1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Endonezya Gezimiz-30 (Rüya gibi bir ülke!)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Endonezya Gezimiz-30 (Rüya gibi bir ülke!)

A+A-

Sanat kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-042.jpeg

 

“Eğer yeterince çalışırsak herşeyi becerebiliriz.”

Endonezya Atasözü

 

     Her ülkenin kendine has tarihsel evrimi vardır. Bu tarihsel evrimde genelde halk kesimi, kıyıma uğrar ve acı çekerler. Biz gezi amaçlı gittiğimiz ve ayrı bir konu olduğu için, Endonezya’nın tarihsel evrimine fazla değinmedik. Sayfalarda yetmez!

     Ubud Kraliyet Sarayı’nın önünde buluşmak üzere serbest kalıyoruz. Grup Ubud caddelerini fethetmek için dağılıyor.

     II. Dünya Savaşı, adaya zorluk getirdi ve Ubud önemli derecede acı çekti. Japonlar istila etti ve bunu daha sonra Hollandalılara karşı bağımsızlık için şiddetli bir mücadele izledi. Endonezya halkı 1945’te özgürlüğünü ve ilk başkanını kazandı, ancak yaklaşık 20 yıl sonra 1965 yılının sonuyla 1966 yılının başında Endonezya’da ülkeyi baştan başa kana bulayan yakın tarihin en büyük toplu kıyımlarından bir yaşandı. Bir milyon insanın hunharca öldürüldüğü, yüzbinlerce insanın zindanlarda akıl almaz koşullar altında süründürüldüğü, halkın birbirine kırdırılması olayı, Amerika Birleşik Devletleri’nin II. Dünya Savaşı sonrası Uzak Asya’da güttüğü politikanın bir sonucuydu!

     “Komünist bir darbe” denilen adalar genelinde binlerce cinayet gördü.

      Neredeyse 20 yıllık belirsizlikten sonra, 1970'lerde, sırt çantalı gezginlerin ve hippilerin yeni deneyimler aramaya başladıkları zaman, Ubud'da turizm yeniden başladı. Düzenli bir ziyaretçi akışı o zamandan beri kendilerini peyzajın yoğun güzelliği ve halkının zarif misafirperverliği ile büyüledi. Ubud, 21. yüzyılı onurla kucaklamayı ve hala zamansız sanatını, kültürünü ve dinini korumayı başardı. Güçlü bir topluluk duygusu ve nadir ruhsal enerji ile kutsanmış önemli bir yer.

     Endonezya’da toplumsal ve siyasal gelişmeye göz attığımızda, Batıda XVI. yüzyılla birlikte hızla gelişen sömürgeleşme eylemlerine sıkı sıkıya bağlıdır.

     Batılıların Güney doğu Asya’ya gelmelerinden önce Endonezya, kendi aralarında ya da Çin, Hint ve Arap devletleriyle ticari ilişkilerde bulunan, irili ufaklı birçok devletlerin en büyüğü ve gelişmişi, binlerce adayı egemenliği altında bulunduran Srivijaya’dır.

     Güney Doğu Asya’ya ilk gelen yabancılar Portekizliler oldu. 1511 yılında Portekizlilerin, yörenin en büyük ticaret merkezi olan Malacca’yı ele geçirmeleri,  Srivijaya’nın önemini yitirmesine yol açtı ve Portekizliler kısa bir süre içinde, Endonezya’nın bütün baharat ticaretini ele geçirdi.  Ancak Portekiz devlet, Güney Doğu Asya’da bir sömürge imparatorluğu kurmayı başaramadı. Portekiz, sadece, baharat ticaretinden büyük karlar sağlamaya başlamış, ülkenin siyasal, sosyal yaşamına dokunmamıştır.

     Ülkede yapısal değişimlere yol açan gerçek anlamda sömürgecilik XVII. yüzyılda Portekizlilerin, yerlerini Hollandalılara bırakmasıyla başladı.

     XVII. yüzyılda Hollanda, Avrupa’nın en güçlü ve en zengin imparatorluklarındandı. Güney Doğu Asya’nın zenginliklerine göz koyan Hollanda, bu amacını gerçekleştirmek için 1662 yılında Doğu Hint Şirketi’ni kurdu. Güney Doğu Asya’nın ve Endonezya’nın en önemli merkezi Java esas olmak üzere, yörede güçlü bir imparatorluk kurmak isteyen Hollanda, amacına bu şirket aracılığıyla ulaşmıştır.

     XVII. yüzyıl boyunca sürdürdüğü mücadeleler sonunda, Java’da siyasal birliği sağlayan Müslüman Mataram devletinin gücünü yok edip bölgeyi denetimi altına almayı başardı. Siyasal birliği bozmayı başaran Hollandalılar, merkezi otoriteye karşı mahalli şefleri destekleyip, onların kendi aralarındaki çelişkilerinden yararlanarak bölgeyi ele geçirirken, aynı zamanda, ekonomik alanda feodal ilişkilerin yerleşmesine de sebep oldular. Böylece Java çevresinde yoğunlaşan Hollanda egemenliği, ülkede XVII. yüzyıl kapitalizmine uygun bir sosyo – ekonomik yapının biçimlenmesine yol açmış oldu…

     Biz burada keselim. Güzel gezimizi sinir bozucu bir duruma dönüştürmeyelim.

     Ubud cadde ve sokaklarını fethettik.

     Otelimize döndük.

     Sabah, rehberimizle birlikte deniz altı gemisi turuna katılacaklar gittiler. Bzide otelde zaman geçirdik öğleye kadar. Öğle sonrası havaalanına girmek üzere otelden ayrıldık.

     Güler yüzlü Endonezya halkını geride bırakarak, uçağımızla Singapur’a uçtuk.

     Gece 23.00 gibi, Dünyanın en iyi havalimanı,  Singapur Changi Havalimanından İstanbul’a hareket ettik.

     Bir gezimizin sonun ve vedalaşmalar…

     Değerli okuyucularımız, Gördüğüm, yaşadığım, okuduğum, rehberimizin ve gezginlerin anlattıklarıyla,  Endonezya gezimizi günlerdir sizler çektiğimiz fotoğraflarla birlikte sizlerle paylaştık. Eksiklerimiz olmuştur elbette! Doğaçlama şeklinde sizlere anlatmaya çalıştık.

     Tüm gazete çalışanlarına, fotoğrafların üzerine ilgili yerleri yazmada bana yardımcı olan, Av. Mustafa Duman ve kızım Barış Demir’e ayrı ayrı teşekkür ederim.

     Başka bir gezide buluşmak üzere…

     Her gezimizin sonunda çok sevdiğim Ayten Alpman’ın söylediği şarkı kulaklarımda yankılanıyordu.

 

Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim

Lay Lay...

Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma

Lay Lay...

Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepside sevdalı
Ben gönümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim

Lay… BİTTİ

alaattin-karaer--kose-yazisi2-042.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi3-033.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi4-018.jpegendonezya-30-2.jpegendonezya-30-5.jpegendonezya-30-6.jpeg

Bu yazı toplam 442 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.