1. HABERLER

  2. SPOR

  3. “Hey Onbeşli…” - Burcu Muynak
“Hey Onbeşli…” - Burcu Muynak

“Hey Onbeşli…” - Burcu Muynak

Tokat’ın kenar köylerinin birinde derin bir sessizlik vardı. O sabah cemaat namaz için camide toplandı. İmam Ahmet efendi cemaate seslendi: “ Din kardeşlerim....

A+A-

1

Tokat’ın kenar köylerinin birinde derin bir sessizlik vardı. O sabah cemaat namaz için camide toplandı. İmam Ahmet efendi cemaate seslendi: “ Din kardeşlerim. Vatanımız düşman işgali altında. Duyduk ki düşman Çanakkale Boğazı’na dayanmış. Eli silah tutan her erkek cepheye çağrıldı. Elbette evlatlarımızı, kardeşlerimizi ne zaman biteceği belli olmayan bir savaşa yollamak kolay değil. Amma! Bu savaş bizim savaşımız. Yurdumuzun, milletimizin, namusumuzun, şerefimizin savaşı. Sakın ha cephede savaşmaktan korkmayın. Bu yol Allah’ın yolu. Eğer sağ dönersek ne mutlu. Yok sağ dönemezsek işte asıl mutluluk bu! Şimdi! Dönün evlerinize! Vatan uğruna savaşmak en büyük ibadettir! Gazamız mübarek olsun kardeşlerim! Allah milletimizi ve vatanımızı korusun! Ben de cepheye gideceğim. Böyle bir zamanda memleketimizin  imama değil askere ihtiyacı var. Hepiniz hakkınızı helal edin!” Dizlerinin üstüne çöken köy halkı gözyaşlarına boğuldu. Cemaatin içinden yaşlı biri:“Keşke ben de cepheye gidebilseydim “dedi ağlayarak… O gün analar, kız kardeşler, eşler hazırlık yaptı. Örülen patikler, pişirilen ekmekler torbalara konuldu. Cepheye gideceklerin boyunlarına muskalar bağlandı. Dualar edildi. Herkes biliyordu ki gidenler belki de geri dönmeyecekti… On beşini dolduran 8 çocuk da cephede savaşmak için hazırlanıyordu. Bunlardan biri de Muhammed idi. Muhammed, Fadime ninenin tek torunuydu. Fadime nine kahverengi sandığını açtı. Eskilerin yabanlık dediği birkaç parça giysi çıkardı. Muhammed odaya girdi: “Büyük ana, emmim de gidecek mi cepheye?” “Gidecek elbet ya kuzum. İkinizi de cepheye yollayacağım. Ne zor biliyon mu? Emme bu yol  Allah’ın yolu gurban olduğum. Sağ salim dönersiniz inşallah.” “Büyük ana, bu düşmanlar niye bizim memlekete saldırıyor ki acep? Kendi toprakları yok mudur?” “Vardır oğul vardır da mal mülk hırsı inanın gözünü kör eder. Kendinde olmayanı da ister. Böyle düşmanlar hep olacaktır. Bize düşen var gücümüzle vatanı savunmaktır. Dün de vardı düşman bugün de var. Yarın da olacak!” Fadime nine bir yanına oğlu Rahman’ı bir yanına da torunu Muhammed’i aldı. İkisinin de içliğine birer muska taktı. Rahman da gençti. 25 indeydi. Fadime nine 2 oğlundan birini, Muhammed’in babasını savaşta kaybetmişti. Köydeki kıtlıktan gelini de hastalanmış aniden ölüvermişti. Kala kala bir oğluyla bir torunu kalmıştı. İşte onları da cepheye yolluyordu. Akşamüzeri askerleri almaya bir traktör geldi. Hava ayaza çalıyordu. Traktörün kasasına yolluklar, bezden torbalar konuldu. Köy halkı metanetli olmaya çalışıyordu. Ama bu ayrılık zordu. Eşler birbirlerine sarıldılar. Her koca, karısının kokusunu içine çekerek vedalaştı. Oğullar analarının ellerini öptü. Yaşlı erkekler köyde kalmanın hüznüyle Kur’an kelamıyla askerlerin alnından öptü… Ama en zoru 15 yaşını daha yeni doldurmuş 8 çocuğu yolcu etmekti. İmam Ahmet efendi analarını teselli etti. Gitme denmiyordu…  Savaştı bu. Memleket meselesi idi. Vatan savunmasıydı mevzu bahis olan! Bıyıkları daha yeni terlemiş gencecik çocuklar da traktörün kasasına bindi. Fadime nine gözlerine doldurup da akıtmadığı yaşlarıyla sesi titreyerek hem oğluna hem de