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma, otur yanına.”

     Evet biz de önce türkülerin yanına oturmak; bu güzel ilin hikayelerini en insan yanlarımızdan olan türkülerden bir kez daha dinlemek için buradayız.

     Türkülerimiz bizi belki  de en iyi anlatan saf, temiz pırıl pırıl; özümüz…

     Türküler, hikayemiz; acımız, sevincimiz; coğrafyamız türküler. Vatanımız, bayrağımız.

     Bir arkadaşımız anlatıyor,

     “Bir öğrencime yıllık ödev vermiştim Rüzgar Gibi Geçti romanını. İnceleyerek, tahlillerini yapacak ve romandaki ana unsurları belirleyecekti. ‘Bulamadım öğretmenim’ dedi. Belki de hiç aramamıştı, kim bilir belki roman sıkmıştı daha ilk sayfalarından itibaren.

     Rüzgar Gibi Geçti’de bir yanılgı anlatılır.  Hayatı nasıl ve niçin anlayamadığımız, hangi renklerin durakların bu anlamayı etkilediği anlatılır uzun uzun Scarlett O’hara’nın öyküsünde. Romanın sonunda bir ses yükselir:

     Meğer yaşamı ne kadar da ıskalamışım, ne kadar da yanılgıları gerçeğim sanmışım…

     ‘Peki evladım madem bulamadın romanı, o halde Neşet Ertaş’ın Cahildim Dünyanın Rengine Kandım türküsünü dinle ve ne demek istiyor türkü anlamadan gelme’ demiştim.

     ‘ Ne alakaysa! Tavrıyla yüzüme bakan öğrencimin daha sonra nasıl bir Bozlak hayranı olduğunu gülümseyerek hatırlıyorum.” Aslında şu sonuca varmıştık beraberce, türküler belki de yaşamın en saf, en temiz, yalansız, riyasız anlatımıydı.

     Şimdi sözü çok fazla uzatmadan bir Hacı taşan türküsünün hikayesini önce dramasıyla görelim ve büyük ozanın kendi sesinden “Açtım Perdeyi Durnamı Gördüm” diyelim.

     Aylarca Büyük Ozan Hacı Taşan’ı bekleyen tek dizedir.

     Hacı Taşan, bu türküyü nasıl yaktığını şöyle anlatmıştır:

     "Necati adında çok sevdiğim bir dostum vardı. Kırıkkale'de hapse düştü. Ziyaretine gider gelirdim. Bir gidişimde dedi ki:

     - Hacı, eve haber gönderememenin üzüntüsü içinde içerde dolaşırken pencereden baktım ki havada bir durna kafilesi gidiyor. Duygulandım, bir dörtlük yazdım. Şunun sonunu da sen getir, dedi.
     Bunun üzerine oturup şiiri tamamladım ve sazımla çalıp söylemeye başladım."

 

(aman) Açtım perdeyi de durnamı gördüm
Dost yüzünden artıyor da efkarım derdim (of)
Yaradan aşkına bir selam verdim
Durna ben mahkumum avcı değilim
(aman) Yaradan aşkına bir selam verdim

 

     Bu türkünün en önemli özelliğinden biri de Halk Müziğinin duayen sanatçılarından biri olan Ümit Tokcan’ın türkü için üç yıl çalışma yapıp seslendirmesidir. Çok zor bir türküdür. Fakat bu toprağın çocuklar ustalar için eminim çok kolay geliyordur.

     Dramayı Milli Eğitim sosyal etkinlik komisyonu üyelerinden Nihat Pekince yazdı ve kurguladı. Oyunda yine öğretmenler tiyatrosundan öğretmenler rol aldı.

     Kırıkkale’nin hikayeleri biraz da bu genç şehrin hafızasını yeniden kayıt altına almak anlamında çok önemli bir adımdı. Bu genç şehir, inanıyoruz ki, her geçen gün büyümeye ve gelişmeye devam edecek maddi ve manevi varlıklarıyla güzel örnekler oluşturmayı sürdürecektir.

Sırada Kırıkkale’m hikayelerde de yer alacak olan bir bozlak var.

     “Cerit Irakka’dan Sökün Edince”

      Kırıkkale’de, Keskin’de, Ankara’da İç Anadolu’da biz< bozlak yankılanır:   Cerit Irakka’dan Sökün Edince, açılsın Urum’a yolu Cerit’in Ozan Kul Yusuf’tan dökülür bu bozlak, Taşan ile yeniden yorumlanır; tozlu raflardan alınır.

     Türkmenlerin Cerit oymağı sürgün yıllarını tamamlamış, Halep’in Rakka yöresinden Çukurova’ya ve oradan da Toroslara doğru hareket etmiştir. Şimdi yayla zamanıdır. Cerit Avşarlar, yayla yolunu tutmuştur…

     Bu topraklara yerleşen insanların yol türkülerinden biridir, Cerit Irakka’dan Sökün Edince.

