1. YAZARLAR

  2. ÖMER DEDE KILIÇ

  3. HATIRALARIM  (Fidanın Ahmet)
ÖMER DEDE KILIÇ

ÖMER DEDE KILIÇ

YAZAR, ŞAİR
Yazarın Tüm Yazıları >

HATIRALARIM  (Fidanın Ahmet)

A+A-

İç Anadolu’nun küçük bir köyü, etrafında tespih taneleri gibi dizilmiş yedi köyün ortasında şirin mi şirin, çatıları damlı, sıcak kanlı insanların bulunduğu topraktan yapılmış kerpiç bir evde dünyaya geldi Fidanın Ahmet. Daha bebeklikten belliydi yiğit bir delikanlı olacağı, Doğduğunda bile emsallerine göre vücudu daha gelişkindi. Köyde zenginlik yoktu ama köyde gönlü zengin insanlar çoktu. Fidanın Ahmet’te işte köyde gönlü zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Köyde şimdiki gibi turfanda yiyecekler yoktu. Organik yiyeceklerden olacak ki çocuklar daha çabuk gelişiyor, daha çabuk serpiliyordu.
 

Köy küçük olunca çocuklarda birleştirilmiş sınıflardı öğrenim görüyorlardı. Fidanın Ahmet ‘te birinci sınıfa ikinci sınıflarla birlikte başlamıştı. Öğretmenleri bir gün ikinci sınıfları Ömer Seyfettinin eskici adlı parçasını anlatmaları için ertesi güne ödev veriyordu. Birinci sınıfta okuyan Fidanın Ahmet’te verilen ödevi kendine söylenmiş gibi o konuya çalışıp okula geliyordu.  Öğretmen ikinci sınıflara dünkü verdiğim ödevi kim anlatacak diye sınıfa sorduğunda ikinci sınıflardan hiç ses çıkmıyordu. . Bunun üzerine birinci sınıfta okumayı daha yeni öğrenen Fidanın Ahmet parmak kaldırıyor ve öğretmende hafif tebessümle hiç beklemediği bir tavırlı bakışıyla,  başıyla .anlat diyordu. Bizim bildiğimiz konuyu anlatmak; okuduktan sonra kafada kalan anlatılırdı. Oysa Fidanın Ahmet konuyu ezberlemişti, şiir gibi bir çırpıda nokta ve virgülüne kadar ağzından döküverdi. Bunun üzerine okul müdürü Ramazan öğretmenler kurulunu toplayıp ikinci sınıfa atlatıyordu.
 

