1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Galata Kulesi!
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Galata Kulesi!

A+A-

kose-yazisi--alaattin-karaer1-018.jpgkose-yazisi--alaattin-karaer2-015.jpg

    

On yıl kadar oluyor…

     Hukuk Fakültesini bitiren oğlumuz, İstanbul’da stajımı yapacağım ve orada hayatıma devam edeceğim diye tutturdu!

     İstanbul!

     Dünyanın sayılı şehirlerinden, taşı toprağı altın denilen, ülkemizin her şehrinden gelen insanların umut kapısı olan, tarihle bütünleşmiş bir şehrimiz. Tuzlada yedek subay okulunda bulunduğum, kimsemizin olmadığı, kalabalıkta yalnızlığı yaşadığım koca şehir. Ben göze alamazdım bu şehirde yaşamayı!

     Oğlum, stajını İstanbul’da yapmaya başlamıştı. Staj sonrası, Beyoğlu’nda  bir hukuk bürosunda çalışmaya başlamış ve Galata Kulesinin hemen yanındaki bir sokakta, bir odalı bodrum katında kiraladığı evde yaşamaya başlamıştı. Bodrum katı dediysem penceresi sokağa falan bakan bir bodrum katı değil. Hiç penceresi olmayan, gecemi gündüz mü olduğunu fark etmediğiniz, hava alabilmek için, soba borusundan daha geniş borusuyla, döşenmiş bir odacık. Oğlumuzu ziyarete gittiğimizde, ne diyeceğimizi şaşırmıştık. Fakat o mutluydu. Çoğu zamanım dışarda geçiyor diye kendini avutuyordu. Belki de haklıydı. Biz ona okutmamızın dışında katlar ve yatlar veremeyecektik. Kendi hayat mücadelesini kendisi verecekti.

     Öyle bir İstanbul!

     Galata Kulesinin önüne giderek hava alıp, soluklanıyorduk.

     Görmeyenimizin, dizi ve filmlerde gördüğü, dünyaca da bilinen İstanbul’la bütünleşmiş Galata Kulesi!

     İstanbul’un her yerinden kendini gösteren ve ülkemize gelen tüm turistlerin uğrak yeri olan Galata Kulesi!

     Her aydın insan gibi ona göre de okumak bilgi edinmek için önemlidir fakat yalnızca okuyarak doğru bilgiye ulaşmanın da her zaman mümkün olmadığını dile getirir. Dünyayı gezmek, yeni yeni kültürlerle tanışmak ve o kültürler etkisinde yetişmiş insanlar hakkında bizzat bilgi edinmenin önem ve değerine vurgu yapar. Kitaplarda, toplumlar ve o toplumları oluşturan bireyler hakkında yazılanların bir bölümünün gerçek dışı ve saptırılmış olduklarını görebilmek adına, bunun bir zorunluluk olduğunu belirtir diyen şair  Paplo Neruda’nın şiiriyle başlayalım yazımıza;

“Yavaş yavaş ölürler… Seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler… Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler… Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler…
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.”

 

     Kısa bir tanıtımı yapalım;

     Galata Kulesi, İstanbul’un Galata semtinde bulunan bir kule. 528 yılında inşa edilen yapı, şehrin önemli sembolleri arasındadır. İstanbul Boğazı ve Haliç, kuleden panoramik olarak izlenebilmektedir. UNESCO, 2013'te kuleyi Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil etmiş.

     Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olup, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiştir. 1204 yılındaki IV.Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla yığma taşlar kullanılarak Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden yapılmıştır. 1348 yılında yeniden yapıldığında kentin en büyük binası olmuştur.

     Galata Kulesi 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiştir. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiştir. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı olarak kullanılmıştır. Sultan III. Murat'ın müsaadesiyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuş, ancak bu rasathane 1579'da kapatılmıştır.

     1717’den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. Yangın, ahalinin duyabilmesi için büyük bir davul çalınarak haber verilmekteydi. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmıştır. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmıştır. 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiştir. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmıştır.

     Yerden, çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 69,90 metre, duvar kalınlığı 3.75 m, iç çapı 8.95 m, dış çapı da 16.45 metreymiş. Yapılan statik hesaplamalara göre ağırlığı yaklaşık 10.000 ton, kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındanmış.

     Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin tarihinde bazı intihar olayları kayıtlara geçmiştir. 1876 tarihinde, bir Avusturyalı, nöbetçilerin dalgınlığından faydalanıp kendini kuleden aşağı atmıştır. 6 Haziran 1973 günü ise ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan'ın 15 yaşındaki oğlu kuleden atlayarak intihar etmiştir. Oğuzcan bunun üzerine Galata Kulesi adlı şiiri yazmıştır.

     Nereden geldik bu Galata Kulesine!

     Herkes canının derdindeyken!

     İşletmesi İBB’den alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilen Galata Kulesi’nde temmuz ayı başında restorasyon başlatılmıştı. Sosyal medyada dolaşıma giren bir videoda, iki işçinin tarihi duvarı hiltiyle deldiği görülmüştü. İBB duruma tepki göstererek konuyu mahkemeye taşıyacağını açıklamıştı.

     Vakıflar Müdürlüğünün açıklamasını dinlerken, sinirlerim bozuldu. “Yüklenici firmanın özgün olmayan malzemeyi çıkartırken kullandığı yöntem bizi de çok rahatsız etmiştir. Makine ile yapılan müdahalenin sanki eserin özgün yapının yıkımı şeklinde kamuoyuna yansıtılmasını ise iyi niyetle bağdaştıramıyoruz. Çalışmada, tarihi yapıya değil, çimento harçla örülmüş bölüme müdahale edilmiştir.”

    “Kurumumuzun hassasiyeti ile uyuşmayan bir yöntem kullanan yüklenici firma ise uyarılmıştır ve gerekli yaptırım uygulanacaktır.”

    diye devam eden ipe sapa gelmez bir konuşma.

     Bayağı büyük bir işi başarmış sanki!

     Biz insanlar gelip, geçiyiz. Fakat kültür hazineleri kuşaktan kuşağa kalıcıdır. İğneyle kuyu kazar gibi, titiz davranılması gerekmez mi? Kat üstüne kat yaparak çirkinleşen İstanbul’un bu güzel simgesi yüzyıllarca dimdik ayakta durmaya devam edecektir.

     Böyle tarihi kültür varlıklarımızı kendi ellerimizle tahrip ediyoruz. Bilmiyorum da üniversitelerimizin arkeoloji bölümleriyle bu işler yapılsa olmaz mı?

     Yazık! Çok Yazık!

Bu yazı toplam 1247 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.