1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Hasan SALTIK!
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Hasan SALTIK!

A+A-

    kose-yazisi--alaattin-karaer-050.jpg

Kalan Müzik kurucusu, Klasik Türk Müziği’nin, Anadolu, Kafkas ve Balkan halk müziklerinin örneklerini derlemiş ve yayınlamış olan, Türk Müzik yapımcısı Hasan Saltık genç yaşta aramızdan ayrıldı.

     1964 yılında, Hozat-Tunceli'de doğdu. İlköğrenimini Tunceli'de, ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda başladığı obua eğitimini ekonomik güçlükler nedeniyle yarım bırakarak Suadiye Lisesi'ne devam etti.

     Amcasının oğlu Rahmi Saltuk’un plak şirketinde dört yıl çalıştıktan sonra 1992 yılında Kalan Müzik'i kurdu. Unutulmaya yüz tutmuş arşivlik kayıtlarını elinde bulunduran koleksiyonerlerden ve eski müzisyen ailelerinden derlediği etnomüzikolojik çalışmalar için de önem taşıyan eserleri "Kalan Müzik" etiketi altında yayınladı.

     Çeşitli yörelerin ulusal ve uluslararası arşivlerde; özellikle şahısların ellerinde saklanmış ya da unutulmuş kendi dillerinde müzik örneklerini içeren albümler yayınladı.

     Bizzat o yörelerde yaşayan sanatçılar tarafından kendi arkaik dil ve lehçelerinde seslendirdikleri müzik eserlerinin derlenmesi için araştırmacılara destek verdi, yapılmalarına ön-ayak oldu.

     Pomak göçmenlerinden Tahtacı Türkmenlerine, Sadettin Kaynak'tan, Münir Nurettin Selçuk'a, Hacı Taşan'’dan, Hisarlı Ahmet'e, Hafız Yaşar'dan Muharrem   Ertaş'a; Neşet Ertaş'tan Neyzen Tevfik'e, Malatyalı Fahri'den Âşık Veysel'e uzanan bir arşiv malzemesini yayımladı.

     Türkiye'nin zengin kültür potansiyelini ortaya çıkarmaya dönük dokuzyüzü aşkın proje gerçekleştirdi.

     Projeleriyle Anadolu kültür mirasının, uluslararası festivaller yoluyla dünyaya açılmasına, dünyanın en prestijli arşiv ve kütüphanelerinde dinleyicilerle ve akademisyenlerle buluşmasına imkân sağladı. 1998’de kemancı Cihat Aşkın'ın ‘Minyatürler’iyle Klasik Batı Müziği alanına yöneldi.

     2003 yılında Prens Claus Nişanı'na layık görüldü. Ertesi yıl Time dergisi tarafından "Türkiye'nin müzik antropologu" olarak tanımlanarak, Avrupa Kahramanları'ndan biri olarak seçildi.

     5 Nisan 2017'de İstanbul Teknik Üniversitesi Senatosu kararıyla fahri doktora unvanı aldı.

     Bir röportajında Neşet Ertaş’la ilgili açıklamalarından bir bölümünü paylaşmak istedim!

     Eski bantlarını burada hep korsan firmalar çıkarıyordu ve kötü kayıtlardı. Neşet ağabey de, ‘Benim bu makara bantlarımı bulalım.' diyordu. Sonunda eski bir plak şirketinin deposunda tesadüf eseri hurdacılar buluyor. Makara bantlarından plak yapmak daha önemli. Çünkü ses kaybı olmuyor. Çünkü CD’lerde mp3 sıkılaştırılmış bir ses oluyor.

     1970’li yıllara ait. Orijinal 3 seri halinde yayınladık. Çok ilgi gördü tabii. Neşet ağabey göremedi ama vasiyetini yerine getirmiş olduk.

     Neşet ağabeyle Muharrem (Ertaş) Usta’nın kayıtlarıyla ilgili tanışmıştık. Muharrem Ertaş’ın arşiv serisinde albümlerini çıkartmak istiyorduk. Sonra burada bir randevu aldık, bir televizyon çekimi için gelmişti. Buraya küstü zaten. Muharrem ustanın orijinal kayıtlarını bulup yanımda ufak da bir teyple götürmüştüm.

     Türkiye’ye pek fazla gelmek istemiyordu. Hep Almanya'daydı. Zaten hep televizyonlarda 'Rahmetli Neşet Ertaş' diyorlardı. Buna da sinirliydi. Herkes öldü zannediyordu, buraya gelmediği ve televizyonlara da çıkmadığı için. Ben Muharrem Usta’nın kayıtlarını dinletmek istedim, Dadaloğlu’nu çaldım. Böyle bir fenalaştı, 'Ya Hasan kapat.' dedi. Ben de onun iznini istedim. 'Tamam, yayınla.' dedi. Ben bir telif verdim kendisine. Bizim dostluğumuzun nasıl başladığını anlatıyorum. Sonra özel, orijinal bir anımıza da geçeceğim. Neşet ustayı aradım, 'Muharrem ustanın CD’sini ben getireceğim sana. Yayınlandı. Bir de iyi sattı. Telif de vereceğim.' dedim. 'Telif de nereden çıktı? Aldım ya senden.' dedi. 'Satış yüzdesi de veriyoruz biz, masraf çıkarttıktan sonra.' dedim. Almanya'daki evinde oluyor bu görüşme. 'Allah Allah, ben böyle bir şey görmedim.' dedi. 'Ağabey senin bir sürü albümün yayınlanıyor piyasalarda, sana kimse para vermiyor mu?' dedim. 'Baştan biraz alıyoruz. Ondan sonra beni kimse beni aramıyor.' dedi. 'Ağabey, ya şu, şu firmalar?' dedim. 'Ben o firmaları tanımıyorum ki' dedi. Meğerse 'öldü' denildikten sonra, buraya gelmiyor diye korsan yayınlıyorlarmış çoğunu.

