1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. HAZRETİ MEVLÂNÂ
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

HAZRETİ MEVLÂNÂ

A+A-

(Doğ: Eylül 1207, öl: 17 Aralık1273)

Mevlâna, dünyaca ünlü büyük mütefekkir (düşünür) ve tasavvuf bilginidir. Türkistan’ın Amuderya ırmağı yakınında Belh şehrinde 1207 yılında dünyaya gelmiştir. O zamanlar oraları Hindistan'dı ve Hindistan büyük bir Türk imparatorluğu idi. Ve adı "Babür Şahlığı" idi. Çeşitli nedenlerle Anadolu’ya göç eden babası Bahaeddin Veled, İran, Bağdat, Hicaz, Mekke ve Şam yoluyla ilk olarak bu günkü adı Karaman olan Lârende’ye, sonra da Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın daveti üzerine Konya’ya yerleşmiştir. Asıl adı Celaleddin olan Mevlânâ’ya; yaşadığı dönemde Anadolu’ya Rumeli denmesi sebebiyle “Rûmî” sıfatı verilmiş ve Mevlânâ Celaleddin Rûmî diye anılmıştır.

Mevlâna, hocası Bürhaneddin Tirmîzî’den ders alarak; Kur’an, hadis, kelâm ve fıkıh konularında üstün bir seviyeye gelmiştir. 1244 yılında Konya’ya gelen tasavvuf âlimi Şems-i Tebrizî’den de tasavvufa intisap ederek manevî ilimleri tahsil etmiştir

Mevlânâ’nın engin hoşgörüsü ve fikirleri bütün dünyada büyük yankılar uyandırmıştır. Evrensel kişiliği nedeniyle çeşitli milletlerin sahiplendiği Mevlânâ aslen Türk’tür. Nitekim bu durumu kendisi: “Hintçe söylüyorum ama aslım Türk’tür” diyerek açıkça ifade etmiştir. Konya’da bulunan türbesinde “Mevlânâ’yı Anma Haftası” adı altında çeşitli programlar, faaliyetler yapılmakta ve “Şeb’i Arûz” törenleri düzenlenmektedir.

Hz. Mevlana’dan bir kaç menkıbe

Hz Mevlâna'ya biri hediye olarak bir sepet incir getirmiş. Mevlana: "Bu incirin çekirdeği var, yenmez" demiş ve kabul etmemiş. Adam "Parasını sonra veririm" diye alıp getirdiği inciri alıp geri götürmüş ve sahibine parasını verip tekrar getirmiş. Mevlana "Bu incirin çekirdeği yok, kabul ederim" demiş ve almış yemiş.

Ben öyle bir adamım ki

İki kişi sokak ortasında ağız dalaşı yapıyorlarmış. Bir ötekine: “Bana bak! Ben öyle bir adamım ki, bana bir söylesen bin tane cevap alırsın” demiş. Oradan geçmekte olan Hz. Mevlânâ adamın çenesinin altına sokularak şöyle demiş: “Bana bak! Ben de öyle bir adamım ki, bana bin tane söylesen, bir tane dahi cevap alamazsın”.

Bir söze bin tane cevap vereceğini söyleyen adam, bu defa bir tane dahi cevap verememiş.

Eserleri:

Mesnevî. 26.600 beyittir. Altı cilttir.

Divan-ı kebir. Aşk ve sevgi konusunu işler. Gazeller ve rubailerden oluşur. Divan-ı Kebir yaklaşık 25 000 beyitlik dev bir eserdir. Farsçadır. Türkçe’ye bir çok batı dillerine tercüme edilmiştir.

Mektûbat. Mevlâna’nın dostlarına ve kendisine soru soranlara yazdığı veya yazdırdığı Farsça mektuplardan oluşur. 147 mektup içerir. Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Fîhi mâ Fîh. Bu eser Mevlana’nın sohbetlerinden oluşur. Mevlevîlik hakkında bilgi verir. Birkaç beyit hariç, Farsçadır. Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Mecalis-i Seb’a. Mevlana’nın yedi oturumluk vaazlarının kitap haline getirilmiş şeklidir. Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Mevlana Kimdir?

Men bende-i Kur’anem eğer can dârem

Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem

Eğer nakl küned cüzin kes ez güftarem

Bizarem ez o ve ezan sühan bizarem

(Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın kölesiyim.