torununa sarıldı sımsıkı. Kınalı elleriyle yüzlerini saçlarını sevdi uzun uzun… Traktör yol almaya başladı. Köy halkından geriye kadınlar, yaşlı erkekler ve çocuklar kalmıştı. O bakışlar hiç unutulmayacaktı. Dillere dökülecekti “Büyüttüm besledim asker eyledim, gitti de gelmedi buna ne çare…” Aylar geçmişti. Cepheden haber alınamıyordu. Kanlı bir savaş olduğu duyulmuştu elbet ama kim sağdı kim ölü belli değildi. Ne de zordu neyi beklediğini bilmeden yaşamak. Vatan ne olacaktı? Bir gün düşman köye de inecek miydi? Yoksa aslında düşmanın ruhu zaten köyün ortasında mıydı? Düşman değil miydi köydeki evleri dağıtan? Ya giden erkekler? Dönecekler miydi? Dönemezlerse bir mezar taşları olacak mıydı? Bir Fatiha okuyacak toprakları olacak mıydı? Bu soruların cevabı yoktu! Bir meçhule yollanmıştı ana kuzuları… Yurdun dört bir yanından Çanakkale’ye canlar gitmişti. Tarih yazmıştı bu savaşı. Kanla yıkanan topraklar artık sadece ve sonsuza dek Türk’ündü! Mustafa Kemal genç bir subay olarak kahramanlık hikayeleri yazdırmıştı. “Size ölmeyi emrediyorum!” demişti. Emir yerine geldi. Binlerce can yitip kayboldu… Köyde kimse birbiriyle konuşmaz olmuştu. Akşam ezanı okundu mu kapılar kapanırdı. Bazen evlerden acı çığlıklar yükselirdi. Sabretmek zordu. Ne ölenden haber vardı ne de kalandan… Bu bekleyiş daha ne kadar sürecekti? Fadime nine yatsı namazını kıldı. Naftalin kokan yorganı üstüne çekti. Hayatta kalan iki canı ne haldeydi? Belki yaralıydılar. Doktor var mıydı cephede? İlaç var mıydı? Ya öldülerse? İkisi birden mi? Buna can dayanır mıydı? O da mı gitseydi cepheye? Hiç olmazsa bir tas yemek yapardı olanla.   Kireçlenmiş dizlerine vurdu. Yazmasıyla sildi akan yaşlarını. İçinde dipsiz bir kuyu vardı sanki. Oraya düşmüş çıkamıyordu. “Güzel Mevlam bana evlatlarımın acısı gösterme” diye yalvardı. Yanındaki sehpadan uzun tespihini aldı. Tüm askerlere dua etti. Gözlerini kapadı… Sabahleyin bir asker vardı köye. Elinde bir liste vardı. Şehit listesiydi bu! Köy meydanına toplandı kadınlar, çocuklar ve yaşlılar… İsimler bir bir okundukça göğü yaracak çığlıklar yükseldi… Yere, çamurların içine yığılıp kaldı bedenler.  Erkek çocuklar evin reisiydi artık. Analarının dedelerinin kollarına girip onları teselli ettiler… Listede Muhammed ile amcası Rahman da vardı. Fadime nine meydanda değildi. Nasıl vereceklerdi bu haberi yaşlı kadına? Ne diyeceklerdi? Ölen oğlundan ve gelininden sonra hayatta kalan iki canın da gittiğini nasıl söylerlerdi? Köyün iki yaşlı adamı kapıyı çaldı. Ses veren olmadı.  Pencereden baktılar kimsecikler yoktu. Tahta kapıyı ittiler. Arkadaki odanın kapısı açıktı. Fadime nine yatağındaydı. Duası kabul olmuştu. Mevla ona evlatlarının acısını göstermemişti. Fadime nine uykudayken bütün evlatlarına kavuşmuştu! Bu hikayelerin binlercesi bu topraklarda yaşandı. Çanakkale geçilmedi! Yüreklere ateş düştü. Nice canlar çocuklar yitirildi. Şerefiyle can veren bu millet bu savaşı hiç unutmadı. Ne ağıtlar yakıldı savaşlar için… Ne dizeler döküldü dillerden. Ne efsaneler dolaştı dilden dile.   Çanakkale başkaydı. Bugün yasalarla yabancılara satılan topraklar o günlerde kanla alınmıştı. Vatan kutsaldı, vatan namustu… Ve bir milletin çocuklarını cepheye hiç tereddütsüz göndermesi ölümsüzleşti…       Hey onbeşlionbeşli      Tokat yolları taşlı       Onbeşliler gidiyor       Kızların gözü yaşlı…  
Bu haber toplam 237 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.