1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Hava hala karanlık! (Bir Öykü)-Burcu Aydın
Hava hala karanlık!  (Bir Öykü)-Burcu Aydın

Hava hala karanlık! (Bir Öykü)-Burcu Aydın

Av. Burcu Aydın e-mail:av.burcuaydinn@gmail.com          Salı günü. Hava karanlık. Yağmur yağıyor. Elimde barodan gelen bir ceza dosyası. Bir...

A+A-
Av. Burcu Aydın e-mail:av.burcuaydinn@gmail.com

1

         Salı günü. Hava karanlık. Yağmur yağıyor. Elimde barodan gelen bir ceza dosyası. Bir çocuk yaralanmış. Çocuğa arabasıyla vuran kişinin beyanına göre çocuk aniden fırlamış yola. Dosyanın kapağını açıyorum. Çocuğun hastane raporları, doktorların okunmaz yazıları. Hakim yorgun, ayağa kalkıyorum duruşmadan önce bir talepte bulunuyorum duymuyor bile. Başka bir avukat sıra istiyor. Herkes koşturmaca içinde çalıştığından çıt çıkmıyor, istemsiz başlar sallanıyor. Kimse diğerinin telaşı ile ilgilenmiyor. Bir dilekçe yazıyorum. Merdivenlerden hızla iniyorum. Üzerimdeki cübbeyi görevliye adeta atıp çıkıyorum adliye binasından. Başka bir adliyeye Çağlayan’a yetişebilmek için arabama atlıyorum. İçimde bir huzursuzluk sebebini bilmiyorum. Yağmur öyle kara yağıyor ki… İnsanların yüzleri bile kararıyor bakışları gibi. Trafik çok. Daha dönüşü var bu yolun. Arabayı park edip metrobüse bineyim diyorum. Bir alışveriş merkezinin otoparkına dalıyorum. Burada da her yer karanlık. Işıklar yanmıyor. Bir adam el feneri ile üzerime doğru geliyor. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Metrobüsteyim. Akıllı telefon işe yarıyor. Elektrikler kesilmiş meğerse. Metrolar, tramvaylar çalışmıyor. Kalabalık yoruyor beni. İnsanların asık suratları daha da yoruyor… Adliyeye giriyorum. Bir yandan şemsiyeyi kapatıp bir yandan avukatlık kimliğini çıkarıyorum. Görevli gülümsüyor “Acele etmeyin avukat hanım “ diyor… Oysa o saatlerde 8 kat üstümüzde acelesi olanlar var! Soğuk koridorlardan geçiyorum. Bir meslektaşımla görüşeceğim. Onu beklerken bir çay içeyim diyorum. Ama çay söylemek gelmiyor içimden. Ben sıradan bir bekleyişteyken savcımız ölümü bekliyormuş bilmiyorum… Adliyenin dışında 2 meslektaşımla yemek yiyoruz. Tekrar metrobüse doğru ilerlerken cılız bir muhabir elinde kocaman fotoğraf makinesi ile yanımızdan hızlıca koşup geçiyor. Ardından baka kalıyoruz. Galiba önemli bir davanın duruşması var deyip yürümeye devam ediyoruz. Metrobüsteyim yine. Telefon çalıyor. Avukat arkadaşım arıyor. Sesi telaşlı :” 6.katta savcıyı rehin almışlar” diyor. Hemen bir haber sitesine giriyorum telefondan. Terör örgütünün talepleri ve yapacakları listeleniyor. Biraz sonra savcımızın fotoğrafı çıkıyor ekranda. O an donup kalıyorum. Hava hala karanlık. İçim daha da karanlık. Çocukları var mı acaba? Korkmuş mudur? Öldürmek bu kadar kolay mı? Annesi babası biliyor mudur? Ya bu fotoğrafı onlar da gördüyse? Bu acının bir tarifi olabilir mi? Sorular beynimi kemiriyor. Kurtulur mutlaka diyerek kendimi teselli ediyorum. Nefes almakta zorluk çekiyorum. Metrobüsün camına kilitlenip kalıyorum… Akşam haberlerinde savcımızın hayatını kaybettiği yazıyor. Bağdaş kurup yerde öylece bakıyorum televizyona. Öğrenci yurdunda bir fotoğrafı var savcımızın. Gülümsüyor. Tıpkı Berkin gibi. Tıpkı Ali İsmail gibi. Tıpkı kinin, nefretin öldürdüğü diğer canlar gibi… Kimin kime kurşun sıktığı önemli mi? Öldürmek neyi çözüyor? Bir canın yitip gitmesi, sayısız gözlerden acının akması kimin işine yarıyor? Ölen bizden mi değil mi sorgulaması hangi vicdana sığıyor? Ölümü bile siyasi ranta çevirmek hangi kitapta yazıyor?2 Bu ölüm ve diğer ölümler… Elektriğin kesilmesine benzemiyor. İnsanlarımızın yüreğindeki sevgi ışığının sönmesine benziyor. O ışık nasıl oldu da söndü?  Biz nasıl oldu da bu kadar acımasız hale geldik? Kimse sorumluluğu üzerine almıyor. Adına “yetkili” dediğimiz kişi ve kurumlar sadece başsağlığı diliyor. Ve maalesef yine sorumlu olarak haksız bir adres gösteriliyor: Avukatlar! Oysa bir avukat olan Ümit hoca savcımızın canı için çaba sarf ediyor. Çağlayan adliyesinin girişinde avukatlar potansiyel birer suçlu gibi aranıyor. Yargı mensuplarından birinin katledilmesi başka bir yargı mensubu olan avukatlara fatura ediliyor. Adına güvenlik denilen eller bayan meslektaşlarımızı yerlerde sürüklüyor. Adaletin tecelli etmesi için savaş veren avukatlar, adaletsizliğin mağduru yapılmaya çalışılıyor. Hep söylediğimiz gibi avukatlar köle edinmediler ama efendileri de olmadı! Hukukun bir gün herkese lazım olacağını bizler biliyoruz. Ama bizi direnmekten vazgeçirmeye çalışan zihinler bilsin ki bir gün onlar da hukuksuzluğa maruz kaldıklarında onlar için de direneceğiz! Elektrik kesintisi için sistemde bir arıza olduğu ve domino etkisi oluştuğundan diğer sistemlerin de bundan etkilendiği söyleniyor. Eğer hukuk kesintiye uğrarsa bu da domino etkisi yaratacaktır. Hukuk kesintiye uğradığında adına hayat dediğimiz sistem işte savcımızda olduğu gibi duracaktır.  İşte tam da bu nedenle her zamankinden daha çok hukuka ihtiyacımız var. Ama üstünlerin hukukuna değil, yönetenlerin arzularını dile döken hukuka değil, sade vatandaşı devlete ve herkese karşı koruyan bağımsız, tarafsız, insan haklarına dayalı, objektif hukuka! Son yıllarda ne acıdır ki merhametsiz kalan yüreklerin terörü canlar alıyor. Bazen kadın cinayeti, bazen siyasi cinayet… Başkalarının öfkelerine yenik düşen masum gözler kapanıyor. Ardında hiç kurumayan gözler bırakarak… Hava hala karanlık. Yine yağmur yağıyor. Ama bu güzel ülkede her türlü teröre karşı hala dik duranlar var biliyorum. İşte bu bana umut veriyor.      

 

Bu haber toplam 321 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.