Ben Muhammed Muhtar’ın yolunun tozuyum.

Benim bu sözümden bundan başkasını kim naklederse

Ben ondan da bîzarım, o sözlerden de uzağım.)

Mevlana’nın özlü sözlerinden:

* Doğruluk, Hazreti Musa’nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazın sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.

* Dünya eski bir köprüdür. Onu tamir etmeye değil üzerinden geçmeye bakın..

* Biz öyle mahlûklarız ki, bazen melekler insan yaratılmadıklarına üzülür; bazen de şeytanlar bizden olmadıklarına şükrederler.

* Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür.

* Şu toprak altında, çırak da bir, usta da.

* Kim demiş gül, yaşar dikenin himayesinde,

Dikenin itibarı ancak gül sayesinde.

* Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ateşinden bir şey kaybetmez.

Hz. Mevlânâ’nın insan sevgisi:

Gel, gel. Ne olursan ol yine gel.

İster kafir, ister Mecûsi, ister puta tapan ol yine gel.

Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir.

Yüz kere tevbeni bozmuş olsan da yine gel.

Nasihati:

Şefkat ü merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol.

Sehavet ü cömertlikte akar su gibi ol.

Hiddet ü asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu u mahviyette toprak gibi ol.

Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.

Kötü huy diken gibidir

Mevlânâ hazretleri, Mesnevi’de kötü huyun insanın nefsine ve çevresine nasıl bir eziyet yaptığı hakkında şöyle bir hikaye anlatır:

Huysuz adamın biri bir gün herkesin gelip geçtiği yol üzerine dikenli çalılar diker. Yoldan geçenler her ne kadar “Bunları buradan sök at” dese de o bunların hiçbirine kulak asmaz. Yine kendi bildiğini okur. O dikenli çalılar büyür yoldan geçen halkın ayağına takılır, onlara eziyet eder. O yoldan geçenler perişan olur.

Bu durum valiye kadar intikal edince vali onu yanına çağırır. Dikenleri sökmesi için emreder. O da sökerim diye söz verir; ama bugün yarın diye ertelemeye devam eder. Ne sökmem der ne de sökmeye teşebbüs eder. Bir gün vali onu yanına çağırır; “Verdiği sözde durmayan adam, emrimi uygula!” diye sıkı sıkı tembihler. Ağır ikazlarda bulunur. Çalıları diken huysuz adam da şöyle der:

“Önümde hayli günler var. Merak etme nasıl olsa günün birinde sökerim.”

Vali ise çabuk olmasını söyler ve onu uyarmaya devam eder. Ama adam sözden anlamaz. Dikenler de kök salıp büyümeye devam eder.

Mevlânâ, hikayenin bu kısmında bir işi yarına ertelerken zamanın su gibi akıp gittiğini söylüyor ve;

“Her gün sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama günler geçip gittikçe o dikenler daha da kuvvetleniyor. Onu sökecek olan da ihtiyarlıyor, kuvvetten düşüyor. Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil. O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı. Kaç kere oldu seni kötü huyun yaraladı. Sen kendi tabiatından hastalandın da duygusuzluğun yüzünden habersizsin. Çirkin huyunun da başkalarını rahatsız ettiğini bilmiyorsun. Sen şu dikeni gülfidanı haline getir. Gülfidanı ile onu aşıla. Böylece sendeki dikenler gülfidanı haline gelsin. Eğer sen de şerri gidermek istiyorsan, âteşîn (yanan) gönlüne hakkın rahmet suyunu dök.”

Mevlânâ, burada nefsinin kötü arzularına düşmemeyi dert edinmeye dikkat çekiyor ve diyor ki:

“Nefsinin ateşini söndürüp onu gönül bahçesine dikersen biter. Laleler, ak güller, güzel kokulu çiçekler yetişir. Sözün kısası; işini yarına bırakma. Çabuk tövbe et de istiğfarı yarına bırakma. Yıllar geçiyor ekin biçme vakti geldiğinde sende yüz karalığından başka bir şey kalmaz.

Beden ağacının köküne kurt düştü.

O kurdu söküp ateşe atmak, kulluk yaparak iyi işlerle onu öldürmek gerek.”

Bu yazı toplam 919 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.