1. YAZARLAR

  2. ÖMER DEDE KILIÇ

  3. ( HASAN AĞA )  -2-                              
ÖMER DEDE KILIÇ

ÖMER DEDE KILIÇ

YAZAR, ŞAİR
Yazarın Tüm Yazıları >

( HASAN AĞA )  -2-                              

A+A-

            

Dişlerine her taş geldiğinde Hasan Ağaya bakıyorlar, Hasan Ağada yalandan kim ölmüş, garsonlar pirinci iyi ayıklamamışlar diye serzenişte bulunuyordu.  Ekmeği için yalan söylemeliydi. Söyleme se işçiler aç kalacak, milletin hakkı Hasan Ağaya geçecekti.

            Hasan Ağa, yarım asrı geçirmiş artık dinlenmenin zamanı gelmişti. Çünkü hareketleri ağırlaşmış artık çalışma diyordu. İyi de bırakmak kolay mıydı. Sevenleri ne olacaktı. Hayır bırakamazdı. Bırakmamalıydı da. Bıraksa kamyoncular, şoförler, yolda kalmışlar,garipler, gurabalar yetim kalacaktı. Parası olmayanları kim doyuracaktı. Hayır kimseyi aç koyamazdı. 

            Fakat hastalık Hasan Ağanın peşini bırakmıyordu. Çalışma değil, dertler Hasan Ağayı yormuştu. Artık aktif olamıyordu. Çünkü Parkinson Hastalığına yakalanmıştı. Fakat onu anlayan yoktu. Hasan Ağa her sohbetimizde bittim diyordu ama kimse onu anlamıyordu. Doğrusu bu hastalığı bilende yoktu. Fakat hastalık acımasızdı. Pervasızca ilerliyordu.  Evlatları babalarının hissettiklerini bilseler el üstünde taşırlardı. Ama bu hastalıktan anlayan pek fazla kişi yoktu. Keşke o nu o haliyle anlayabilselerdi.

            Hasan Ağa’nın peşini ıstırap ve çile bir türlü bırakmıyordu. Hasan Ağa bu sefer acıların en büyüğünü yaşayacak ve tüm umutlarını kaybedecekti.  Allah hiç kimseye evlat acısı tattırmasın. Hasan Ağanın üç numaralı oğlu Adem amansız bir hastalığa yakalanacak, tüm sevenlerini üzüntüye gark edecekti. Hasan Ağa kendi hastalığını unutmuş, kuzusunu kaybetmiş koyun gibi dolanıyor, üzüntü üstüne üzüntü yaşıyordu. Hasan Ağa hangi dertten ölmeliydi. Ölmek çaremiydi onu da bilmiyordu.

            Evet Hasan Ağanın oğlu Adem Kanser hastalığına yakalanmıştı ve bu hastalığa yenik düşecekti. Genç yaşta gidecekti. Ancak; Adem gençti ve umutları vardı. Küçük çocukları için  yaşaması gerekiyordu. Ama yaradan sevdiği kullarını yanına erken çağırıyordu. Adem uçmuştu. Salacanın üstünde değil bulutların üstünde gidiyordu. Adem sevdiklerine kavuşuyordu, Dünyadaki sevenlerini ise büyük bir üzüntüye gark ediyordu. Akraba, eş ve dostları duygularına kilit vuramıyorlardı. Gözler pınar olmuş akıyor, duygular sel olmuş taşıyordu. Adem gidiyordu eşi karaları bağlıyordu. Adem gidiyordu küçük yavrular çırpınıyordu. Hasan ağa ise eski haşmetini kaybetmiş yıkılıyordu.

             Yarabbim bu nasıl bir acıydı. Beterin beteri var dedikleri bu olmalıydı. Hasan Ağa beterini yaşıyordu. Hasan ağa hastaydı. Hemde hiç kimsenin anlayamayacağı hastalığa yakalanmıştı. Bu hastalık öyle bir hastalıktı ki; eşini bile kendisine düşman ediyordu.

Bu hastalık illet bir hastalıktı ki bağırmak istiyordu, ancak sesi çıkmıyordu. Eşi Güldane teyzem hastanın halinden anlamıyordu. Misafirin yanında pek konuş diye azarlıyordu. İstemez miydi çocuklar gibi özgürce bağırmayı. Ama bağıramıyordu işte Parkinson hastalığı böyle bir hastalıktı. Hasan ağa anlatmak istiyordu, yakınları anlamak istemiyordu. İlaçları zamanında verilmesi gerekiyordu. Yüzleri donuktu.

            Koca çınarın sohbetini sever ziyaretine gittiğimde her defasında hafif bir tebessüm gösterir yine teyzenemi geldin diye serzenişte bulunurdu. Teyzeni ne çok seviyorsun hemen hemen hergün ziyaretine geliyorsun diye latife yapardı. Çok mütevazi bir insandı. Ama hastalığı kendisi kadar mütevazi değildi. Hastalığı çok zalımdı. Hasan ağayı yıkacağı zayıf anını kolluyordu. Her hastalık gibi Parkinson hastalığı da şefkat istiyordu. İnsanlarımız Parkinson hastalığını alzaymer hastalığı ile karıştırıyorlardı. Alzaymerde beyin küçülürken parkinsonda insanın zekası, aklı ölene kadar duracaktı. Bu yüzden Parkinson hastalarını yakınları ölmüş veya ölse de kurtulsak edasıyla bakıyorlar, toplum  gerekli hassasiyeti gösterdiği halde her nedense yakınları aynı özeni göstermiyorlardı. Aile içinde karar alınırken dikkate bile alınmıyordu.

            Bizim kuşakların büyük çoğunluğu köyden kente göç ettiğinden hala köy köy diye hasretinden yanarız. Çünkü çocukluğumuz, anılarımız hep köy hayatında gizlidir. Hasan ağanında ömrünün çoğunluğu köyde İğdebeli Lokantasında geçmiştir. Kırıkkale merkezde ikamet ettiği halde sık sık köye giderler, hep birlikte hasret giderirlerdi. Köye son gidişi gerçekten son gidişi olacaktı. Köyde kalırken Hasan ağa eşine bir şey söyler, eşi de sesi çıkmadığından ya anlamaz yada dikkate almaz. Hasan ağa ölür giderde erkekliğinden asla vazgeçmez. Hastalığı nedeniyle dikkate alınmadığını algılayarak yanında bulunduğu kazmayı eşinin kafasına vurur. Hasan ağa bunları yapacak karakter de değil ama hastalık

Hasan ağayı bu hale getirmiştir. Bereket versin ki, eşinde hayatı tehlike olmamıştır. Ancak;

Hasan ağa çok sevdiği eşinin bu duruma gelmesini hazmedemez, biraz da çocukların anneye düşkünlüğü nedeniyle dışlamaları nedeniyle durumu kaldıramaz. Ve sevenlerini bırakarak çok sevdiği oğlu Adem’ine kavuşuyordu.

            Ancak, yıllar geçse de İğdebeli Lokantasındaki namı Tüm Türkiye de söylenir durur.

Ruhut şad olsun. Hasan Ağa. –SON-

                                                          

                        

 

Bu yazı toplam 444 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.