     "Neşet Ertaş, Şener Şen'i görünce biraz rahatladı"

     Sonra biz avukat tuttuk, 'Ağabey bana izin verir misin ilgileneyim.' dedim. 'Hasan, bana çok kişi söz verdi, yapmadı.' dedi. 'Belki ben de yapmayacağım. Bana ver yetkiyi ben de ilgileneyim.' dedim. Mantıklı geldi. Bizim avukatlara verdim ve bir operasyon yaptık. Ciddi bir tazminat aldık o firmalardan. Neşet Ağabey sen atla gel Türkiye'ye, İstanbul'a dedim. Teliflerini verince 'Bu ne?' dedi. Topladık firmalardaki teliflerini. Hepsi korsanmış.' dedim. Hiç hayatında böyle bir şey görmemiş. Gitmiş ertesi günü bütün yayın haklarını bana devreden notere yazı vermiş. 'Benim bundan sonra bütün haklarım Hasan'ındır.' diye. 'Ağabey ben istemiyorum. Çoluğun çocuğun var.' dedim. Geri iade ettim. 'O zaman bu albümleri sen yayınla.' dedi. 'Tamam ağabey, tek şartla, Açıkhava'da bir konser yapacaksın.' dedim. 'Ben yapmam, eylemem.' dedi. Almanya’da artık öyle bir duruma gelmiş ki, düğünlerde çıkıyor, çok komik fiyatlarla. 'Ağabey, 5-6 bin kişi seni izleyecek.' dedim. 'Nasıl yani?' dedi. 'Ağabey sadece üniversite öğrencileri, gençleri göreceksin.' dedim.

     Buraya getirdik, açık havada konseri yapacağız, heyecandan tir tir titriyor. Ben de fazla heyecan yapmasın diye Şener Şen'i aldım yanıma kulise gittik. Şener Şen’i görünce tabii filmlerinden biliyor, biraz rahatladı. Perdenin arkasından baktı. Arada Şener Şen ile sohbet ediyorlar. Bana döndü, 'Hasan bizim Abdallar yok. Onların parası yoktur. Onlar bir köşede kıvrılmıştır dışarıda. Sen onları ne yap et içeri sok.' dedi. Dışarı çıktım. Açıkhava'nın dışında gerçekten 90-100 kişilik hemen Kırşehirli oldukları belli, esmerler, zaten birbirlerini tanıyanlar toplanmış, Neşet Baba'yı dinlemek için çimenlerin üzerine oturmuşlar. Onları içeri aldık, merdivenlere oturttuk çünkü yer yok. Onlar Neşet Baba çıkınca iç ceplerinden kaşıkları çıkarttılar bir şov yapmaya başladılar, inanamazsın. Ondan sonra rahatladı. 'Neşet ağabey bak aldık. Hadi sen çık. Rahatla. Bak 30 yıl sonra konser veriyorsun.' dedim. Bu arada basın yıkılıyor, Neşet Usta 30 yıl sonra ilk defa Açıkhava’da büyük konser veriyor, diye. Şener Şen, 'Sen bundan sonra Ankara, İzmir, Kırşehir konserleri de yaparsın.' dedi. 'Yok, Hasan'ı kıramadım. Bu deli çocuk beni getirdi. Tövbeler olsun. Ben dönerim.' dedi. Bu arada Ankara, İzmir, Kırşehir konserlerini yaptı. Sonra Neşet ağabey Şener Şen’i görünce, 'Vallahi doğru söylüyormuş.' dedi.

     Neşet Usta'nın en sevdiği kişileri söyleyeyim Türkiye'de.

     Cengiz Özkan ve Mahzuni Şerif'tir. Bizim evde toplanırdık. Mesela Cengiz ile bir araya getirdim. Cengiz'i bir gördü, 'Sen varken ben türkü söylemem.' dedi. Meğerse Cengiz'i hep dinlermiş. Oturdular sabah altıya kadar. Sadece Cengiz'i dinledi. Sabah 3’e, 4’e doğru rica ettik, türkü söyledi. Bu arada bir şey daha söyleyeyim, ben Neşet Ustayı da bilmezdim. Ben çünkü hep batı konservatuvarı, batı müziği, Deep Purple, Pink Floyd, Beatles dinlediğim için.

     Tabii, ben bilmiyordum. Yapıyoruz bu işi ama. Bir gün eşim Nilüfer dedi ki, o Gavurdağlı, Adanalıdır, 'Gel kırodüktör, sana 3-5 şey dinleteceğim, öğren.' İlk Neşet Ertaş’ı bana eşim dinletmiştir. 'Yok, sen bunları yapmazsan benim gözümde kırodüktör olarak kalacaksın.' dedi.

     MÜYAP Yönetim Kurulu üyesiydi.

     2 Haziran 2021 tarihinde aramızdan ayrıldı. .

     Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun!

Bu yazı toplam 959 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.