1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Endonezya Gezimiz – 16 (Rüya gibi bir ülke!)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Endonezya Gezimiz – 16 (Rüya gibi bir ülke!)

A+A-

Sanat kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-034.jpeg

 

 

“Kişi bir yere gitmek için değil yeni şeyler görmek için yola çıkar.”

Henry Miller

 

     Dinlenmiş olarak sabah kahvaltısından sonra, yine yolardayız. Yogyakartayı fethedeceğiz. Yogyakarta “Sultan Sarayı”ndayız.

     Kraton Yogyakarta denilen saray Cava kültürü yaşayan müzesidir. Saray, Yogyakarta Sultanı ve ailesinin ana yaşam alanıdır. Cava halkı için kültürel bir merkez haline gelmiş ve padişahın mallarını gösteren bir müzeyi içeriyor.

     Yogyakarta krallığı, Giyanti anlaşmasının ardından 1755 yılında kuruldu. Yogyakarta Sultan sarayı aynı zamanda mitler tarafından kapsanmaktadır. Sarayın mekansal düzenlemesi, kullanılan addan başlayarak, her biri felsefe değeri ve mitolojiye sahip olan mimari detaylar ve binaya doğru yönelen eski Yogyakarta şehrinin manzarasına dayanmaktadır.

     Yogyakarta Sultan Sarayı, turistlerin işlerini yaparken kraliyet görevlilerinin faaliyetlerini gözlemleyebileceği Yogyakarta'nın ikonlarından biri haline geldi. Sarayın çevresinde araba, silah, çeşitli batik türleri bulunmaktadır. Bazen sarayın içindeki klasik Cava sanat gösterisini de görebilirsiniz. Yogyakarta Kraton Muhafızları tarafından korunmaktadır

     Endonezya’nın Yogyakarta kentindeki bu sarayda, nesiller boyunca geçen iki şeref var.

     Her iki durumda da, bir oğul doğduğunda, baba çocuğunun bir gün özel bir sorumluluk alacağını bilir. Çocuğun atalarının izlerini takip etmesi doğru ve görevidir.

     Bu onurlardan biri on sekizinci yüzyıla kadar uzanan kalıtsal bir unvan olan Yogyakarta Sultanı olmaktır.

     Ailede kalan diğer büyük onur sarayda bir bekçi olmaktır.

     İşi yeni nesile geçiren sadece telif değil, aynı zamanda hayatlarını kraliyet korumasına adayanlar da.

     Bugün toplamda iki bin saray muhafızı var. Sadece yaklaşık bin kişi aktif.

     Yaşam boyu sürecek bir iş, yaşlandıkça ve artık fiziksel olarak çalışamadıkları için hizmet dışı bırakılmak yerine ilgileniliyorlar.

     Herhangi bir günde, gerçekten çalışan yaklaşık yüz saray muhafızı var.

     Saray Yogyakarta’da Keroton olarak bilnir. Sabah ziyarete açık olmasına rağmen, bökgedeki siyasi alanın hala işleyen bir parçası.

     Sultan, 1945 yılında Endonezya’nın bağımsızlık ilanından bu yana, iktidar değil, bu özel unvanı elinde tutuyor ve aynı zamanda otomatik olarak bölge valisi. Bu nedenle Keraton resmi işlevler, siyasi toplantılar ve kraliyet ikametgahı olarak kullanılıyor.

     Ayrıca, bileşik ve insanlarla kültürel bir bağlantı var. Avluların ve hatta ağaçların yerleştirilmesi, bazı yönlerden yerel halk tarafından neredeyse manevi bir bağ oluşturmuş.

     Sarayın orta kısmındaki bezemelerin çoğunda Budist, İslami ve Hintçe unsurlar var.

     Keraton ve insanlarla olan bağlantı güçlü. Buradaki insanlar arasında liderliğe gerçek bir sevgi ve saygı var gibi görünüyor.

     Bu saray kompleksi, eski ile yeni arasındaki köprü ve kültürleri birleştiren inançtır.

     Saraydan çıkıyoruz. Saray çevresi satıcılarla dolu. Trafiğin verdiği kalabalıktan dolayı, buraya dolmuşlarla gelmiştik. Dolmuş otobüsümüzün olduğu yere götürdü.

     İşte şimdi yandık!

     Jogia’da mükemmel gümüş eşya ve mücevherlerle bilinen tarihi bir mahalle olan Kote Gede’ye gidiyoruz.

     Genelde gümüş ağırlıklı bir atölye mağazasına girdik grup olarak. Neyse ki fazla ilgi göstermediler bizimkiler. Daha önce Mardin’e giden eşim, oradakilerin daha güzel ve işçilikli olduğunu ve fiyatlarında buradakilerden uygun olduğunu söyledi. Ben kurtulmuştum.

     Güzel yapılan heykeller, tablolar gerçekten güzeldi. Gezmekle yetindik çoğumuz, mağazanın karşısındaki cafe’ye uğradık. Orada da satış reyonunda kahve, çay v.b  şeyler de vardı. Daha sonra bahsederim. Endonezya’nın pahalı ve meşhur kedi pisliğinden yapılan kahvesi varmış. Açıkçası benim deyimimle Kedi boku kahvesi. Eşim böyle deyince kızıyor bana. Artık ne diyeyim, kibar olsun diye, kedi kakası kahvesi diyeyim dedim.

     Eşimle Av. Mustafa Duman tutturdular, bir buraya kadar gelmişiz de içmeden mi gideceğiz diye!

     Kedi Boku Kahvesinin imal edildiği yere gidecekmişiz. Artık orada tadına bakarlar!

     Gümüş işinden ucuz kurtulmuştuk. Soluk dahi almadan, Batik imal edilen yere gidiyoruz. Daha doğrusu satış yerindeyiz. Gerçekten çok güzel desenler, modeller…

     Grubumuzdan Hüseyin Akbıyık, böyle şeylerden anlıyor. Gittiğimiz yerlerde, resim tablolarını kaçırmamaya çalışıyor. İlgi alanı demek ki! Fiyatlarını da az çok biliyor. Ankara’daki evleri tablo doluymuş!

     Sağ olsunlar, kendilerine alırken eşi Beyhan Akbıyık ve Yurdanur Duman ortaklaşa bize de, daha sonra çerçeveleteceğimiz. Batik almışlar. Yaptılar bir iyilik hiç olmazsa çerçeveletip getirselerdi. Ne yazacağı mı ne diyeceğimi bilmiyorum, hatalı telaffuz etmiş olabilirim kusura bakmayın.  Biraz önce yazarken Butik yazmışım. Batik! Batik!

     Birkaç kez yazayım da şaşırmayayım…

     Batik: İhtişamlı, lüks elbiseler konu edildiğinde batik elbise akla gelir. Elbise gibi, masa örtüleri, yastık yüzü, duvar örtüleri, şal, eşarp, çocuk giysilerinin de yapıldığı "batik dokumalar" günümüzde bütün dünyanın ilgisini çekmektedir.

     Batik çıkış yeri Endonezya olan, yüzyıllar kadar eski bir teknikmiş. Neredeyse Endonezya’nın ulusal kimliğiymiş de bizim haberimiz yokmuş.

     Batik konusuna da girersek iş uzayacak.

     Öğle yemeği için, “Pesta Perak Restaurant” dayız. devam edecek…

alaattin-karaer--kose-yazisi2-034.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi3-025.jpeg

alaattin-karaer--kose-yazisi4-009.jpegendonezya-16-3-.jpegendonezya-16-5-.jpegendonezya-16-7_.jpegendonezzya-16-4.jpeg

Bu yazı toplam 266 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.