1. HABERLER

  2. OTOMOBİL

  3. Evlilik kültürümüzden (Sözün Özü-Duran Erdoğan)
Evlilik kültürümüzden (Sözün Özü-Duran Erdoğan)

Evlilik kültürümüzden (Sözün Özü-Duran Erdoğan)

Eski ve yeni düğün geleneklerimiz Düğün denince aklıma önce ‘davul-zurna’ gelir. Hele uzaktayken öyle hoşuma gider ki sesleri... İçim kıpır-kıpır...

A+A-
Eski ve yeni düğün geleneklerimiz Düğün denince aklıma önce ‘davul-zurna’ gelir. Hele uzaktayken öyle hoşuma gider ki sesleri... İçim kıpır-kıpır olur, neredeyse uzaktan başlarım oynamaya... Hey gidi günler hey! Neydi o gençliğimdeki eski düğünler... Vay be! Kurugöllü Çarşaflı Cici Teyze: “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl, pire berber iken; Periler Padişahının oğlunun gönlü fakir bir çiftçi ailesinin kızına düşmüş” tekerlemesiyle başlardı masalına. Sonunda “kırk gün kırk gece yapılan düğünle onlar ererdi muradına, bizler çıkardık kerevetine” deyimiyle biterdi masal. Kırk gün kırk gece yapılan düğünler artık masallarda kaldı, kalmasına da; şimdiki düğünler de artık ‘kırk dakika’da bitirilir oldu. Düğünlerin bu kadar kısalmasının sebepleri ne olursa olsun; yine de yaşamadığımız, göremediğimiz düğünlerden ziyade, bizzat yaşayıp tadına ve keyfine vardığımız düğünler güzeldir, demekten kendimi alamıyorum. Çocukluğumun düğünlerinin ‘okuntu’ları elle yazılırdı: ‘Pazartesi günü başlayıp, Perşembe günü hitam bulan düğünümüze ‘maile’ ailece davetlisiniz’ denilirdi. Bayrak kaldırmadan bir önceki günü ve ‘gelin indirilişin’ ertesi günü yapılan ‘duvak açma’ merasimini de sayarsak; toplam altı gün ‘düğün derneği’nin düğün evindeki görüntüsüyle ‘nostalji’ yaşanırdı. Bir müddet sonra düğünler, Cuma günü başlayıp, Pazar günü bitirilir oldu... Nedeni ise, memurların da ‘düğün derneği’ne rahatlıkla katılımlarını sağlamak için. “Ömrün uzun, düğünün güzün olsun” sözü tekerleme veya deyim olmaktan da öte, aslında geleneği yansıtan bir temenni idi. Çünkü eski düğünler işlerin büyük bir çoğunluğunun bittiği ‘güz mevsimi’nde yapılırdı. Her ne hikmetse, erkeklerimiz kadınlar için: “ayda düğün varmış denilse, çıkmak için merdiven ararlar” diyerek, kadınlara hem takılır, hem de gelin alma alayına katılımlarını sağlayıp ‘yenge’ götürürler. Öte yandan “Kamber’siz düğün olmaz” veciz sözü, düğün kültürümüzde, yine kadınların erkeklere verdikleri destek ve güveni ifade eder. Düğün yapılan ve özellikle de damat evinin uzaktan görünmesini sağlayan ‘Düğün Bayrağı’nın bağlandığı sırığın tepesine takılan elma, bereket sembolü sayılır. Rızıktan bize de nasip olsun diyen çocuklar, bayrak sırığını taşlayıp, düşürdükleri elmayı yedikleri ve atılan taşlar kazalara neden olduğu için, bu âdetten vazgeçildi. Eski geleneklerden kardeş, emmi, dayı ve zirzop yolu şimdilerde artık yok oldu. Yok olan eski geleneklerden birisi de damat yakınlarından birisinin kağnı tekerine bağlanarak yokuş aşağı salıverilmesi veya belinden ip bağlanarak, tavana asılan pancarın kemirtilmesi. Yine kaybolan eski geleneklerden; sin-sin oyunu, deve oyunu, cirit, güreş gibi ve sair orta oyunları ile toprak damların üstüne davul-zurna eşliğinde ‘kelle atma’ yarışmasının yapılması da düğünlerin kültürel eğlence kaynağı ve kaymağı olmaktan çıkmıştır. Diğer yandan çocukların kırdan kazıp, hediye almak için acer (yeni) gelinlere sundukları bir demet ‘Çiğdem’de yavaş-yavaş âdetten çıkmıştır. Köçeklerin ve Abdalların yerini tek saz veya orkestra gurubu almıştır. Evlenen gençlerin düğününde eskiden köçek oynatılırken, şimdilerde başta yakınları olmak üzere genellikle davetliler kendileri oynamaktadır. Eline kına yakılan gelinin altın almak için avucunu açmaması; kız evinin kapısının bastırılarak düğün alayının sağdıcından bahşiş alınması, yöremizde kısmen yapılan geleneklerdendir. Günümüzde ‘düğün dernekleri’nin evlerinin önlerindeki sokaklara kurulan çadırlarda yüksek sesle çalınan müzikle gece yarılarına kadar misafirlerin ağırlanması çağdaş, modern bir görünüm değil...Şehir içi trafiği aksatan bu düzenlemeye yetkililerce anlayış gösterilerek, göz yumulması; silah atılması, içki içilmesi günümüz düğünlerinin çirkin öteki yüzüdür... Havaî fişek gösterisi, düğün geleneğimizde ‘eski köyümüze yeni âdet’ olup, yöremizde ‘şişkinliğin, yani sonradan görmenin alâmeti!’ sayılmaktadır. Evlilik kültürümüzde eski ve yeni düğün geleneklerimizi irdelerken maddiyat darlığı ve zaman kıtlığının etkin rol oynadığı gözlemlenmektedir. Kırk gün kırk gece süren eski düğünler, kırk dakikalık modern nikah merasimlerine dönüşüp, diğer yandan mutlu ve mükemmel evliliğin temeli olmaktadır. Sözün özü: Sanatçı Semiha Yankı diyor ki eski plakta: “Sevmek bir ömür sürer / sevişmek bir dakika”... Kızın ‘güzel’, oğlanın da ‘zengin’ olması evlilik için kural olsa bile, bence çok da önemli değil. Önemli olan ‘mantık evliliğinin’ yapılması...‘Sevgi ve hoş görüyle de pekişip perçinlenen’ böylesine evlilikte: ‘aşk asla bitmez!’ Kırşehirli’lerin deyimiyle: “O zaman gir oyna, çık oyna!” İşte sana bir ömür süren en güzel düğün!.. Hoşça kalınız...
Bu haber toplam 335 defa okunmuştur
Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.