1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Hazreti Peygamberin Benî nadîr gazvesi
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hazreti Peygamberin Benî nadîr gazvesi

A+A-

Hicretin 4. Senesi, Rebiülevvel Ayı (Milâdî 626).

Resûl-i Ekrem Efendimiz Medine’ye hicret ettiğinde orada üç kabile Yahudi vardı. Hazreti Peygamber (s.) bu Yahudilerle, İslâmiyet ve Müslümanların aleyhinde bulunmamak, bu hususta herhangi bir düşmana yardımcı olmamak, ayrıca ödenecek diyetler konusunda da birbirlerine yardımda bulunmak üzere antlaşmalar yapmıştı.

Ashabdan Amr bin Ümeyye, Peygamberimiz (s.a.v.)'den emân alan Amir Kabilesinden iki kişiyi kafir sanarak yanlışlıkla öldürmüştü. Resûl-i Ekrem Efendimiz Benî Nadir Yahudilerinin altına imza attıkları anlaşmaya ne derece sadık olduklarını anlamak maksadıyla yanına Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve birkaç kişi daha alarak Benî Nadîr’in yurtlarına gitti ve onlardan da diyet vermelerini istedi.

Yahudiler, önce Peygamber Efendimizi müsbet ve güler yüzle karşıladılar. Hatta kendilerine kadar gelmiş olmalarından memnunluk duyduklarını, üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerini bile açıkça ifade ettiler.

Peygamber Efendimiz, ashabıyla bir evin duvarı dibine oturdu. Peygamber Efendimizi zahiren gayet iyi karşılayan Yahudiler ise bir köşeye çekilip aralarında konuşmaya başladılar.

"Siz bu adamı öldürmek için, şu andan daha müsait bir durum bulamazsınız. Hemen şu evin damına çıkarak, onun üzerine bir kaya parçası bırakıp ondan kurtulmalıyız." dediler. Sonra da, "Hemen şimdi bu işi kim yapar?" diye sordular.

İçlerinden Amr bin Cahhaş adlı şahıs ortaya atıldı, "Ben yaparım" dedi

Peygamberlere hıyanet etmekle tanınan Yahudilerden Amr bin Cahhaş isimli şahıs Peygamberimiz (s.a.v.)'in üstüne taş bırakmak üzere dama çıktı.

Tam o esnada tertiplenen suikast ve hıyaneti Cebrâil (a.s.) gelip Peygamber Efendimize haber verdi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bir ihtiyaç gidermek istiyormuş gibi davranarak yerinden kalkıp Medine yolunu tuttu. Yuvak taşını kaşın kenarına getiren Yahudi aşağıya baktı ki Muhammed gitmiş. Dolayısıyla taş elinde kaldı. Hatta sahabîler peygamberi tekrar gelecek zannıyla bir müddet orada oturdular. Gelmediğini görünce onlar da kalkıp oradan ayrıldılar.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Muhammed bin Mesleme'yi huzuruna çağırdı ve ona şu emri verdi:

"Nadiroğulları Yahudîlerine git! Onlara, Resûlullah beni size, 'Yurdumdan çıkıp gidiniz! Burada benimle birlikte oturmayınız! Siz bana, düşünülmeyecek bir suikast plânı kurdunuz. Size on gün süre tanıyorum. Bu müddetten sonra, buralarda sizden kim görülürse, boynunu vururum.' emrini bildirmek üzere gönderdi, de!"

Muhammed bin Mesleme, onlara Peygamber Efendimizin emrini bildirdi.

Nadiroğulları Yahudileri giriştikleri suikast teşebbüsünün kendilerine pahalıya mal olduğunu anlamışlardı, ama artık iş işten geçmişti. Verilen emir doğrultusunda hareket etmekten başka bir yol da yoktu. Muhammed bin Mesleme'ye, "Göç ederiz." diyerek hazırlığa başladılar. Bu sırada Medine’deki baş münafık olan Abdullah bin Übeyy'den kendilerine bir haber geldi. Haberde şöyle deniliyordu:

"Sakın mallarınızı ve yurdunuzu bırakıp gitmeyiniz. Kalenizde oturunuz. Gerek kavminden ve gerekse sair Araplardan iki bin kişiyi yardıma göndereceğim. Son nefeslerine kadar saflarınızda çarpışacaklardır. Ayrıca Benî Kurayza Yahudîleri de size yardım edeceklerdir."

Resûl-i Ekrem Efendimiz Medine'de yerine 2. Müezzini Abdullah ibni Ümmü Mektum'u bırakıp Nadir oğulları yurduna doğru hareket etti. Sancağı Hz. Ali taşıyordu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz ikindi namazını Nadir oğullarının bağ ve bahçeleri arasında kıldı. Onları muhasara altına aldı. Nadiroğulları kuvvetli kalelerine sığınmışlardı. Peygamber Efendimiz onlara emrini bir kez daha tekrarladı:

"Medine'den çıkıp gidiniz." Benî Nadir Nadir oğulları Yahudileri) bu teklifi kabule yanaşmadı, "Ölüm, bize, senin teklif ettiğin şeyden daha kolaydır. Ölümü göze alır teklifini kabul etmeyiz." diyerek âdetâ meydan okudular.

Artık onlarla çarpışmaktan başka bir yol kalmamıştı. Fakat kuvvetli kalelerine sığındıklarından ve bu kalelerden çıkıp çarpışmayı göze alamadıklarından, çarpışmanın bir hayli güç geçeceği muhakkaktı. Bu sebeple Resûl-i Kibriyâ Efendimiz çarpışmayı uygun görmedi. Allah'ın izniyle bir harp planı tatbik etti. En yakın Yahudî ev ve kalelerini yıkma ve hurma ağaçlarını yakıp kesme emrini verdi. Bu hareket, düşmanın kaleden dışarı çıkıp çarpışmasını temin gayesiyle yapılıyordu.

