1. HABERLER

  2. SPOR

  3. EN GÜZEL İSİMLER
EN GÜZEL İSİMLER

EN GÜZEL İSİMLER

       Kalemini ve seçtiği konuları -daha açık deyişle- öykülerini beğendiğim yazarlardan birisi de Erhan Bener’dir. Birkaç eserini okudum; ama...

A+A-

       Kalemini ve seçtiği konuları -daha açık deyişle- öykülerini beğendiğim yazarlardan birisi de Erhan Bener’dir. Birkaç eserini okudum; ama beni etkileyen klasikleşmiş eserlerinden ‘Bürokratlar’ gençlik yıllarımda Milliyet Gazetesinde tefrika olarak okuduğum ‘anı-öykü’ südür. T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü de yapmış olan bu zat-ı şahane ediple birkaç kez karşılaşmama rağmen; cesaret edipte edebiyat muhabbeti edemedim, çok üzgünüm.

      Ömrümün otuz yıla yakını Kamuda, Ankara’da, memuriyette geçti. Her gün, her saniye iş icabı birlikte çalıştığım, pek çoğunun cemaziyelevvelini de iyi bildiğim, yaşantısı ve davranışları ibretlik, kendini ‘bürokrat’ sayan ve sanan (çok orijinal-antika-cevher) tanıdıklarım vardı. Eğer yazacaklarım bunlarda -ya yoksa kanaatimin vebâli- bu bürokrat müsveddelerinin özellerini -öyküleştirip-yazmamı engelledi. Ayrıca ‘kötüden emsâl-örnek olmaz’ mantığının bilincimdeki hakimiyeti, yazma irademi frenledi. Her neyse! Bu mini girizgâhtan sonra gelelim “En güzel İsimler”le ilgili asıl konumuza.  Erdemli, elit adamlardan müteşekkil dost meclisinde anlatılan bir anekdotu çarpıcı bir örnek olduğu için sizlerle paylaşmanın doğru davranış olacağını düşünüyorum: Derlerki ‘Fi Tarihi’nde, okumuş-yazmış bir ailenin kızı dünyaya gelir. Babası kızının adını “En Güzel İsimler”den seçerek koymuştur.  Bu kız tüm okulları birincilikle bitirir, sonuçta memur ve gün gelir yani “amir” de olur. Gel gör ki, Bürodakilerin hiç birisinin tipini, kişiliğini, bunların mesaideki hizmetlerini de kolay-kolay beğenmez. “Ben bile 90 puanlık memur değilim!” der; personelin sicil notlarının ortalamalarını düşük tuttuğu için, kimse sosyal hakları olan yan kademeyi alamazmış. Çok bilmişlik, kendini beğenmişlik bunun ruhsal yapısında gani-gani ganimet. Kibir-şirk yüklü bir tazenin-nazenin. Aşık Veysel’in deyimiyle: “Güzelliği on para etmez!”  ama, aynaya baktığında hep kendini en güzel görür, hep kendini güzel sanır, hep kendini güzel sayarmış. Hiçbir taliplisini beğenmezmiş. En çok da hemcinslerini beğenmezmiş. Giyim-kuşamlarını, yönetmeliğin kendine verdiği ‘amir yetki’ye dayanarak -özellikle güzel kızların saç ve makyajlarını- eleştirip, onları bombardıman topuna tutar, aşağılarmış.  Beğenmedikleri birer-birer evlenip torun-tosun sahibi olmuşlar; ama, onun kapısından geçerken şaha kalkan beyaz atlı süvariler hep tökezlemiş. Bekâr kızların gönlünü  cız ettiren (fetheden) daha sonraları Kaymakam olan yakışıklı-yağız bir delikanlının izdivaç teklifini de: “Evlenmeyi düşünmüyorum; ama, Seni, hele-hele hiç düşünmüyorum!” diyerek, geri çevirince; taliplisi “Nasıl birisini düşünüyorsan, bir ressama çizdirsen de o özellikleri öğrensek!” demek zorunda kalmış. Lâfı uzatmayalım… Kadının kaprislerinden bunalan personel soluğu en sonunda Başmüdür’ün makamında almışlar. Başmüdür’e “şunu ya evlendir, ya da başımızdan bir yolla def’et!” deyip, sıkıntılarını dile getirmişler. Başmüdür, soruna somut çözüm bulup, memurlarının sıkıntılarını şaka yollu cevapla; “Arkadaşlar! O’nu ben kendime ayırdım. Başkalarına asla vermem. Bundan böyle ve bundan sonra gadası-belâsı, her şeyi benim omuzuma. Müsterih olun! ” deyip, sorunu çözüp, konuyu tatlıya bağlamış. Ben de özetledim. Sözün özü: Personeline davranışları kesitler halinde aktarılan bayan Bürokratın hâl-î ahvâlinin öyküsünü keşke Erhan Bener duyup yazsaydı, üstat ne güzel dillendirirdi.  Nev-î şahsına münhasır bazı özelliklerini yansıtmaya çalıştığım ‘Kadın Bürokrat’ın adı diyelim ki “Sevim” olsun…  Mesai arkadaşlarının  da amirlerine “Sevimsiz Sevim” sıfatını ad verip, kendisini bu unvanla taçlandırıp, şöhretlendirmiş olabileceklerinden de kendi adım gibi eminim. Yaz aylarında bahçemde devamlı çalıştırdığım üç amelenin adları: İnönü, Ecevit ve Menderes… Tarihe tanıklık edenlerin adlarını çocuklarına boncuk gibi yapıştıran ebeveynlerinin hayalini ve umutlarını düşündükçe diyecek söz bulamıyorum. Kırşehirlilerin en güzel sözleriyle yazımı noktalıyorum: “Dıştan bakılınca yeşil türbe… İçine girdim ki estağfurullah tövbe!”  Kişinin ismi güzel, cismi güzel olmuş neye yarar!? “Diploma cehaleti alır; amma ve lâkin huy bakî kalır!” Hoşça kalınız.                  
Bu haber toplam 113 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.