1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. 'Engelli çocuğu evde bakımdan ziyade sosyalleştirmek gerekiyor'
'Engelli çocuğu evde bakımdan ziyade sosyalleştirmek gerekiyor'

'Engelli çocuğu evde bakımdan ziyade sosyalleştirmek gerekiyor'

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Araştırma Görevlisi Mahmut Çitil, Belediyeler kanununda dahi engelliler ile ilgili önemli...

A+A-
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Araştırma Görevlisi Mahmut Çitil, Belediyeler kanununda dahi engelliler ile ilgili önemli maddelerin olduğuna dikkat çekerken Ancak onları evde bakımdan ziyade sosyalleştirecek projelere imza atmak gerektiğini vurguladı.   Mahmut Çitil ile röportajımızın ikinci bölümünde engellilerin ve ailesinin sosyal hakları konusunda sohbetimiz devam ediyor. İşte röportajımızın ikinci bölümü… -Mahmut Bey ailelerin bilinçlendirilmesi konsunda kimlere görev düşüyor? GÜMRÜK KANUNDA BİLE ENGELLİLERLE İLGİLİ YASA VAR Şimdi benim yaptığım araştırmalarda ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor. Dünyada mesela Amerika’da devlet halkın sosyal adalet bünyesinde haklar veriyor; ama Amerika’da ya da batıdaki toplumsal yapıda insanlar kendi haklarını almak için mahkemelere başvuruyorlar, eylemler yapıyorlar. Bir şekilde aşağıdan yukarıya bir ivme oluyor ama bizim ülkemizde bu aşağıdan yukarıya değil de yukarıdan aşağıya bir model izliyor. Bütün tarihsel süreçte, özellikle uluslararası anlaşmalarda çabuk onaylamayı seven bir devlet anlayışımız var. Hemen, engelli hakları sözleşmesi çıkarsınlar biz imzalıyoruz. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak hemen hemen Avrupa ve Amerika standartlarında bir yasal uygulamaya sahibiz. Maaş veriliyor, yardım veriliyor, eğitim veriliyor. Ha bunun niteliği ve niceliğinde belki Türkiye sıkıntılı, daha çok para verilmesi gerekebilir ailelere, daha çok eğitim verilmesi gerekebilir. Bu tartışılabilir. Yüzlerce yasa var. Yani Gümrük Kanunu’nda bile engellilerle ilgili hüküm var.   RÖPORTAJIN İLK BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ   ENGELLİ AİLESİNE PRATİK BİLGİLER AKTARAN REHBER HAZIRLADIM Sosyal hizmet uzmanları, özel eğitim merkezleri, yine Milli Eğitimin belli kurumları Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kuruldu önceden Başbakanlığa bağlıydı. Aileler hocam işte biz bu tip bilgileri kimden alabiliriz diye sordukları zaman tek tek sayıyorum. Ben, ailelere yönelik pratik özellikler içeren bir yayın da hazırladım. İllerdeki, ilçelerdeki sosyal yardımlaşmalardan tutun da sağlık müdürlüklerine kadar hani hangi problemde nereye gideceklerini anlatan bu tip kılavuz yayınlar olabilir. Ama okuma yazma bilmeyen velilere ne yapacağız? Ona sizin bir broşür vermenizin de bir anlamı yok. İnsanlara rehberlik edecek, yönlendirecek, halkın içinde olan daha aktif bir yapıya geçilmesi lazım sanki Türkiye’de. Daha yüz yüze, benim Türkiye gerçekliğinden çıkarttığım sonuç o. DEVLET HAKKINI VERSİN GELİP KENDİ DE YAPSIN ZİHNİYETİ İSTENMİYOR Bir de mantalite önemli. Örneğin Büyükşehir Belediyesi’nin yine Belediyeler Kanunu’nda da hükümleri var. Belediyelerde eğitimci çalışması gerekiyor gibi birçok madde var. Engelli ya da engelli yakınının her işini tek tek yapıp sen evinde otur ben senin faturanı da yatırırım. Sen evinde otur ben sana yemek de getiririm değil. Onu bir fert ve birey olarak bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edip onun haklarını kendi kendine kullanmasını sağlamak ve bunda da kolaycılığa kaçmamak lazım. Yani şöyle bir şey olmamalı, tamam bize devlet her hakkı versin sonra da bunu devlet gelsin yapsın biz de bunu yapalım. Zaten istemiyor bunu birçok engelli ve engelli ailesi. Sorun orada, evet yasalda kâğıdın üstünde her şey var, bunu uygulaması çok mühim. EĞİTİMLE BIRAKMAMALI GELECEĞE DE HAZIRLANMALI Engelli çocuğu olan ailelerin dönem dönem çeşitli problemleri oluyor. Çocuk mesela ilk doğduğunda bu anlaşıldığı takdirde çocuk okul çağına gelene kadar daha çok bakım ve sağlık problemleri ön plana çıkarken, çocuk okul çağına geldikten sonra işte ergenlik 18 yaşlı çağlara kadar eğitim ağırlıklı gidiyor aile. Ama 18 yaştan sonrası istihdam, yine paralelinde sağlık, yine paralelinde erişilebilirlik, ulaşılabilirlik. Şimdi küçük bebeği evde bir odada tutuyorsunuz ama 12-13 yaşına gelmiş bir çocuğu, down sendromlu bir çocuğu evde tutmak zor yani o çocuk sokağa çıkmak istiyor, festivallere katılmak istiyor, konsere gitmek istiyor,  bunu sağlayamadığınız takdirde siz yüzde elli indirim de alsanız, otobüs biletini de ücretsiz verseniz bunun bir anlamı yok yani hem mantaliteyi hem maddiyatı hem maneviyatı bir arada götüren bir devlet millet ilişkisi kurmamız gerekiyor. Burada sadece devlete değil, sivil topluma da aileye de rol düşüyor. -Peki hocam sizin bu yasal haklarla ilgili yapmış olduğunuz bir çalışma var mı? Var, ben hem bu yasal hakların Türkiye’deki gelişimine yoğun odaklandım. Nasıl bu şeyler oluşmuş kısaca söyleyeyim. Az önce dediğim gibi genelde yukardan gelmiş ama bu yukardan gelişte de böyle bir topluluk bilinciyle bir tazyikten ziyade belli kişilerin müdahaleleri var, katkıları var. Sabancı ailesi, işte Köksal Toptan ki çocuğu engelli olduğu için bir dönem Milli Eğitim Bakanı oldu, işte yine çocuğu engelli olan Eskişehir Belediye Başkanı, yine çocuğu engelli olan Makbule Ölçer, Necati Ölçer gibi insanların bireysel ilişkileri, onların hikayelerini hatıralarını okuduğunuz zaman çok net görüyorsunuz etkili. Önemli hocalar var burada mesela Ayşegül Ataman Hocayı kesinlikle dile getirebilirim son dönemde bu konuyu bir mücadele alanı olarak görüyor yani sadece akademik çalışmalar yaparak da biz engelli dünyasına katkı sağlarız ama bunun dışında, hem onların haklarını savunan hem onlara haklarını öğreten bir akademisyen modeline de bence dönülmesi lazım. En azından sosyoloji, hukuk dallarında bu konuda çalışan başka hocaların da bu konuyla ilgilenmesi lazım. Çünkü biz zaten engellilerin eğitimiyle sorumlu bir anabilim dalıyız ya da bölümüz. PLANLI VE PROGRAMLI BİR KANUN ELE ALINMIYOR Biz yapmamız gerekeni yapıyoruz, eğitimle ilgili boyutu yapıyoruz; ama dedim ya bunun hukuki boyutu, sosyal boyutu, iletişim boyutunun da ele alınması lazım. Hem akademik hem de pratik sorumluların bu konuyu Türkiye’de iyice bir ortaya koyması lazım. Bir de gerçeğin farkında olmak lazım yani sahanın özelliklerini bilmemiz gerekiyor. O yüzden saha araştırmalarının yapılması lazım. Tarihsel süreçte gördüğüm gibi bir de mesela hükümet programları ya da devlet politikaları, kalkınma planlarını inceledim ben. Orada yazılıyor şu yapılacak, bu yapılacak. O, o zaman yapılmıyor. Planlı ve programlı bir şekilde konunun ele alındığını uzun zamandır görmüyoruz. Son yıllarda birçok olumlu gelişme var;  ama mesela 5 yıllık kalkınma planında net olarak bir tablo ve bu tabloya binaen yapılacaklar belirlenip bunun uygulandığı bir dönem yok Türkiye’de. ÖZEL EĞİTİM MERKEZLERİNDE ARAŞTIRMA YAPTIM Bu belki birçok konuda böyle. Sadece engelliler üzerinden bu konuya bakmamak gerekir ama maalesef engelliler boyutunda böyle. Bunun dışında ne yaptım; “ acaba aileler bu haklarını ne kadar biliyor”u merak ettim. Çok geniş bir araştırma imkanına  şansım olmadı. Bununla ilgili bir başka projeyle uğraşıyorum şimdi ama şöyle yaptım. Yine böyle bir rehabilitasyon merkezindeki ailelerden bir 15 kadarıyla çok derinlemesine görüşmeler yaptım. Birçoğu engellilerle ilgili yasal hakları az çok bildiğini düşünüyorlardı; ben, dört oturumluk bir eğitim yaptım bu ailelere. -Bu ailelerin sosyo ekonomik durumları nedir? ÜNİVERSİTELİ İLE İLKOKUL MEZUNU ARASINDA FARK YOK Sosyo ekonomik durumları değişiyor. Hani onunla ilgili net bir şey söyleyemem. Alt sosyo ekonomik düzey gibi söyleyebiliriz; ama bu konuyla ilgili de Türkiye’de çok net ve geniş bir bulgu yok evet buna yakın bir şey var; ama üst sosyo ekonomik düzeyden de ailelerin çocukları var ve mesela benim örneklem grubum çok geniş değil ama üniversite mezunu olan kişilerin çocuklarıyla ilgili bilgi düzeyleri ilkokul mezunu olanlardan çok da yüksek çıkmadı. Bu biraz dediğim gibi yaşanmışlıkla alakalı. Eğitimlerin sonunda bunların bilgi düzeyi arttı ve şöyle söyledi aileler; biz çok şeyi bilmiyormuşuz. Mesela, eğitimle ilgili hakları konusunda birçok aileyi etkin rol oynamaya yol açan hakları var ve sorumlulukları var. Ki medeni kanunda ailelerin çocuklarını eğitmesiyle ilgili özellikle engelli çocukların eğitilmesiyle ilgili hüküm vardır. Bunu söylediğim zaman “Aaa! medeni kanunda bu var mı?” diyor aile. Evet var, aslında bir cezai kaidesi olsa bunun;  yani çocuğunun eğitimine bunun başka eğitimle ilgili zorunlu eğitime göndermediği takdirde bir ceza var ama işte engelli çocuğunu eğitmeyip, toplumsallaştırmayıp, kilitleyen, kapatan aileler de vardı bu ülkede bir dönem, belki hala vardır, ümit ediyorum yoktur ama bunlara gerçekten yaptırım getirecek düzenlemeler eksik. Cezayla da aslında bir problem çözülmüyor.  Cezaya da karşıyım. Cezadan ziyade teşvik olmalı. Yani 50 tane personel çalıştıran bir yerde yüzde 3-4 engelli personel istihdam edilir derseniz, bu 50 kişide yüzde 3-4; bir ya da bir buçuk kişi eder.  O bir ya da bir buçuk kişiyi çalıştırmadığı takdirde kişi sadece yılda 500 TL, 1.000 TL bir ceza ödüyorsa, bunu ödeyebilir çok para kazanıyorsa. Ama şunu derseniz; çalıştırdığınız kişinin işte şu kadar yıl sigortasını devlet karşılıyor, şuradan vergiden düşersiniz falan diye teşvik edilirse, daha yararlı olacağını düşünüyor. -Özel eğitim okullarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? ÖZEL EĞİTİME YÖNELİK HİZMET VEREN RESMİ OKUL SAYISI ÇOK AZ “Özel Eğitim Okulları” modeli de Türkiye’de oturamadı. Özel  eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim almasını devlet destekliyor ama bu tek başına yeterli bir şey olmuyor.  Bu bir destek eğitim hususuna giriyor. Yani hem eğitim, hem istihdam, hem ekonomik haklar, birçok konuda çok iyi durumdayız ama Türkiye gerçekleriyle bazı önlemler almamız ve değişimler yapmamız lazım. Mesela rehabilitasyon merkezi Türkiye’nin gerçeği, dünyada çok fazla örneği yok.  Bu kadar mesela 175 tane kurumdan bahsediyoruz. Acaba araştırsak, saysak Ankara’da bizzat  özel eğitime yönelik hizmet veren resmi okul sayısı kaçtır. Taş çatlasa 30’dur. Yani bakın onu inceleyelim, görelim belki 40’tır ama 50 değildir. 175’e karşı 50 düşünün. Yani bu Türkiye’de uygulamadan kaynaklanan belli problemler var. -Özel Eğitim Okullarında nasıl bir değişiklik olabilir, örneğin özel eğitim merkezlerinde özel eğitim öğretmenlerinin bulunması şartı konulamaz mı? Evet, çok teşekkür ediyorum. Çok önemli bir konuya değindiniz. Şimdi, rehabilitasyon merkezlerinin Türkiye’de açılışı bu işin kamuda çok oturmadığı dönemlerde başlamıştı. Zaten biz de özel eğitim alanına personel yetiştirme konusunda çok geniş bir sayıya ulaşamamıştık. O yıllarda bir çok özellikle (SHÇEK)’e bağlı eskiden bu  Başbakanlığa bağlı olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı bu tip rehabilitasyon merkezleri açıldı. Bunlar daha rehabilite, yani rehabilitasyonla eğitim aynı şey değil bunu da bir kere belirtmek lazım. Rehabilitasyon amaçlı psikolojik tedaviler, daha sosyal hizmet uzmanlarının yaptığı işler gibi görünürken sonradan hepsi  birer eğitim kurumuna dönmeye başladı. Yani akademik destek veren yerler oldu. Burada bir aile var, ailenin psikolojik durumu var. Bu ailenin yine sosyal hizmet uzmanları boyutu var, tıbbi boyutu var, doktor boyutu,  orada SHÇEK’ler açıldı yaygınlaştı, daha sonra bunu Milli Eğitim’de kurs şeklinde de açmaya başladılar böyle bir “iki başlılık” oluştu. 5378 sayılı kanun 2007’ye kadar süre tanıdı bunlara, hepsini Milli Eğitim’e geçirdi. Bu bence olumlu bir gelişme oldu, en azından eğitim işinin bir eğitim kurumu tarafından yönetilmesi ve denetlenmesi. Ancak Milli Eğitim bu kurumlardaki sıkıntıları ortadan kaldırmak için yaptığı birçok düzenlemede iyi niyetli ya da kötü niyetli bilemem ama yani çok başarılı olamadı. Eğer incelense bakılsa, 2007’den bu yana Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleriyle ilgili tip ve çerçeve yönetmelikler, ne kadar değiştirildi, ne kadar genelge çıktı, RAM’lardaki tanımlama süreci ve rehabilitasyon merkezlerine yönelik o geçişlerle ilgili ne tür değişiklikler yapıldı baksanız hala bir şey yok. Çünkü süreç zamanındaki boşluktan ortaya çıkmış, sistem boşluk kaldırmaz. Yani ben aslında bunun altını dolduracak araştırmalara başladım ama işin doğrusunu söylemek gerekirse bu gerçeği en nitelikli şekliyle götürebilmek gerekir. Şimdi düşünün siz kurumları SHÇEK’ten aldınız Milli Eğitime verdiniz Milli Eğitim’deki personel buraya gelip buranın fiziki koşullarına bakacaktır. Muhtemelen girişine çıkışına ben de bakarım ama burada personelin niteliği ve personelin verdiği eğitimin kalitesini anlama konusunda bir sıkıntı var. Şimdi müfettiş bunu ne kadar biliyor, müfettiş bunu ne kadar denetleyebilir. Çok fazla özel eğitimci yok özel sektörde olan. Bunlar da işte birer ikişer gidiyorlar mesela şu kurum benim bildiğim kadarıyla özel eğitimci sayısı yüksek. Özel eğitimciler de lisans üstü eğitim yapan insanlardan oluşuyor. Şimdi böyle bir kuruma bir de emekli öğretmenlerden,  lise mezunlarından mürekkep bir kurum var. Aile, eğitimle ilgili haklarını bilmiyor. Eğitimin ne olduğunun çok farkında değil. Bu konuda yönlendirilmemiş, bilinçlendirilmemiş. Şimdi yan sokakta rehabilitasyon merkezine giden çocuk, buradaki rehabilitasyon merkezine giden çocuğa göre eşitsiz. Yani eğitimde fırsat eşitliği yok. Bir bakış açısıyla sahi bu rehabilitasyona ne gerek var, devlet bu işi bu güne kadar daha farklı oturtmadı 1950’lerden bu yana? sorusunu da sorabilirsiniz. Rehabilitasyonlara gerek kalacak sosyal boşluk neden sağlandı? sorusunu da sorabilirsiniz. Şimdi rehabilitasyonlar kapatılsın demek de çok mantıklı ve kolay bir şey değil. Rehabilitasyonlar böyle kalsın demek de çok mantıklı ve kolay bir şey değil. Bunun çözümü dediğim gibi profesyonelliğin ve yönetim biçiminin biraz da değişmesi lazım. Eğitimi yöneten kurumların eğitimi bilmesi lazım. Özellikle Özel Eğitim Genel Müdürlüğü ve Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü,  yani işi bilen insanlardan oluşması lazım. Avrupa’da ve Amerika’da özel okullar da var, kamu kurumları da var. Bazı devletler engelli çocukların hepsini  normal okullarda eğitirken bazıları ayrı okullar yapıyor. Bu ülkelerin gerçeğine, eğitim kültürüne göre değişiyor. Ama şunu söyleyeyim biz binlerce yıllık eğitim tarihi olan bir toplumuz. Yani biz başkalarından ziyade kendi gerçeklerimizle çok daha etkili bir model oluşturabiliriz. Ben buna inanıyorum. İlla gidip de hani “şu ne yapıyor, bu ne yapıyor’’ dan ziyade Türkiye’nin gerçeklerini irdeleyip oradan iyi bir model ortaya koyabiliriz ama şu anki model işin doğrusunu söylemek gerekirse tatmin edici bir model değil. -Hocam peki bu yapmış olduğunuz araştırmayı daha geniş kitlelere nasıl yayabiliriz yani bununla ilgili düşünceleriniz var mı? KÜÇÜK GRUPLARA ULAŞABİLECEK BİR AĞ KURMAK LAZIM Şimdi sadece yasal hakları boyutu değil malumunuz engelli çocuğun problemli davranışlarını değiştirmeye yönelik aile eğitiminde olabilir bu. Ailelerin yine psikolojik rahatlamalarına yönelik eğitim de olabilir yani aile eğitiminin türleri var. Aile eğitimi konusunu daha çok ciddiye almamız lazım. Özel eğitimle ilgili devlet eğitim müfredat programlarında  “aile eğitim bölümü” vardır, bir sayfa yazılmıştır, o sayfa orada kalmıştır. Yani personeli eğitmeyi de artırmak gerekiyor. Sadece lisansta verdiğiniz eğitim yetmez buna hizmet içinde de eğitim vermek gerekiyor ve aileyi eğitecek nitelikte personel de eğitmek gerekiyor. Şimdi ben konuya ilgi duydum, oturdum araştırdım önce bir engellilerin haklarını öğrenmeye çalıştım. Ne kadar öğrendim onu bilmiyorum. Çok eksiğim vardı. Öğrendikten sonra öğrendiklerimi aktarmaya çalıştım, bunu bir bilimsel metotla aktardım ve sonuç çok olumlu çıktı. Demek ki bu konuyla ilgili bilgi sahibi insanlar yetiştirmeliyiz ve bu insanların gidip ailelere hem böyle küçük grup toplantıları, hem genel seminerler, hem birebir temas etmesi lazım. Yani ailelere sordum dedim ki haklarla ilgili bildiklerinizi nereden öğrendiniz. Biri diyor ki “benim kızım çok ilgileniyor, bunu internetten öğreniyor”, biri diyor ki “benim avukatım var onu arıyorum soruyorum”, çoğu da rehabilitasyon merkezi veya okuldaki diğer annelerden öğreniyor ve burada şöyle bir risk var arkadaşlar; yanlış bilgi yanlış da dağılabiliyor. Yani tamam arkadaşına soruyor. “Şu nasıldır?” diyor, arkadaşından gördüğünü öğrenmeye çalışıyor doğal olarak. O yüzden Türkiye’nin gerçeklerine göre bir aile profili belirleyip bu profile göre de çözüm önerileri bulmak lazım. Eğer internet kullanımı çok yaygınsa internet üzerinden böyle daha paket şeyler yapılabilir. Ama daha çok sözel iletişim yaygınsa buna yönelik önlemler alınabilir diye düşünüyorum. Ama benim tahminim gördüğüm kadarıyla bugüne kadar yaptığım çalışmalar daha küçük gruplara ulaşabilecek bir ağ kurmak, yani hani gezerek özel eğitim görevi yapan öğretmen vardır ya, böyle gezerek bilgilendirme yapan engelli uzmanı gibi bir model önerebilirim. -175 tane kurum dedik. Bu kurumlardan ikişer tane aile alsak, onları bu konuda donanımlı hale getirsek ve düzenli olarak denetlesek ve yeni bilgiler aktarsak, İletişime geçseler birbirleriyle etkili olabilir mi? TÜRK HALKININ BU MESELEYE DAHA ÇOK DUYARLI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM Ha, o da bir model olabilir. Hatta bu yeni kamu reformunda da benzer şeyler var. Siz daha iyi bilirsiniz, yine devlet kurumlarını halktan birilerinin denetlemeleri, “ombudsman’lık müessesesi” gibi . Yani bunlar dediğim gibi modeller, biz sonuçta eğitim bilimciyiz yani ben eğitim sosyoloğuyum ve özel eğitimciyim. Bildiğim kadarıyla söyleyebilirim ama bu yönetim organizasyon işlerini daha iyi bilen ana bilim dalları,  aslında bu işi bizimle birlikte çalışarak disiplinler arası bir model önerebilirler. Ama ben en doğru ve iyi olacak model hangisi bilemem, denememiz lazım, dediğiniz gibi “alacağız bakacağız”, ben ancak bunu bir bilimsel çalışmanın sonucunda söyleyebilirim ama şu an söyleyemem, bakacağız. Şunu söyleyeyim;  dedim ya özel eğitimin Türkiye’deki tarihsel sürecini,  özellikle engelli haklarını ele aldığımız zaman her geçen yıl bu işin çok daha iyi, çok daha nitelikli, çok daha yaygınlaştığını görüyorum, sayının arttığını görüyorum, bunun iyi bir gelişme olduğunu düşünüyorum ve çok umutluyum. Yani Türk halkının bu meseleye artık çok duyarlı olduğunu, engelli çocuğu olan ailelerin de daha istekli daha çocuklarının geleceğine yönelik, daha etkili donanıma ulaştığını düşünüyorum. Yani böyle de bir umudum var. Devlet üzerine düşeni yapacak, üniversite üzerine düşeni yapacak, özel sektör üzerine düşeni yapacak, MEB’de üzerine düşeni yapacak, bu iş böyle çözülecek. Yani Türkiye’yi bu konuda parlak bir gelecek beklediğini düşünüyorum.   GÜLİSTAN YALÇIN
Bu haber toplam 318 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.