 

Cerid Rakka'dan sökün edince
Açılsın Urum'a yolu Cerid'in
Silsüpüroğlu Fettah Beyim ölünce
Kırıldı kanadı kolu Cerid'in

 

     Sıradaki bozlak Taşan’ı ve beslediği kaynakları gösteren önemli bir çalışmadır. “Nahnü Gasemnada Taksim’de Mevla

 

Nahnü gasemna'da nade taksimde Mevla
Perişan kısmeti bana mı verdin
Aleme gösterdin zevki ile sefa
Tükenmez davayı bana mı verdin


*     *    *

     Keskin Cinaliobası Köyü. Selim Ağanın sevgili oğlu Sefer 22 yaşındadır ve yeni evlenmiştir, çok mutludur. Ama Sefer’in boynunda bir çıban çıkar. Köyde “Kçsnü çıkmış, yakında geçer “ diyerek farklı tedavi önerirler. Ancak yöresel tabirle kösnü adı verilen bu şişlik aslında Yavuz Sultan Selim’in de ölümüne yol açan “arslan pençesi” anlamına gelen Şir-i pençedir. Ankara’ya götürülen gence doktorlar da bir çözüm bulamazlar ve “İyi olur” temennisiyle köye gönderirler. 1942 senesinde genç Sefer vefat eder.

     Ankara’da Yedim Taze Meyvayı tam bir Ağıt özelliği taşımaktadır. Selim Ağanın kız kardeşi yani Sefer’in halası tarafından yakılmıştır. Dilden dile dolaşan ağıt dinleyenleri çok etkilemiştir. O yıllarda genç bir ozan olan Hacı Taşan bu ağıtı kendi tavrıyla yeniden seslendirmiş ve plağa okumuştur.

Ankara’da Yedim Taze Meyvayı
Boşa Çiğnemişim Yalan Dünyayı
Keskin’den De Sildirmeyin Künyeyi
Söyleyin Anama Anam Ağlasın
Anamdan Başkası Yalan Ağlasın

 

*     *     *

     Sarı Gelin’le türküsü ile devam eden program, Taze Gelin – Değirmenin Bendine Taş Dönmüyor türküsü ve dramasıyla devam ediyordu.

     Türkünün em önemli özelliği TRT repartuarına giren ilk Kırıkkale türküsü olmasıdır. Gelin ile damat ya da o zamanki adıyla “Güvey” asla düğün gününe kadar birbirlerini görmeyecektir. “Nişanlı görme” çok ağır cezalara çarptırılabilir. Hikaye odur ki ozan oğluna güzel bir kız bulmuş, münasip görmüş iki aile anlaşmış ve düğün günü gelip çatmıştır. Düğün yapılır ve artık gelin arabası gelmiş kapıya dayanmıştır, ancak hem büyük ozanı hem de “Kara Oğlan”ı bir sürpriz beklemektedir.

     Yine senaryosunu Nihat pekince yazdı, kurguladı ve Öğretmenler tiyatrosu oyuncuları oynuyor.

*    *   *

     Gerçekten görülmeye değer son sahnelerdi!. Sahne artık küçük geliyordu Kırıkkale’ye! Salon küçük geliyordu Kırıkkale’ye!

     Yeni bir Kültür salonu veya sarayına ihtiyaç vardı en kısa zamanda…

     Sunucunun teşekkürleri arz etmesiyle son buluyordu.

     Kulağımızın pasını sildiniz…

     Bir kış gecesi, içimizi, gönlümüzü ısıttınız...

     Sağ olun, var olun!

 

Bizlerde, tüm emeği geçenler başta olmak üzere;

İl Kültür ve Turizm Müdürü Aydın DEMİRÖZ’e

İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Yusuf TÜFEKÇİ’ye

Şube Müdürü Gülnihal AKYÜREK ve Fazlı ALTINTOP’a,

Öyküleri kurgulayan Nihat PEKİNCE’ye,

Öğretim üyesi Hamit ÖNAL’a,

Sosyal Etkinlik Kurulu’na,

Halk Eğitim Müdürü Ahmet Süreyya KILIÇ’a,

Öğretmenler Tiyatro Topluluğuna, Bozkır’ın Yürekli Ustalarına, Halay Ekibine, Kültür Müdürlüğü Teknik Ekibine,  sunucu Ahmet ÖZER’e teşekkürler…

kose-yazisi--alaattin-karaer1.jpg    kose-yazisi--alaattin-karaer2.jpg    kose-yazisi--alaattin-karaer5.jpg

Bu yazı toplam 1223 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.