1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Fransa mektubu
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Fransa mektubu

A+A-

Cemiyetlerin istikbal (gelecek) garantisi; kalpleri Allah (c.c.) ve vatan aşkı ile çarpan, faziletli, ahlaklı, îmanlı, ve şuurlu nesillerin yetişmesi ile kabildir. İstikbalin cemiyetini teşekkül ettirecek nesillerin yetiştiricisi ise ebeveynler, yani anne ve babalardır. Buna göre anne ve babaların istikbal üzerinde mükellefiyet ve sorumlulukları pek büyüktür. Bu gün evlat yetiştirme meselesi, bir çok aile tarafından ne yazık ki pek hafife alınır bir mevzu haline gelmiştir. O kadar ki, yedi yaşına kadar "Daha küçüktür, aklı ermez" düşüncesinin serbestisi içinde ahlâkî ve îmânî bilgi ve terbiyeden uzak olarak yetişen çocuğu, daha sonra tamamen tahsil hayatının hareketli atmosferi içine itip, sorumluluğu da okula yükleyen ve böylece mes'ûliyyetten, sorumluluktan kurtulduğunu zanneden aileler maalesef hemen hemen çoğunluğu teşkil etmektedir.  Halbuki bugün okullarımızda çocuğa hayatta lazım olacak maddî bilgilerin yanında manevî bilgi yok denecek kadar azdır. Bir çok kasıtlı öğretmen tarafından Müslüman Türk yavrularına din yerine dinsizlik, ahlak yerine ahlaksızlık dersleri verildiği, gazetelere geçen çeşitli hadiselerle de sabittir. Dinimiz hakkında ehliyetsiz öğretmenleri de hesaba katacak olursak tahsil gencinin dinimiz hakkında ne kadar yanlış ve kısır bilgiye sahip olduğu meydana çıkacaktır.  Ne hazindir ki, aileden ihtiyacını temin edememiş ve tahsil hayatında da bahtsızlığa uğramış bir çok gencimiz bu gün Müslümanlığın işareti ve delili olan kelime-i şehadeti getirmekten aciz olduğu gibi, her Müslüman’ın dilinin tesbihi olması gereken "Bismillâhirrahmânirrahîm" sözünü bile doğru dürüst telaffuz edememektedir. Karşılaşmış olduğum pek çok hadise, ne yazık ki, bu acı hakikatin canlı birer ispatıdır.  Bu hale örnek olmak üzere İslam dergisinde yayımlanan bir ibret vesikasını, ibret almaları temennisiyle, yavrularını dînî bilgi ve yaşayıştan mahrum olarak yetiştiren mes'ûliyyetsiz (sorumsuz) ana ve babalara ithaf ediyorum. Bu vesika (belge), dininden habersiz olarak yetişmiş ve ebeveyni tarafından tahsil için Fransa'ya gönderilmiş bir Türk gencinin Paris'ten anne ve babasına yazdığı yürekler acısı ve yüz karamız bir mektuptur:  

Sevgili anneciğim ve babacığım; Bu mektubu okuduğunuz zaman üzüleceğinizi biliyorum. Aylardan beri sustuğum için de üzülüyordunuz. Ama ne yapalım, başka türlü elimden gelmiyordu. Beni affedeceğinizi, mazur göreceğinizi umarım. Anneciğim, babacığım, Ben artık İslam dinini terk ederek Hıristiyan  oldum. Eğer böyle yaptığım için bir günah işlemişsem bilin ki, bu günah tamamen size aittir. Çünkü siz bana dinimi öğretmemişsiniz. Ben adımın Müslüman olduğunu biliyordum, o kadar. Fakat Müslümanlık nedir? Nasıl olur? Peygamberim kimdir ve nasıl kimsedir? Kur'an nasıl kitaptır? nelerden bahseder? Müslümanlıkta nasıl veya niçin ibâdet edilir? İşte bütün bunlar, bence bilinmeyen şeylerdir.

Buraya geldiğim zaman bütün Fransızların dindar olduklarını gördüm. Hemen her evde İsa ve Meryem'e ait birkaç resim vardır. Yemeğe oturdukları zaman dua okuyorlardı. Yatağa yattıkları zaman dua okuyorlardı. Ben ise onlara alık alık bakıp duruyordum.

Din, iman, Allah, Peygamber, Kur'an ve ibadet hakkında bana birçok sorular sorarlardı.

Ama ben hiç birine cevap veremiyordum. Siz bana bunları öğretmemiştiniz. Hatta benim memleketimde dindarlık ayıptı. Mesela: Lisede derse giren bazı hocalar dindarlığın yobazlık, gericilik olduğunu anlatır, ondan sonra derse başlarlardı. İçimizden birisi dinden bahsedecek olsa, öğretmenler olsun, öğrenciler olsun, hemen alay ederlerdi: "Hey yobaz! Kaçıncı asırdasın" derlerdi. Oruç tutmak bir suç, namaz kılmak bir ayıptı benim memleketimde!.

Burada ise durum tam tersinedir. Ne kadar aldanmışız, ne kadar aldatılmışız.  Avrupa'nın dinsiz olduğunu zannederdik. Dinsizliği ilerilik, dindarlığı gerilik sayardık. Halbuki ne kadar yanlışmış bu. Burada herkes, dinden, imandan, İsâ'dan bahsediyor. Dinsizler ise aslâ sevilmiyor. Genç-ihtiyar, herkesin cebinde bir İncil vardır.

Bütün bunların karşısında içimde derin bir boşluk hissettim. Herkes ibadet ediyordu. Ben ise, ne kendi dinimden, ne de onların dininden bir şey biliyordum. Yavaş yavaş Hıristiyanlığı öğrenmek için bir merak sardı beni Öğrendim ve nihayet işte Hıristiyan oldum. Artık tahsil masrafımı da kilise üzerine aldı.  Bundan sonra bana ister mektup gönderin, ister göndermeyin. Siz bilirsiniz. Ama tekrar ediyorum, eğer dinimi terk edip günahkâr olmuşsam bu günah tamamen size aittir. Allah sizi affetsin." Ey Müslüman anne ve babalar! Evlatlarınızı ve kendinizi dünya ve ukbâda mes'ud kılmak istiyorsanız bu mektuptan ibret alın ve evlatlarınızın günah yüklerini de omuzlarınıza yüklenerek rûz-u mahşerde, makam-ı âlide, Cenab-ı Rabbül'âleminin huzurunda bu günahların sorumlusu olarak hesap vereceğinizi unutmayın. Onları dînî ve îmanî bilgilerle yetiştirmek analık ve babalık vazifelerinizin en büyüğüdür. Bu idrake erişen ana ve babalara binlerce selam.

 

Bu yazı toplam 276 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.