1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Hazreti Peygamber (s.)in Rum (Bizans) kıralına mektubu:
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hazreti Peygamber (s.)in Rum (Bizans) kıralına mektubu:

A+A-

Hicretin altıncı senesinde Hazreti Peygamber (s.) ile Mekkeliler arasında birbirleriyle on sene savaş yapmayacaklarına dair bir barış andlaşması yapılmıştı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (s.) birçok meliklere, kırallara mektuplar göndererek onları İslam’a davet etmişti. Bunlardan birisi de Rum İmparatoru Hirakl’e mektuptur. O sıralarda daha Müslüman değilken sonradan Müslüman olan Ebu Süfyan Hazreti Peygamber (s.)in amcasının oğlu İbni Abbas’a şöyle anlatıyor:  “Resulullah (s.a.v.) ile aramızda Hudeybiye barış anlaşması müddeti içinde seyahate çıktım. Ben Şam'da bulunduğum sırada Resulullah (s.a.v.) Hirakl'e yâni Rum imparatoruna bir mektup gönderdi. Mektubu, Dihyetü'l-Kelbî getirmişti. Hirakl: “Kendisinin Peygamber olduğunu söyleyen bu adamın kavminden burada kimse var mı?” diye sordu. Adamları: “Evet!” dediler. Bunun üzerine Kureyş'ten birkaç kişiyle birlikte beni de çağırdı¬lar. Hirakl'in yanına girdik. Bizi huzuruna oturtup: “Kendisinin Peygamber olduğunu söyleyen bu adama soyca hanginiz daha yakındır?” diye sordu. Ebû Süfyân der ki: “Ben!” diye cevap verdim.(Çünkü Ebu süfyan –Sahr b. Harb kureyşlidir, Hazreti Peygamber (s.)in eşi Hz. Ümmü Habibe’nin de babasıdır.) Bunun üzerine beni onun önüne, arkadaşlarımı da benim arkama oturttular. Sonra tercümanını çağırıp ona: “Bunlara söyle! Ben, kendisinin Peygamber olduğunu söyleyen bu adamın kim olduğunu soruyorum! Eğer bana yalan söylerse siz de onu yalanlayın!” dedi. Hadisin râvîsi der ki; Bunun üzerine Ebû Süfyân: “Allah'a yemin olsun ki, arkadaşlarım tarafından yalanımın şuraya buraya yayılmasından korkmasaydım mutlaka yalan söylerdim!” dedi. Sonra Hirakl, tercümanına: “Buna sor! Onun sizin aranızda asaleti nasıl?” dedi. Ebû Süfyân der ki: Ben: “O, aramızda asalet sahibidir” dedim. Hirakl: “Babalarından hükümdar olan var mıydı?” dedi. Ben: “Hayır!” dedim. Hirakl: Onu, bu söylediğini söylemezden önce yalanla itham eder miydiniz?' dedi. Ben: Hayır!' dedim. Hirakl: “O halde ona tâbi olanlar kim? Halkın ileri gelenleri mi, yoksa zayıfları mı?” dedi. Ben: “Yok, zayıfları!” dedim. Hirakl: “Onlar, artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?” dedi. Ben: “Hayır, bilâkis artıyorlar!” dedim. Hirakl: “Onlardan hiç biri, onun dînine girdikten sonra beğenmeyerek dininden dönü¬yor mu?” dedi. Ben: “Hayır!” dedim. Hirakl: “Onunla hiç savaştınız mı?” dedi. Ben: “Evet!” dedim. Hirakl: “Onunla olan savaşınız nasıl olmuştu?” dedi. Ben: “Onunla bizim aramızdaki savaş nöbetleşe olur. Bazen o bizi yener, bazen de biz onu yeneriz” dedim. Hirakl: “Vefasızlık eder mi?” dedi. Ben: “Hayır! Ama biz onunla bir müddettir anlaşma içindeyiz. Bu müddette ne yapacağını bilmeyiz!” dedim. Vallahi içerisine bundan başka birşey sokabileceğim bir söz söylemeye bana imkân vermedi. Hirakl: “Bu sözü ondan önce hiç bir kimse söyledi mi?” diye sordu. Ben: “Hayır!” dedim. Tercümanına dedi ki: “Buna söyle! Ben sana onun asaletini sordum, sen de onun aranızda asalet sahibi