Evlerinin yıkıldığını, hurma ağaçlarının kesilip yakıldığını gören Yahudîler: "Yâ Muhammed! Sen bozgunculuğu, bozup dağıtmayı yasaklar ve yapanları ayıplardın. Şimdi ne diye yaş hurma ağaçlarını kestiriyor ve yaktırıyorsun?" diye bağrıştılar.

Ömür dakikalarını bozgunculukla geçirenler, şimdi ağaç kesmenin bozgunculuk olduğundan bahsediyorlardı. Bu bağrışmaları bir takım Müslümanları da tereddüde sevk etti. Bunun üzerine inen âyet-i kerime meseleyi açıklığa kavuşturdu:

(Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah'ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir. (Haşr/5)

Bu hâdise ve bu âyet-i kerimeye dayanarak, harp icabı her çeşit yaş ağacın yakılıp kesilmesinin mübâh olduğu âlimlerce belirtilmiştir.

Muhasara devam ediyordu. Bu esnada başta baş münafık Abdullah bin Übeyy olmak üzere birçok münafık Benî Nadir Yahudîlerine, "Eğer Müslümanlara karşı direnir ve karşı koyarsanız, biz sizi onlara teslim etmeyiz. Siz çarpışırsanız, biz de sizinle birlikte çarpışırız. Siz, yurdunuzdan çıkarılırsanız, biz de sizinle birlikte çıkıp gideceğiz." diye haber gönderdiler. Benî Nadir Yahudîleri münafıkların bu sözlerine kandılar. Bir müddet daha direndiler. İşleri güçleri fitne ve fesad olan münafıkların bu hareketleri Kur'an-ı Kerim'de şöyle açıklanmıştır:

“Bakmaz mısın, şu münafıklık yapanlara? Ehl-i kitabdan o kâfir olan kardeşlerine şöyle diyorlar: " Yemin ederiz ki, eğer siz (yurdunuz Medine'den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber (oradan) çıkarız; ve sizin aleyhinizde hiç bir zaman kimseye itaat etmeyiz. Eğer size savaş açılırsa, muhakkak size yardım ederiz." Halbuki Allah şahidlik ediyor ki, onlar hakikaten yalancıdırlar.”(Haşr/11)

“Andolsun, eğer (kardeşleri Medine'den) çıkarılırsa, onlarla beraber çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardım edecek olsalar bile andolsun mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.”(Haşr/12)

Muhasaranın on beşinci günüydü. Baş münafık Abdullah bin Übeyy ve diğerlerinin kendilerine vaadettikleri yardımlarının gelmediğini gören Benî Nadir Yahudîleri, teslim olmayı kabul edip emân dilediler.

Peygamber Efendimiz kendilerine emân verdi ve hiçbirisinin canına dokunmadı. Silahlarından başka olan mallarından develerine yükleyebildikleri kadar eşya alarak çıkıp gitmelerine müsaade buyurdu.

Bu müsâade üzerine altı yüz deveye yükleyebildikleri kadar mal ve eşyâ yüklediler. Medine'den ayrılacakları sırada sağlam kalmış olan evlerini Müslümanlar oturmasın diye kendi elleriyle yıktılar. Başlarına gelen bu hadiseden dolayı güya üzülmediklerini göstermek için, kadınlar en kıymetli elbiselerini giyinmişler, ziynetlerini takınmışlardı. Defler, düdükler çalarak Medine'yi terk ettiler. Bir kısmı Şam, bir kısmı Hayber, diğer bir kısmı ise Yemen tarafına gitti. Bunların sürgünü üzerine münafıklar gizlice matem tuttular.

Benî Nadir Yahudîleri geride birçok hurmalıklar, ekinler, akarlar, davar, sığır ve at gibi birçok hayvanlar bıraktılar. Ayrıca arkalarında 50 adet zırh, 50 adet miğfer, 340 kadar da kılıç kaldı.

Bütün bu mallar, devlet malı olarak doğrudan doğruya Peygamber Efendimize mahsustu. Çünkü çarpışmasız, at ve deve koşturmaksızın elde edilmişlerdi. Bu mallara fey', denilmiştir. Fey', Allah'ın, din düşmanlarından -galebe ile değil, belki sürgün, yahut cizye üzerine sulh olmak suretiyle- Peygamber Efendimize tahsis buyurduğu maldır. Peygamber Efendimiz bu malı dilediği yerlere sarf etmekte hürdü. Kur'ân-ı Kerim'de bu husus şöyle açıklanır:

"Allah'ın o Yahudilerden Resûlüne nasip ettiği mala gelince, siz o malları elde etmek için ne at, ne de deve koşturup savaşmadınız. Lâkin Allah Resûlünü dilediğine üstün kılar. Allah her şeye hakkıyla kâdirdir."(Haşr/8)

Peygamber Efendimiz de Nadir oğullarından kalan Fey’ (ganimet) mallarını Cenâb-ı Hakkın da âyet-i kerimesinde tavsiye buyurduğu gibi (Haşr/8) yalnız Muhacirlere taksim etti. Bu surette onları Ensarın yardımına ihtiyaç duymayacak hale getirdi. Peygamber Efendimiz, Muhacirlerin haricinde, Ensardan Ebû Dücâne ile Süheyl bin Hüneyf'e de (r.a.) çok fazla fakir olduklarından dolayı bazı şeyler verdi.

Bu yazı toplam 667 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.