Köyde iş aş çok olduğundan yıllar çabuk geçiyor, Fidanın Ahmet beşinci sınıfa gidiyordu. Okulun bitmesine birkaç ay vardı. Fidanın Ahmet çocukta olsa ilerde görüleceği üzere haksızlığa boyun eğmeyen, halk arasında asi çocuktu. Okulda bir gün gördüğü bir haksızlığa isyan etmiş olmalı ki Okul Müdürü Ramazan öğretmenle yolları kesişmiş ve öğretmen bu asi çocuğun suratına bir yumruk patlatmıştı. O da Yediği yumrukla gözleri çift görmeye başlayınca, can havliyle sobanın yanında duran köz küreğini kapıp, çift gördüğü öğretmene sallasa da öğretmenine vuramadan okuldan ayrılıyordu. O tarihlerde öğretmenin vurduğu yerde gül biter dense de yediği yumruğu içine sindiremeyen Fidanın Ahmet’in öğrenim hayatı da burada sonlanıyordu. Bir daha okula gitmiyor, diploması sonradan eve yollanıyordu.
                     Dedik ya köyün havasından mı, yoksa suyundan mı o günün çocukları daha çabuk serpiliyorlardı. Fidanın Ahmet'te çabuk büyüdü emsallerine göre yakışıklı, yağız, gözü pek bir delikanlı oldu. Zeki idi. Babası Efe Mehmet ile Abisi Raşit’in oyun ve halay kültürünü çabukça öğrenmiş ve düğünlerin vazgeçilmez oyun ve halay başı olmuştu. Köyde seviliyordu. Çünkü tek başına düğünlerin eğlencesi oluyordu.
                      Yanılmıyorsam sıcak yazın sonu gibiydi. Köyde artık ekinler biçilmiş, harmanda dövenler sürülüyordu. Meyveler olgunlaşmaya başlamış, üzümlere artık alaca düşmeye başlamıştı. Köyde akşamın serinliği çöktüğünde harmanda döven süren gençler, şimdiki gibi gençlerin eğlencesi internet, televizyon ve cep telefonu olmadığından kendi tiyatrolarını kendileri yazar, yine kendileri oynardı. En çok sevilen oyunlardan ay gördüm oyunu gençler arasında büyük bir eğlenceydi. Yine bir gün ay gördüm oyunu oynarken süpürgelik bağlarında saklanıyorlar. Saklandıkları bağda da üzümler yeni yetmeye başladığından gençler kendilerini tutamayıp yiyorlar. Gençler arasında da kimseye söylenmemesi hususunda sözleşip, köye gece karanlığının çöktüğünde herkes evlerine dağılıyorlar.
                        Köyde geçim ve umutlarını bir mevsimlik ekilen ekin, meyve ve üzüme bağlayan köy halkı izinsiz yenen üzüme rıza göstermiyordu. Bağ sahibi gidip Jandarmaya şikayet etmiş, Jandarma da köyde kendi aralarlında sözleşen gençlerden birini konuşturup, kim köyde yiğit, suç onun üzerine atılıyordu. Öyle ya Fidanın Ahmet yiğit insan yağız delikanlı koca bağın üzümünü tek başına yemeli ki suç onun üzerinde kalıyordu. Ben ise rahmetli ebemle aşağı harmanda döven sürüyoruz. Bir baktım Fidanın Ahmet önde arkada jandarma, daha arkada iki köy bekçisi, Jandarma dur teslim ol yoksa vururum diyordu. Fidanın Ahmet, yiğit delikanlı bunlara pabuç bırakır mı, harmanın bitiminde başlayan Hacıyusuflu Köy yoluna düştüğünde hafif topuğuna basılmış, bordo ayakkabısını bana bırakıp koşmaya başladı. Fidanın Ahmet’in ayağında çorap yoktu. Gözü pek, canı berkti, çoban çökerten dikenine aldırmadan koşuyordu. O koşuyordu çocuktum sanki benim canım acıyordu. Diğerine göre kısa boylu, hafif sıska olan bekçi artık koşamıyor, uzun olan bekçi ise jandarma ile birlikte koşuyordu. Çocuk aklımla kızıyordum arkadan koşan bekçilere, hadi jandarma görevini yapıyor, ya bekçiler değermiydi bir iki salkım üzüm için jandarma ile birlikte koşmaya. Hiç mi ahde vefa yoktu. Hani Fidanın Ahmet bu köyün düğünlerinin başıydı. Bu bekçilerin hiç mi düğünlerinde oyun oynamamıştı, hiç mi halay başı yapılmamıştı. Jandarma ikide bir diz çöküp ateş ediyor gibi yaptığında ayakkabılarına sımsıkı sarılmış ağlıyordum. Çünkü o benim gözümde bir kahramandı. O silahlı bir jandarmaya boyun eğmemiş, ona teslim olmamıştı bir salkım üzüm için. Jandarma ateş ederse Fidanın Ahmet ölecek, bende bir daha görmeyeceğim diye ağlıyordum. Sonra Fidanın Ahmet’in Hacı Yusuflu Köyü’ne doğru koştuğunu gördüm. Gözümden önce Fidanın Ahmet, sonra jandarma, sonra bekçinin kaybolduğunu gördüm. Elimde ayakkabı ağlayarak ebemin yanına geldiğimde, arkada geride kalan koşamayan bekçinin de ağladığını gördüm. Belli ki pişmandı, yada artık vicdanının sesini dinliyordu. Ben ağlıyordum ebem beni teselli ediyordu. Oğlum ağlama bizim tanıdığımız Ahmet’se onlara yakalanmaz diyordu. İnanmak istiyordum. O gün ve ertesi gün Fidanın Ahmet evine dönmedi. Yakalanmadığını duyunca rahatlamıştım. Birkaç gün sonra sabah uyandığımda bizim evde ocak başında annemle sohbet sırasında Hacı Yusuflu Köyüne doğru koştuğunu ve bir manevra ile jandarma ile bekçiyi atlatıp. İğdebeli Köyüne Ablasının yanına gittiğini, oradan ayakkabı temin ederek Ankara’ya gittiğini, birkaç gün sonrada Jandarma’ya görünmeden köye döndüğünü duyunca bir kez daha kahramanlığı gözümde daha da büyümüştü. Evet o benim için bir kahramandı. Çünkü o Fidanın Ahmet benim öz be öz dayımdı. Onu daima en iyi duygulularla yad edeceğim. Nur içinde yat sevgili dayıcığım. Ruhun şat olsun.
 

Ahmet dayımın anısına, 27.04.2017 Ömer KILIÇ

Bu yazı toplam 947 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.