olduğunu söyledin. Peygamberler böyledir. Kavimlerinin asâletlilerinden gön¬derilirler. “Babalarının içerisinde hükümdar olan var mı?” dedim. “Hayır!” diye cevap verdin. Şimdi ben de derim ki:  “Babalarından hükümdar olan bulunsaydı, babaları¬nın saltanatını arayan bir adam!” derdim. Sana onun tâbi'lerini sordum. “Kavminin zayıfları mı, ileri gelenleri mi?” dedim. “Yok, zayıfları” dedin. Peygamberlerin tabileri de bunlardır! Sana: “Onu bu söylediğini söylemezden önce yalanla itham eder miydiniz?” dîye sordum. “Hayır!” diye cevap verdin! Gerçekten anladım ki, bu kimse insanlara yalan söylemeyi bırakıp da giderek Allah'a karşı yalan uyduracak değildir. Sana: “Onlardan hiç biri onun dînine girdikten sonra beğenmeyerek dîninden dönü¬yor mu?” diye sordum!  “Hayır!” diye cevap verdin. İşte iç ferahlığı kalplere karışıp kökleştiği zaman iman da böyledir. Sana: “Onun tabileri artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?” diye sordum.  “Arttıklarını söyle din!” İşte imân, tamam oluncaya kadar böyledir. Sana:  “Onunla hiç savaştınız mı?” diye sordum.  “Onunla harb ettiğinizi, aranızda geçen savaşların nöbetleşe olduğunu, bazen onun sizi mağlûp ettiğini ve bazen de sîzin onu mağlûp ettiğinizi söyledin!” Peygamberler de böyledir,  önce imtihan edilirler, sonra sonuç onların olur! Sana: “Vefasızlık eder miydi?” diye sordum. “Vefa¬sızlık etmediğini söyledin.” Peygamberler de böyledir. Vefasızlık etmezler. Sana: “Bu sözü ondan önce hiç bir kimse söyledi mi?” diye sordum.  “Hayır!” diye cevâp verdin. Şimdi ben de derim kî: “Eğer bu sözü ondan önce biri söylemiş olsaydı, ben: “Kendinden önce söylenmiş bir söze uyan bir adam!” derdim. Ebû Sülyan der ki: Bundan sonra Hirakl: “Size neyi emrediyor?” diye sordu. Ben: “Bize namazı, zekâtı, akrabaya yardımı ve iffeti emrediyor” dedim. Hirakl: “Eğer onun hakkında söylediklerin doğru ise o gerçekten Peygamberdir. Onun çıkacağını biliyordum, ama sizden olacağını zannetmezdim. Ona kavuşacağımı bil¬sem mutlaka onunla görüşmek isterdim. Yanında olsam ayaklarını yıkardım! Onun mülkü herhalükarda ayaklarımın altındaki yere erişecektir!” dedi. Sonra Resulullah (s.a.v.)'in mektubunu istedi ve onu okudu. Bir de baktı ki mek¬tupta şunlar var: “Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla: Allah'ın Resulü Muhammed'den Rumların büyüğü Hirakl'e:  “Doğru yola uyana selâm olsun!” Bundan sonra: Biline ki:  “Ben seni İslâm davetiyle davet ediyorum. Müslüman ol, selâmet bul! Müslüman ol da Allah senin ecrini iki defa versin! Eğer bu davetten yüz çevirirsen Hıristiyan çiftçilerin vebali de muhakkak senin üzerine olur! Ey kitap ehli! Sizin ile aramızda dosdoğru bir kelimeye gelin! Allah'tan başka hiç bir şeye tapmayalım! O'na hiç bir şeyi ortak koş¬mayalım! Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rabb edinmeyelim! Eğer yüz çevirir¬lerse siz de onlara “Şâhid olun ki biz Müslümanlarız!” deyiverin!.(Ali İmran/64)   Ebu Süfyan der ki:  “Mektubu okumayı bitirince yanında sesler yükseldi ve gü¬rültü çoğaldı. Bizim için de emir verdi ve dışarı çıkarıldık. Bunun üzerine Hirakl, İslam’a girme yerine kral olarak kalmayı tercih etti. 

Bu yazı toplam 380 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.