1. YAZARLAR

  2. DURAN ERDOĞAN

  3. HER KUŞUN ETİ YENMEZ…
DURAN ERDOĞAN

DURAN ERDOĞAN

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

HER KUŞUN ETİ YENMEZ…

A+A-

Ankara’daki yaşantıma ilişkin anlatacağım bu anekdot, bundan yaklaşık 50 yıl öncesine; genç, dinç, bekâr ve dahi yakışıklı olduğum günlerimle ilgilidir... Yaz aylarındaki bir Pazar tatili günüydü. Serin, sakin, havalı, nezih bir yerde dinlenmek, vakit geçirmek için belediye otobüsüne atladım ve Çankaya Köşkü’ne doğru yola koyuldum. Günümüzde neredeyse üstünde kuşların uçmasına bile izin verilmeyen Çankaya Köşkü’nün bahçesi, 1960'lı yıllarda hafta sonları halka açık olur, piknik de yapılırdı. Bu zorunlu açıklamayı yaptıktan sonra şimdi anlatacağım konuya dikkatinizi çekerim:

        Otobüsün arka tarafındaki sahanlık denilen bölümde ayakta yolculuk ediyorum. Öğle sıralarıydı, Kavaklıdere çöküğüne (çukuruna) gelen otobüste fazla yolcu da yoktu. Sahanlık kısmında benden başka 30 yaşlarında güzeller güzeli bir bayan, (ala-bula) boyalı giysisinden inşaat (dekorasyon) boya ve badanacısı olduğu anlaşılan yolcu ile birkaç kişi daha var. Bayan sıcaktan bunalmış olmalı ki, üst tarafındaki kısa kollu japone giysisini çıkarıp kolunun üstüne attı. Omuzlarına iplikle bağlanmış askılı dekolte elbisenin arkası neredeyse beline kadar açıktı. Önden bakılınca, yarısı dışarı fırlamış göğüslerini 'gere gere' sanki kamuya mal (servet) beyanında bulunuyordu. Diğer elindeki yelpazeyle de yanaklarına serin hava veriyordu.
        Fal taşı gibi açılan gözümdeki siyah gözlüğümün altında bu yarı çıplak dilberi 'ciğer görmüş hırsız kedi gibi' dikiz etmemem için kör olmam gerekirdi. Arka köşeye yaslanıp, piyasa yapan fıstık-î yeşil gözlü yosmaya -kerhen- kilitlendim. Baktım! Donmuş adam heykeli gibi, bir müddet öylece bakakaldım. Bu arada yanımdaki inşaat boyacısı (amele) kadının tutunduğu direğe yapıştı. Kolunu yavaş-yavaş kadının koluna sürmeye ve otobüs sallandıkça da kadının tombul koluna fırça çekercesine sürtünmeye başladı. Aklınca perdah (kur) yapıyordu. Kadın elindeki eşyalarını sol kolunun üstüne attı. Tutunduğu direkten kendini emniyete aldıktan sonra yaratana sığınıp var gücüyle badanacının suratında tokadı (şaplağı) şaklatırken, “Aptal! Her kuşun eti yenmez!” diyerek, avazı çıktığı kadar bağırdı.

         Otobüs durdu, trafik karıştı, polis ekip otosunun sireni çalarken tecavüzcü çapkın boyacı kaçacak ve girecek delik aradı. Beni sorarsanız, “Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri’nin 'eline, beline, diline sahip ol!' felsefesini ilke edin” diyen büyüklerimin tavsiyelerine 'sadık kalıp kalmama ikilemi içindeki nefsimle' o anda mücadele ve müzakere halindeydim. Siyah gözlüğümün desteği ve anlık sabrımın dirayetiyle, şeytanî duygularımı hadım ederek beynime hapsettiğim için 'yıkılmadım ayaktayım' çok şükür.

        Okumamış (ümmî) de olsa, Anadolu'da bazı insanlar 'âlim' değil; ama 'arif' olarak saygınlık görmüşlerdir. Örneğin tüm ömrünü Mucur-Kurugöl'de geçiren dedem Ali Çavuş, hemhal olduğu öz kültürüyle pekiştirip yoğurduğu deneyimlerini tıpkı altın tabakta sunarcasına gençlere aktarırdı. İlimde eksiğini telafi edenler, dedemi Türkmen kocası 'bilge kişi' mertebesinde önemserlerdi. Dedem öleli 60 yılı geçti, ama anlattıkları ve aktardıkları 'faydalı ilim' olarak yörede halen konuşulur.

        Sözün özü: Evliya olmak, âlim olmak, arif olmak her babayiğide kısmet olmuyor. Bu meşakkatli yolda 'sabırla gidilmedikçe' hiçbir hedefe varılmıyor... Ben evliya, âlim veya arif değilim, ama başarıya sabırla pekiştirdiğim azimle eriştim. Çünkü 'sabrın sonundadır başarı ve selamet' diyerek, yazımı noktalıyorum.

       Hoşça kalınız.

 

Duran ERDOĞAN

Kırşehir Anekdotları Yazarı

(Web) http://www.duranerdogan.com

E.posta: duranerdogan1947@gmail.com

 

 

 

Bu yazı toplam 434 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar