1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Endonezya Gezimiz - 8 (Rüya gibi bir ülke!)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Endonezya Gezimiz - 8 (Rüya gibi bir ülke!)

A+A-

sanat kalemi

alattin-karaer---kose-yazisi1.jpeg

 

“Öğrenmek istiyorsan seyahat etmelisin.”

Mark Twain

 

     Güler yüzlü Müslümanları geride bırakarak, İstiklal Caminin tam karşısında ise ülkenin merkez kilisesi yer alıyor demiştik. Rehber eşliğinde grubunuz, Jakarta Kilisesine doğru yürümeye başladı.

     Kadını ve erkeği bir arada gördüğümüz Endonezya Müslümanları bizleri hayrete düşürdü diyebiliriz.

     Bu arada Osman Nuri Topbaş’ın “Müslüman’ın Para ile İmtihanı” kitabında, Endonezya, İslam’ı Nasıl Seçti? Yazısını da sizlerle paylaşmak istedim.

    Bugün en çok Müslüman nüfusa sahip olan ülke Endonezya, nasıl Müslüman oldu?

     Gönlü İslâm’ın güzellikleriyle yoğrulmuş, kumaş ticareti ile uğraşan Müslüman bir tacir, günün birinde kumaşlarını bir gemiye yükleyerek Endonezya’ya gider ve oraya yerleşerek ticaretine devam eder.

     Hazret-i Ömer, yanında bir kimse methedildiği zaman, methedene üç şeyi, yani:

    “–Sen onunla hiç komşuluk, yolculuk veya ticaret yaptın mı?” diye sordu.

     Muhatabı üçünü de yapmadığını söyleyince:

    “–Sanırım sen onun camide Kur’ân okurken başını salladığını gördün!” dedi. Adamın da Evet, öyle.” demesi üzerine Hazret-i Ömer:

    “–O zaman fazla metihte bulunma! Zira ihlâs, kulun başını sallamasında değildir.” buyurdu.

     Getirdiği kaliteli kumaşlar tam da halkın aradığı cinstendir. Kendisi ise kanaat sahibi bir Mümin olduğundan; “Varsın kazancım az olsun, lâkin temiz ve helâl olsun.” düşüncesindedir. Bu sebeple Gabn-i Fahiş denilen, bir malı değerinin çok üstünde satmaya hiç meyletmez. Kısa zamanda zengin olma hayal ve hırsına kapılmaz.

     İşe geç geldiği bir gün, tezgâhtarın sattığı mallardan çok yüksek bir kâr elde ettiğini görür ve bunun üzerine tezgâhtar ile aralarında şöyle bir konuşma geçer:

 

    “–Hangi kumaştan sattın?”

    “–Şu kumaştan efendim.”

    “–Kaça sattın?”

    “–On akçeye.”

    “–Nasıl olur? Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Adamcağızın bize hakkı geçmiş. Görsen tanır mısın onu?”

    “–Evet, tanırım!”

    “–O hâlde hemen git ve o müşteriyi buraya getir. Onunla vakit kaybetmeden helâlleşmem lâzım.”

     Tezgâhtar gider, müşteriyi bulup getirir. Dükkân sahibi, müşteriyi karşısında görür görmez, kendisinden helâllik ister ve tezgâhtar tarafından alınan fazla parayı da müşteriye uzatır. Müşteri ise daha evvel hiç karşılaşmadığı bu güzel muamele karşısında büyük bir hayret içindedir. Kendi kendine; “Hakkını helâl et?”  cümlesinin manasını kavramaya çalışır.

     Bu hâdise, kısa sürede dilden dile dolaşır. Çok geçmeden de kralın kulağına kadar ulaşır. Sonunda kral, kumaş tüccarını saraya çağırır ve:

     “–Sizin yaptığınız bu davranışı biz daha önce ne duyduk, ne de gördük!. Sizin bu hâliniz, bize bir muamma oldu. Bunu bize îzah eder misiniz?” diye sorar.

     Tüccar ise kemâl-i edeple:

    “–Ben bir Müslüman’ım. İslâm’da mülk, Allâh’ındır. Kul sadece bir emanetçidir. Ayrıca   İslâm’da haksız kazanç, faiz, istismar, Gabn-i Fahiş (kandırmak suretiyle değerinin çok üstünde satış yapmak) ve toplumun zararına olan bütün satışlar yasaktır. Bu alışverişte ise müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram karışmıştı. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.” diyerek cevap verir.

     Rasûlullah buyurur:

   “Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle muamele etti. Çünkü bu adam sattığında, aldığında, borcunu istediğinde (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdi.” (Tirmizî, Büyû, 75/1320)

     Bunun üzerine kral:

    “–İslam nedir, Müslüman olmak neyi gerektirir?” gibi soruları peş peşe sıralamaya başlar.

     Tüccar da soruları birer birer, tatlı bir üslûpla cevaplandırır.

     Böyle bir dinin varlığını bu vesileyle ilk defa duyan kral, fazla vakit geçirmeden İslâm ile şereflenir. Daha sonra kısa bir müddet içinde halk da Müslüman olur. (Mehmet Paksu, Îman Hayata Geçince.)

     İşte dünya devletleri içinde -yaklaşık 250 milyonluk- en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip olan bugünkü Endonezya’nın İslâm’ı kabul etmesindeki sır, belki de sadece bu beş akçelik kumaş ticaretinde sergilenen İslâm ahlâkıdır. Müslüman tacirin yaptığı şey ise:

    İslâm şahsiyet ve vakarını temsil ederek İslâm’ın güler yüzünü ve gönül dokusunu fiilen sergilemektir.

devam edecek…

alattin-karaer---kose-yazisi2.jpegalattin-karaer---kose-yazisi3.jpeg

Bu yazı toplam 269 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.